Bugün
Hale Dergisi Konu Başlıkları
 Hale Dergisi'nin 43'üncü sayısı çıktı Sayfa 2
 Hale Dergisi'nin 43'üncü sayısı çıktı Sayfa 3
 Hale Dergisi'nin 43'üncü sayısı çıktı Sayfa 5-4
 Hale Dergisi'nin 43'üncü sayısı çıktı Sayfa 6
 Hale Dergisi'nin 43'üncü sayısı çıktı Sayfa 7
 Hale Dergisi'nin 43'üncü sayısı çıktı Sayfa 8
 Hale Dergisi'nin 43'üncü sayısı çıktı Sayfa 9
 Hale Dergisi'nin 43'üncü sayısı çıktı Sayfa 10
 Hale Dergisi'nin 42'inci sayısı çıktı Sayfa 2
 Hale Dergisi'nin 42'inci sayısı çıktı Sayfa 3
 Hale Dergisi'nin 42'inci sayısı çıktı Sayfa 4
 Hale Dergisi'nin 42'inci sayısı çıktı Sayfa 5
 Hale Dergisi'nin 42'inci sayısı çıktı Sayfa 6
 Hale Dergisi'nin 42'inci sayısı çıktı Sayfa 7
 Hale Dergisi'nin 42'inci sayısı çıktı Sayfa 8
 Hale Dergisi'nin 42'inci sayısı çıktı Sayfa9-10
 Hale Dergisi'nin 41'inci sayısı çıktı Sayfa 2
 Hale Dergisi'nin 41'inci sayısı çıktı Sayfa 3
 Hale Dergisi'nin 41'inci sayısı çıktı Sayfa 4
 Hale Dergisi'nin 41'inci sayısı çıktı Sayfa 5
 
Hale Dergisi Arşivi
2007 Yılı Arşivi
2006 Yılı Arşivi 
 Hale Dergisi'nin 43'üncü sayısı çıktı Sayfa 2
 
Gençlik Yılları-Ethem Erkoç
 
İnsan hayatının en tatlı ve en sorumsuz yılları, çocukluk dönemidir. Geçim kaygısı yok, zorunlu bir iş yok. Ekmek elden su gölden misali bir hayat. Küçük başarılar bile ödüllendirilir o yaşlarda. Suçlar ört-bas edilir. Yaramazlıklar bile sevimli gelir büyüklere.
Yaş ilerledikçe büyüklerin tavrı değişir. Artık büyüdün, terbiyeli ol, öyle yapma, şöyle yap. Yoksa harçlığını keserim, sana yeni elbise almam, öğretmenine derim, babana söylerim, seni cezalandırır... Bu ve benzeri uyarıların artmaya başlamasıyla birlikte çocukluk döneminin sonuna yaklaşıldığı anlaşılır.
Okulda derslerin sayısı ve türü artar. Bir öğretmenden uzaklaşıp on öğretmenli döneme geçilir. Ödevlerin çeşitleri ve teknikleri çoğalır. Okul, oyun ve eğlence olmaktan çıkıp yarış pistine dönüşür. Öğrenciler, hipodromdaki yarış atları gibi koşmaya başlarlar. İpi erken göğüsleyenler, seçkin okullarda yerlerini alırlar. Geri kalanlar, derece derece dağılırlar orta öğretim kurumlarına.
Buradaki ortam daha farklıdır. Öğretmenler, eğitimden ziyade öğretimle uğraşırlar. Daha çok bilgi, daha çok not hesabı yapılır. Davranışlar, disiplinle değerlendirilir. Nasihat ve öğüt devri, geride kalmıştır. Ya okuyup yönünü çizeceksin, ya da sanayiye inşaat sektörüne, ocaklara işçi olacaksın. Düşünmek için fazla vaktin yok, bir an önce tercihini yapacaksın. Okumaya karar verirsen yarış, yeniden başlıyor. Önünde koskoca üniversite sınavı var, çalışmalısın, iyi hazırlanmalısın. Tek başına yapamıyorsan babanın parasına kıyıp dershane yolunu tutmalısın.
Dershane ayrı bir âlem. Orada okumak isteyenlerin yanı sıra bir o kadar da okuyor görünenler bulunmaktadır. Karşı cinsle hoş vakit geçirmek, askerliği erteletmek, bir kaç yıl daha sorumluluktan uzak baba parası yemek için gelenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Onlara ayak uyduranlar, yarı yolda kalırlar. Ertesi sene, sonraki sene tekrar denemeye çalışırlar. Olmazsa arka kapıdan amele pazarına doğru yol alırlar.
Aslında ergenlikle birlikte gençlik yılları başlamıştır. Bu dönem, tek başına atlatmayacak kadar fırtınalı ve dalgalıdır. İyi bir dosta, özverili arkadaşlara, deneyimli kılavuza ihtiyaç vardır. Onların destek ve rehberlikleriyle daha sağlıklı ve daha hızlı yol alınır. Gençliği bekleyen içki, kumar, seks, çete ve çatışma ortamlarından ve tuzaklardan uzak kalabilmek, kendini koruyabilmek zor ve çetin sınavdır. Bu sınavı zamanında başarıyla geçemeyenler, mayınlı yolda her an bir tuzakla karşılaşabilir. Boyalı basın, magazin yüklü yayın, hâyal dünyasını süsleyen ve zorlayan renkli hayatlar, tüm cazibesiyle gençliği kendine doğru çekebilir. Ölçüyü kaybeden, ütopya peşinde koşan hayal perestler, o akıntının içinde her an alabora olabilirler.
Böylesine karmaşık bir ortamdan başarıyla sıyrılıp üniversitenin yolunu bulabilenler devrimizde şanslı sayılmaktadır. Amu bu yolun dümdüz olduğu söylenemez. Yeni bir ortam, yeni bir mekan, belki de yeni bir il... Arkadaşlar, hocalar, tavırlar çok farklı. Anadolu’nun dar kalıplarından kurtulmuşcasına kabuğunu beğenmeyen kaplumbağalar gibi şaşkın, bir o kadar da hırslı bir tip olmaya aday gençlik. Elinden tutulursa iyiye, güzele yönlendirilebilecek binlerce genç. Kontrolden çıkarsa serseri mayın gibi nerede patlayacağı belli olmayan canlı bomba.. Herşey, seçeceği arkadaş çevresine bağlı. İyi bir arkadaş çevresine takılırsa geleceği omuzlamaya aday olarak yetişecek, aski takdirde belki gece alemlerinde ya da sapık bir cereyanın akıntısında eriyip kaybolacak.
Gençlik önemli. Gençlik geleceğimiz. Her şeyimiz, geleceğin mimarları ve bekçileri için. Onların özenle yetiştirilmesi gerekir. Bu uğurda milletçe hiç bir fedakarlıktan kaçınmamalıyız. Bunda hemfikir olduğumuz kanısındayım. Zira onlara her türlü imkanı hazırlama konusunda büyük bir yarış olduğunu görüyor ve seviniyorum.
Ancak bir kaygım var. O da gençliğin eğitimden sonraki konumunu pek ciddiye almıyoruz gibi geliyor. Okutup, yetiştirip sokağa, kahvehaneye veya kafelere salmak çözüm değil. Onları meslek sahibi yapmak, branşlarına uygun alanlarda istihdam edebilmek gerekir. Koskoca bir işsizler ordusu, hem de yüksek tahsilli işsizler korusu ülkenin geleceği için tehlikelidir. Hayallerinin tamamını değilse bile bir kısmını gerçekleştirebileceği bir iş, çalışma ortamı bulamayan bir gençin kendisini mutsuz, ailesi huzursuz, sözlüsü umutsuz olacaktır. Bu, önce kişisel bir sorun gibi görülse de tüm toplumu saran sosyal bir soruna dönüşecektir.
Bu arada lise veya yüksek tahsil yapamamış binlerce gneçin sorunlarını iyi tahlil etmek gerekir. Onların da birer işgücü olarak ele alınıp değerlendirilmesi şarttır. Zira onlar da evlenecek, aile sorumluluğu yüklenecek ve yeni nesiller yetiştirecektir. Onlar ne kadar mutlu ve huzurlu olursa yetiştirecekleri çocuklar da hayata öyle başlayacabileceklerdir.
Gençler, yaşlarının gereği olarak elbette hayal kurarlar, gelecekle ilgili plan yaparlar. Hayata atıldıkları zaman gerçekle ilgili plan yaparlar. Hayata atıldıkları zaman gerçekle yüzleşirler. Hayallerin tümünün gerçekleşemeyeceğini anlamaya başlarlar. Planlarının büyük bir kısmının tutmayacağını farkederler. Belki bu onlar için ilk deneyimdir. Zamanla alışırlar, hayallerini gerçeklerle değiştirmek zorunda olduklarını anlarlar. Ama burada önemli olan, hayallerini kaybetseler bile ideallerini yitirmemeleridir.
Bu noktada ailenin, toplumun devletin ve devlet adamlarının ayrı ayrı sorumlulukları vardır. Geleceğimizi emanet edeceğimiz gençliğe sahip çıkmak zorundayız. Onlara hoşgörü, sevgi ve özveriyle yaklaşmalıyız. Dışlamak yerine topluma kazandırabilmek için çabalamalıyız. Dilleri, düşleri, görüşleri farklı bile olsa onları dikkatlice dinlemeli ve kendilerini iyi anlamalıyız. Sorunlarını ciddiye alıp çözüm üretmeye çalışmalıyız.  Umutlarını ve ideallerini törpülemekten kaçınmalıyız. Hayallerini yıkmadan hayatı ve gerçeklerini sevdirmeliyiz. Gençlerin karamsarlıklarını umuda, huzursuzluklarını mutluluga çevirmenin yollarını bulmalıyız.
Gençlik, bilinçli azimli ve donanımlı yetişsin istiyorsak laf değil, icraat gerek. Türkiye’nin genç nüfusunu iyi değerlendirmek ve kalkınmanın temel unsuru haline getirmek gerek. Gençlerin biz yetişkinlerden beklediği de bu olsa gerek.
Bu Haber 1146 Kez Okunmuştur.
Yorumlar Yorum Ekle Bu Haberi Arkadaşına Gönder Yazdır
    
Adres : Gazi Cad.Hamoğlu İşhanı No: 3/109 ÇORUM Tel : 0364 224 24 00 (PBX)
Bu sitedeki içeriğin ve yazıların tüm hakları Çorum Hakimiyet Gazetesine aittir.