Çiğdem çiğdem çiçeği...

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Raife Teyze yamağı Feride Taşkaldıran ve diğer köy kadınları ile birlikte çiğdem aşı pişirmekle kalmamış, yarının annelerine, babalarına çiğdemle ilgili manileri öğretmiş. Köyde imecenin, yardımlaşmanın örneği olan, bir taraftan da baharın gelişini kutlamaya dönük çiğdem aşı geleneğini yaşatıyor, kendinden sonrakilere aktarıyor. Öyle hesapla kitapla yapmıyor bunları. Tamamen ebesinden, dedesinden gördüğünü yapıyor.

 
Gülesin Ağbal DEMİRER
 
Adı Ayaz, insanları sıcak bir köy
Recep(Mebet) ‘abla çiğdem aşına gelir misin’ deyince hiç düşünmeden, nerede, ne zaman demeden ‘geliyorum’ dedim. Çiğdem aşını en son ne zaman yedim, kaç yaşımdaydım ya da daha sade bir soru ile en son ne zaman çiğdem topladım, hatırlamıyorum. Hatırlayamayacağım kadar uzun bir süre geçmiş demek ki.

Çiğdem aşı için Merkez’e bağlı Ayaz Köyü yolundayız. Çatak yolu üzerindeki Ayaz Köyü aslında çocukluk anılarımda olan bir köy. Hayal meyal  siluette -tam da bunları yazarken olduğu gibi- soğuk mu soğuk, ayaz mı ayaz, üstelik göz alabildiğinde dolulukta karla kaplı bir köy, Ayaz Köyü. Ama ne kar? Bugünkü kar gibi değil. Her yer bembeyaz. Hani o eski kışları anlatırken bahsettiğimiz ‘lapa lapa kar’ cinsinden. Neyseki çiğdem aşının yapıldığı gün, hava, çocukluğumun hatırasındaki Ayaz Köy’le örtüşmüyor. Biraz sert olsa da baharı aratmayan bir hava var. Güneş değdiği yerleri bir güzel ısıtıyor.
 
Çiğdemli karşılama
Meğer köy sakinleri bunu hep yaparmış. Son bir kaç yıl ara verseler de bu yıl yine gencinin yaşlışının aklına düşmüş çiğdem aşı. Köyün az yukarısındaki taşlık arazide  sarı başlarını  topraktan çıkartan çiğdemlerin bunda etkisi olduğu şüphe götürmez. Bu yılki çiğdem aşı şenliğinin (bunu ben diyorum, köy ahalisinin böyle bir tanımlaması yok) öncekilerinden farkı, önceki yıllarda aşı kendileri yapıp kendileri yermiş. Bu yıl davetlileri var. Ayaz Köyü İlköğretim Okulu Mustafa Akaydın, Muhtar Mustafa Özşahin’in ev sahipliğinde Milli Eğitim Müdürü Aytekin Girgin, Mimar Sinan Halk Eğitim Merkezi Müdürü M. Oğuz İyibil, Müdür Başyardımcısı  Nihat Kümbül  çiğdem aşına konuklar. Bir de biz, davetsiz misafirler.

Çiğdem aşı konukları köy girişinde okul müdürü, muhtar ve öğrenciler tarafından karşılanıyor. Çocukların elinde ne için burada olduğumuzu betimleyen çiğdem ağacı var. Çiğdem elbette ağaçta bitmiyor. Araziden toplanan çiğdemler bir dala tutuşturuluyor. Hazırlanan bu ağaç çiğdem aşı geleneğinin önemli unsurlarından. Neden önemli? Şundan önemli; çocuklar bu çiğdem ağacı ile evleri kapı kapı gezip çiğdem aşında kullanılacak malzemeleri topluyorlar. Toplarken de meşhur çiğdem manilerinden söylüyorlar. Hemen hemen herkesin bildiği en meşhuru da, “Çiğdem çiğdem çiçeği/ Alacağı vereceği köçeği/ Verenin oğlu olsun/ Vermeyenin kara kedisi ölsün”.
 
Koca bir kazan aş
Okul bahçesine geçiyoruz. Halk Eğitim kursu hocası Leyla Aykaç hanım misafirleri en güzel şekilde ağırlamak için kursiyer öğrencileriyle koşturup duruyor. Kalabalık halinde okulun hemen yanında kurulan çiğdem aşı kazanının başına gidiyoruz. Köyün genci yaşlısı tüm kadınları aş ve helva kazanının başındalar. Alelacele ‘baş aşçı’ diye takdim edilen Raife Çatal ile tanıştırılıyoruz. 64 yaşındaki Raife Teyze hiç 60’lık gibi görünmüyor. Allah ömrünü versin, enerjisi ile 20’lik kızlara taş çıkartacak gibi duruyor. Sadece enerji mi? Maşaallah Ayaz köyü kadınları pürneşe, hoş sohbet. Yüzlerindeki gülümse sohbet sırasında kahkahalarla aralanıyor. Misafirler soruyor, baş aşçı Raife Teyze ve yamağı (köylü kadınlar öyle söylüyor) Feride Taşkaldıran cevaplıyor. İlk soru çiğdem aşının nasıl hazırlandığına dair. 
 
Aş nasıl hazırlanır?
Bir gece önceden soğuk suyla yıkanan çiğdemlerin kökleri temizleniyor. Suda bekletiliyor. Bekletiliyor ki sarı suyu çıksın. Kıymalı, salçalı, hafif sulu yapılan bulgur pilavının içine katılıyor. Köyün bütün kadınlarının emeğiyle oluyor size mis gibi çiğdem aşı.
 
Başkomutan Raife Teyze
Tarifi de aldıktan ve çiğdem aşı ile ilgili çocukluk anıları ayak üstü paylaşıldıktan sonra konuklar okul bahçesinde hazırlanan masaya geçiyor. Bense Raife Teyze’den öyle hemen ayrılmak niyetinde değilim. Ayaz Köyü kadınlarının komutanı konumundaki Raife Teyze gelinini, torununu, kızını tanıştırıyor. Köyün yarısı birbiriyle akraba gibi. Sohbetimizden anlaşılıyor ki, çiğdem aşının köyde yaşatılıyor olmasında Raife Teyze’nin payı büyük. Torunları ve torunu yaşıtı çocukların topladığı malzemelerle çiğdem aşı pişirirken onların heyecanına eşdeğer hisler duyan, yılların eskitemediği gönlü zengin, yüzü güleç Anadolu kadını. Elbet sıkıntıları olmuştur, elbet köyde yaşamanın zorluğunu, geçinmenin darlığını, çocuklarını yetiştirmenin güçlüğünü yaşamıştır. Ama işte bugün torunlarına ve şehirden gelen konuklarına çiğdem aşı pişirirken gözlerinin içi gülüyor. Kendisine ‘baş aşçı’ diye takılanlara gülüyor, güldürüyor.
 
Maniler dizi dizi
Öğreniyorum ki, Raife Teyze yamağıyla birlikte çiğdem aşı pişirmekle kalmamış, yarının annelerine, babalarına çiğdemle ilgili manileri öğretmiş. Köyde imecenin, yardımlaşmanın örneği olan, bir taraftan da baharın gelişini kutlamaya dönük çiğdem aşı geleneğini yaşatıyor, kendinden sonrakilere aktarıyor. Öyle hesapla kitapla yapmıyor bunları. Sorunca “ebemizden dedemizden böyle gördük. Bizden sonrakiler de görsün, yaşasın, bilsin diye her yıl yapıyoruz. Sadece son bir kaç yıl yapmamıştık. Bu yıl haydi yapalım dedik. İyi de oldu.” diyor.
 
Tabak bitmiş bile
Tertemiz havada, güzel köy manzarasında çiğdem aşının, helvanın, köy ekmeğinin servisi başlıyor. Önüme konulan koca bir tabak çiğdem aşını bitiremem zannediyorum. Bir de bakıyorum ki tabakta birşey kalmamış, bitivermiş güzelim çiğdem aşı. E bu kadar yemeye hareket lazım diyoruz. Okulun içine giriyoruz. Halk Eğitim kursiyerleri muhtemelen mayıs ayında açılacak sergi öncesinde  mini bir sergi hazırlamışlar bizim için. El emeği, göz nuru ürünleri takdirle inceliyoruz.
 
Çıplak gözle çiğdemler
Mini sergiden sonra Ayaz Köyü’nde bulunuşumuzun sebebi mucibi çiğdem aşının ana hammaddesi çiğdemleri daha yakından görmeye gidiyoruz. Köyün biraz yukarısında taşlık arazideki çiğdemlere giderken, bir evin bahçesinde bir başka kadın topluluğunun  yufka yaptığını öğreniyoruz. Ev sahibinin ısrarları sonucu tahtaları başındaki kadınlara bir selam veriyoruz. Kara tavuğu, çomarı da unutmuyoruz tabi. O kara tavuk ki, yavrularına zarar verecekler endişesiyle kanatları altına almaya çalışıyor civcivlerini. Çiğdem aşından sonra olmaz desek te, ayran ve pezi ikilisini daha fazla reddedemiyoruz. Bu arada ev sahibinin kızlarını okutmadığı bilgisi veriliyor. İyibil ve Kümbül, babayı razı etmeye çalışıyor kızlarını açık öğretimde okutması için. “Biz elimizden gelen desteği veririz, sen yeter ki ‘he’ de’ diyorlar. Babayı düşünceleriyle baş başa bırakıp ‘selametle’ diyor ayrılıyoruz.
 
Öksüzü bulana ödül
Nerde kalmıştık, çiğdemlere gidiyorduk değil mi? Denildiği gibi buluyoruz sarı sarı çiğdemleri taşlı arazide. Muhtar veriveriyor küreği HEM Müdürü Oğuz İyibil’in eline. İyibil ustalıkla çıkartıyor çiğdemleri topraktan. Başyardımcısı Nihat Kümbül ise o kadar şanslı değil. Bize eşlik eden kızlardan öğreniyoruz ki, çiğdemin bir de beyazı varmış. Öksüz derlermiş adına. Söylenene göre nam-ı diğer kardelen. Çiğdem gibi kökü olmadığından gelirmiş ‘öksüzlüğü’. ‘Öksüz’ kelimesi biraz içimizi acıtsa da oyuna dönüşüyor aramızda. Sarı çiğdemlere inat zor bulunan beyaz çiğdemi bulana ödül verilecek. Koşturun bakalım çocuklar. Biz sarı çiğdemleri temaşa ededuralım, tam taşlı araziden dönüş yolunda iki çocuk koştura koştura geliyorlar. Ellerinde beyaz çiğdem. Ödülü  hak ediyorlar.
 
Tadı damağımızda
Çiğdemlerden, köyden, şehir hayatından konuşa konuşa köye geri dönüyoruz. Ayaz’ın hamarat kadınları çoktan çiğdem aşını yemişler, kabı kacağı yıkamışlar. Çiğdem aşı şenliği bitmek üzere. Bize müsaade deyip, sergiye gelmek sözü ile vedalaşıyoruz. Anadolu insanının güler yüzü, misafirperverliği hatırımızda, enfes çiğdem aşının tadı damağımızda kalıyor.


Güncellenme Zamani 10:57

Güncellenme Zamani 14:13

Diğer Haberler