Geri Dönmek İçin Tıklayınız

Dünya hayatı ancak 'aile' ile cennet olur

Dünyanın diğer ucundaki insanla rahatlıkla iletişim kurarken, yanıbaşımızdaki eşimizle neden konuşamıyoruz? İyi bir evlilik nasıl başlar?



İnsanoğlunun hayatında kullandığı en önemli ve anlamlı ‘evet’lerden biri hiç kuşkusuz nikâh masasındaki ‘evet’tir. Son yıllarda çeşitli etkenlerle bir hayli yara alan ‘aile’ kurumu artan boşanma vakalarına rağmen, hâlâ toplumumuzun temel direği. Kiminin gözü korkup ‘bekarlık sultanlık’, ‘azıcık aşım, kaygısız başım’ dese de bir gün karşımıza çıkacak birine ‘evet’ deme ihtimalimiz çok yüksek.  Hayatımıza yeni bir yön verecek ‘evet’i söylemeden önce çok iyi düşünülmesi gerektiğini söylüyor Dr. Semin Güler Oğurtan.

 

Dünyanın diğer ucundaki insanla rahatlıkla iletişim kurarken, yanıbaşımızdaki eşimizle neden konuşamıyoruz? İyi bir evlilik nasıl başlar? Nasıl yolunda gider? Yolunda gitmeyen şeyler nasıl düzelir? Kadın ve erkek tahterevalliyi nasıl dengede tutacak? Yıllardır Halk Sağlığı Uzmanı olarak sahada çiftlere, boşanmışlara, hatta kayınvalidelere danışmanlık hizmeti veren Oğurtan’ın söyledikleri evlilik için kafa yoranları ilgindiriyor.

 

Gülesin Ağbal DEMİRER

 

Aile içi iletişim eksikliği neden kaynaklanıyor?
Beklentilerden kaynaklandığını düşünüyorum. Evlenirken beklentilerimizi ortaya dökmüyoruz. Bir genç hanım, bir erkek evlenirken ‘niye evleniyorum’ diye düşünmeli. Evlilik güzeldir.  Evliliğin bir çok avantajı var. Ama asıl  kişi olarak,  bu hayattan en büyük beklentim, bekârlıkta bulamadığım ne? Bunu bilmeden evleniyoruz.

 

Taraflar nişanlılık sürecinde birbirlerine karşı yeterince dürüst değiller mi?
Değiller. Maskelerle nişanlılar. Bu maske her zaman var. Şu anda ben burada misafir maskesiyle oturuyorum. Siz soru sorup bu röportajı gerçekleştirmek zorunluluğundasınız. Bu bir maskedir. Gerçek siz, gerçek ben değiliz burada. Fakat nişanlıyken şunu düşünmemiz lazım. Evet biz nişanlıyız, somut kriterler uygun görünüyor. Biz evliliği yürütecek olgunluğa geldik görünüyoruz. Peki görünmeyen şeylerdeki beklentiler ne? Bunu bulduğumuzda, bunu da karşıya sunduğumuzda ‘benim en büyük beklentim bu’ dediğimizde karşıdaki maskesiz olarak ‘evet harika, ben bu işe destek olabilirim, bu beklentini yaşayacaksın. Şimdi de sıra bende. Benim de şu beklentim var.’ diyebilmeli. Bunu aileler bilmek zorunda değil. Bu karşılıklı anlaşma olursa o evlilik gidiyor. En büyük beklentimizi alabileceğimiz tek kurum evlilik ilişkisidir. Onu aldığımızda diğer huzursuzlukları tolere edebiliyoruz ya da onlara çözüm bulmak zorunda kalıyoruz. Çünkü bu beklentimizi başka hiç kimse bize sunmayacak.

 

Evlilik denilince arzu edilen şey mutluluk değil mi?
Mutluluğu başka yerden alabilirsiniz. Mutluluk daimi değildir. Mutluluk andır. Daimi olan şeyin adı huzurdur. Daimi huzurlu olanlar mutlu olmayabiliyorlar. Boşanmış çiftlerle çalıştığımızda sorduk. ‘Şu anda mutlu musunuz, mutsuz olduğunuz için ayrıldınız?’, ‘Mutsuzum ama huzurluyum.’ Bu toplumda mutsuz ama huzurlu insanlar var.

 

Hem mutlu hem huzurlu olunamaz mı?
Olunabilir. Huzur alt yapıdır. Çok güzel yepyeni, kabartma desenli bir halıda yürümük huzurdur. Yürüdüğünüz anda mutluluk hissedersiniz. Ama devamlı halıda yürümeyeceksiniz. Ara sıra buzda yürüyüp düşüp, ayağınızı kıracaksınız. Belki de bir süre yatacaksınız. Bu da huzurdur. Ama mutluluk değildir. Ayağınızı kırdığınızda mutsuzsunuzdur.

 

Günümüz insanı huzurdan öte hep mutlu olmak istediği için mi mutsuz?
Evet. Gerçekçi olmayan beklentilerimiz var. Mesela eşim diyor ki, ‘kadın devamlı peşimde koşsun, hizmet etsin, bana dünyanın kralı gibi davransın.’ Tamam davransın. Kadın da diyor ki, ‘ben dünyanın kralının kraliçesi oldum ya, benim de etrafımda hizmetçiler olsun, herkes sözümü dinlesin, çocuklar hiç sorun çıkarmasın, hiç kimse hasta olmasın. Kanser bizim eve hiç uğramasın’. Hepimiz biraz ferdiyetçi olduk, ‘ben’ olduk. Önce ‘ben’i düşünen kişinin ‘biz’e ulaşması çok zordur. ‘Biz’e ulaşmak için de evlilik ilişkisi şart. Başka hiçbir ilişki ‘ben’i, ‘biz’e ulaştıramaz. Peki fedakârlık, merhamet, muhabbet? Bunları işlememiz gerekir. Bunları sen bana sun bu ikili ilişkide ama ben burada durayım. Yok böyle bir şey. Mevlana’nın çok güzel bir sözü var. O takvada kullanmıştır ama evliliğe cuk diye oturur. ‘Ben sana sensiz geliyorum. Sen de bana sensiz gel ki, biz olalım.’

 

Hocam bu çok ideal bir şey gibi geliyor bana.
Yapılabilir. Bakın Efendimiz’in verdiği değerler, inancımızın yüklediği, toplulumumuzun verdiği değerler. Bunların hepsini bu idealimizde işleyelim. Merhamet, kanaat, fedakârlık, beklentisizlik, karşılıksız sevgi.  Aynaya gülümsediğinizde ayna size gülümser. Gülümsemeyen aynada problem vardır. O problem de tedavi gerektirir.  Mesela şiddet olayı. Şiddet iki türlüdür. Biri tedavi edilir, kişilik bozukluğudur, devamlı tıbbi tedavi ve yönlendirme gerekir. Diğeri durumlukdur. Bir bardağı benim karşımda kırmanız şiddet gösterisidir ve ben sizi dava edebilirim. O anda öfkelenmişseniz suçsuzsunuzdur. Devamlı benim karşımda bardak kırıyorsanız, korkutmak için, psikolojik baskıya alıyorsanız, bu ceza gerektirir. İkisi birbirinden farklıdır.

 

Var mı yasalarımızda böyle bir ceza?
Bilmiyorum, psikolojik yasalarımızda var. Şimdi bunu örnek olarak verdim. Sevgi mesela. Hanımlar diyor ki, ‘bana devamlı nişanlılık zamanında olduğu gibi bak.’ Nişanlı gibi bakması mümkün değil, çünkü nişanlıda özlem vardır. Adam evli, niye özlesin, akşama gelip hatunu görecek. Gerçekçi olmuyoruz. Beklentimiz gerçek dışına itildiğinde huzursuzluğa hoşgeldin.

 

İlişkide, ben kendimi sizin yerinize koymadan hep kendi isteklerimi ifade ediyorum.
Empati yapamıyoruz. Yapamayız, Türkiye’de bir kadının erkeğinin yerine kendini koyması, bir erkeğin hanımının yerine kendini koyması mümkün değil.

 

Neden?
Aynı şartlarda büyütülmüyoruz. Toplum aynı değeri vermiyor. Eğitim ve iş şartları aynı değil.

 

Bu bize özgü bir şey mi?
Evet. Bizde başka türlü bir empati var. Bu daha tehlikeli. Erkek karısını annesi gibi bekliyor.

 

Eyvahh!
Çünkü annesi onu hep sevdi, hatalarını kapattı, kusurlarını örttü. Kadın da babası gibi bekliyor. Babayla bekarlıktan anlaşamayan kadın, babanın küçücük bir davranışını kocasında görünce, ‘eyvah babama benzeyecek, anlaşamıyoruz, boşanacağız.” diyor.  Ne oldu, sigara içtin oturma odasında perdem sarardı. Basit bir şey söylüyorum ama basitlikler götürüyor.  Mahkemedekiler bize başvurup ta dese ki, ‘biz öfkelendik, boşanmak için başvurduk, aileler işin içine girdi. Ama aslında biz barışmak istiyoruz’. Kayıtları inceliyorum. Mahkemeye verilen hatalara bakıyorum. Öbür tarafın iddiası vs. Sonra ne buluyoruz, bir ceviz kabuğunu doldurmayan şeyler. Bütün evliliklerde olan şeyleri yazmışlar. Avukat arkadaşlar var. Onlara başvuruyorlar mesela. ‘Boşanacağız, yardımcı olur musunuz?’. ‘Hayır olmayız. Bizim bir danışmanımız var ücretsiz, ona gidiyorsunuz, bana kaliteli bir suç getiriyorsunuz, hani kusur derler ya. O kusur kabul edilebilecek bir kusursa, mahkemeyi açarız.’. Bir avukat bunu kolay kolay söylemez. Bana geldikten sonra o ilişkinin olumlu taraflarını göstermemiz lazım. Genel evliliğin değil. Eşinle mutlu olduğun zamanlar, beğendiğin özellikler falan filan derken, bir 3 ay sürüyor. Ondan sonra ‘ya bizim beyle bir görüşelim, mahkemeye girmeden.’ denmeye başlıyor. Veya  boşanmak istemeyen erkekler de bize başvuruyor. Biz onları birleştiriyoruz. Yeter ki gelsinler.

 

Hangisi daha kolay vazgeçiyor boşanmaktan, kadınlar mı, erkekler mi?
Erkekler kolay vazgeçiyor, enteresan ama. Kadın zor vazgeçiyor çünkü o süreci evliliğinde yaşıyor. Kafasında beklemiştir. O sürede iyileştirme çabası için yardım almamıştır. Kadının gırtlağına kadar gelmiştir, öfkelenmiştir. O öfkeden sonra büyükler araya girince de geri dönememiştir. Bir hanımefendi -en son barıştırdığımız- teyzesinin oğlu ile evli. Kayınvalide ile beraber yaşıyor. Basit bir şeyden dolayı kayınvalide ile dilleşiyor. ‘Kayınvalidem bana bir daha bağırmasın diye gittim içeride intihar girişiminde bulundum. Teyzem, ‘git defol babanın evinde öl, sonra beni suçlarlar.’ dedi. Ben de bırakıp gittim.’ Bu sefer aracılar yanlış bilgi getirip götürüyorlar. Damat eniştesini, kayınbabasını sen benim karımı nasıl götürürsün deyip tartaklıyor. Olay farklı bir boyut kazanıyor ve mahkemeye taşınıyor. Bize geliyor, ‘ben kocamı çok seviyorum, çocuğum var beni barıştır.’ Babasını çağırdım geldi. Adam, ‘Kızım barışabilir ama ben damadı sildim. Kızım da bayramdan bayrama gelirse gelir. Damat bu eve girmeyecek. Ben onların ayrılmasını istemedim. Onlar kovaladı da kızımı ben aldım.” Herkes kırgın. O kırgınlığı zaman silecek. Kız iki ayda kocasına gitti. Sonra teşekkür etti bize. Avukat göndermişti onları bana. Biz eğer avukat olarak boşanmadan gelecek geliri düşünür, her boşanma davasını kabul edersek gelecekte o boşanmış ailelerin çocukları ile karşılaşacağız. Boşanmış ailelerin çocuklarıyla da çalışıyorum. Boşanmış ailelerin çocuklarının suça karışma, suçu bizzat isteyerek işleme oranı diğer çocuklara göre daha yüksek. Sigara, uyuşturucu, alkol hepsini düşünün siz, ama en çok suç oranı yüksek. Boşanmış ailelerin çocuklarında intikam hissi var. Yazın 6 hafta boşanmış ailelerin çocukları ile çalıştık. İlk hafta duygu çalışağız dedik psikoterapistlerle. 6 hafta duygu çalıştık. Çünkü duyguyu geçemedik.

 

Kadın-erkek-çocuk bir öfke patlaması var toplumda.
Öfke kontrolü öğretilmiyor. Yine geliyorum inançlarıma. Benim büyüklerim öfke kontrolünü öğretmiş. Onlar da bize yaşayarak öğretiyorlardı. Medya da öfke kontrolünü öğretmiyor. Öfkelendi, şunu yaptı, mazur görün. Medya bize bunu öğretiyor. Hoşumuza da gidiyor, öfkelendiğimizde kendimizi güçlü hissediyoruz, yanlış yapıyoruz.  O yanlışlar boşanmaya neden oluyor. Kadın öfkeli, çocuk öfkeli, erkekler biraz daha rahat. Çünkü boşandıktan sonra erkekleri dul bırakan değil, hemen evlendiren bir toplumuz. Bu tarafta çocuk, ekonomik zorluk, kadın, damada öfkeli bir de anne-babası, öğretmen ve arkadaşların acıma, hakir görme, bu çocuğa suç işlemekten başka bir yol bırakılmıyor. Bir anne-kız Alanya’dan geldiler. Sosyal Yardımlaşmaya geldiler. Hemen psikoterapiye aldım. Bizi düşünen birileri varmış diyerek şaşırdılar. ‘İlk defa Allah’a dua ederek yattık, bizi düşünen birileri varmış’ diyorlar. Kaderle araları bozuluyor. Kaderi yaratan kim? Yaratıcıyla aranız bozulduğunda her türlü suçu işlersiniz. Aileyi bir arada tutmak zorundayız.

 

Aileyi bozan şeyler neler?
Her şey. İç etkenler var, beklentileri bulamama, sevgiyi istediğimiz gibi yaşamama, ekonomik ve sosyal sorunlar, dışardan da büyük müdahaleler var. Medya, internet, cep telefonlarındaki mesaja cevap verme ihtiyacı vs. İletişim çağı deniliyor, iletişim bozuldu, insanlar cep telefonuyla yatıp kalkıyor, eşine ‘sabah nasılsın hanım, yüzün çok solgun’ diyen yok. ‘Cep telefonum niye çalışmıyor ki, şarj edeyim’ diyor. Amerika’daki kişiyle konuşabiliyorum ama eşimle konuşamıyorum. Ve buna iletişim çağı diyoruz.

 

Bu noktaya nasıl gelindi?
Getirildik. Her teknolojinin güzel yanı vardır. Teknolojik aletleri yanlış kullanıyoruz. Bizden biri Avrupa’ya gidiyor. Görevli soruyor, ‘Doktor musunuz, politikacı mısınız, asker veya polis misiniz, ‘hayır’, ‘niye cep telefonunuz var’ diyor. Bizde 11 yaşındaki çocuğun cep telefonu var. İnsanlarda tüketme hastalığı var. Herşeyi tüket. Tüketim çağında aslında birbirimizi tüketiyoruz.

 

Hocam tablo çok karanlık oldu. Hiç aydınlık bir şey yok mu?
Bunun için burdayız. Başlangıçta konuşurken karamsarlığı görmem lazım. Tuvali önce siyaha boyarlarmış. O kadar kötü değil. Ben her zaman umudun yanındayım. Korkutmuyorum. Sadece gerçekler. Anlattıklarımız tek tek vakalar. Ama genellenmesin diye burdayız, Türkiye’nin her yerindeyiz. Veya olmalıyız. Her şehir kendi aile eğitim programcılarını yetiştirmeli. Zaten programı Bakanlık sundu. Sertifika verdi, eğitimci yaptı. Sivil toplum kuruluşları, kadın meclisleri çalışın dedi. Biz de çalışıyoruz. O yüzden tablo karanlık değil. Ailemiz hâlâ iyi yerde.

 

Aileyi ne korur?
Aileyi tek koruyan ortak inanç birliğidir. Aile içinde bir konuda mutlaka tartışılır. Fincan alacaksınız örneğin. Oğlunuz takım amblemli ister. Kızınız Sindirella bebek olsun der. Eşiniz  cam olsun, içindeki çayın rengini göreyim der. Siz de son moda ürün almak istersiniz. Ama sadece bir takım fincan alınacaktır. Hepsini birden mutlu edemezsiniz. Ekonomiye bakalım mı, şekline bakalım mı, herkesin ortak seçtiği bir fincan olsun mu, olamıyor. O zaman mutfaktan sorumlu kim, anne Ayşe Hanım. O zaman onun seçtiği fincan olacak. Konu kapanmıştır.

 

Kim nerede duracağını bilecek yani.
Ailede iş bölümü şart. İş bölümü derken, kadın şunu yapar, erkek bunu yapar demiyoruz. İş bölümünde kendim bulduğum, onu da evimde uyguladığım yöntem; ‘vakti olan, sağlığı olan, becerisi olan ortada olan işi yapar.’  Biz kadınların beceresi fazla. Elimiz çok güzel şeylere yatkın. Bundan da zevk alıyoruz. Yemek pişirirken zevk almayan kadın tanımadım meslek hayatımda. Hepimiz zevk alıyoruz. Niye yemekleri  biz pişiriyoruz demiyoruz. Yemeği yiyen kişi teşekkür ediyor. Oh sevgimiz daha da artıyor. Karşılıklı iletişim başladı. Hizmet, yani davranış iletişimle desteklenir. Ama iletişim tek başına götürmez evliliği. Çok iyi konuşup, anlaşanlar 3 ay sonra ‘bir birbirimize göre değildik, ayrılıyoruz’ diyorlar. İyi anlaşmak ayrı şey. Bir de sevgi boyutu var. Duyguyla mantığı dengede tuttuğunuzda, komşuluk ilişkileri, meslekler, evlilik her şey yolundadır. Biraz kadın, biraz erkek dengede tutacak. Çocuklar tahterevallinin ortasında. Onlar büyüyüp kendi tahterevallilerine geçtiklerinde bizim işimiz bitecek.

 

Toplumumuzda kadının yükü biraz ağır değil mi hocam?
Ağır. Eğer o kadın desteklenirse, sadece teşekkürle, güzel bir sözle yük ağır gelmez. Bir arkadaşımın dediği gibi ‘amiyane bir tabir ama  bir gazlık işimiz var. Gazı ver gitsin.’

 

Erkeklerin eğitime daha çok ihtiyacı var diyebilir miyiz?
Daha çok demeyeceğim ama eğitime ihtiyaç var. Çünkü erkeğin evde sorumluluğu 3 saatse, kadının yatıncaya kadar.

 

Erkekler der ya ‘kadınları bir türlü anlayamıyoruz’ diye.
Anlamayacaklar da. Erkek özel yaratılmış, kadın özel yaratılmış. Anlamak gerekmiyor. Kimse kimseyi anlamasın. Düşünün yeter. Beni ne mutlu ediyor, eşimi ne mutlu ediyor bunu birbirimize sunduğumuzda geçinmek çok kolay. Buna ödün vermek demiyoruz. Kişiliğimizi değil ama davranışlarımızı değiştirebiliriz.

 

Kadın sevildiğini duymak ister. Erkekler de  ‘illa söylemem mi lazım, biliyorsun işte’ der.
Orada sevgi dilleri farklılıkları var. Kadın eğer isterse, yine kadınlığını, güzelliğini kullanarak kendi istediği sevgi dilinden hitap ettirebilir. Ama bize öyle öğretmediler.

 

Ama hocam yine kadına görev çıkardınız.
Kadının doğuştan eğitimci olduğuna inandığım için görev çıkarttım.  Kim çocuk eğitiyor kadın, kim yetiştiriyor, dersine kim yardım ediyor, yemeğin on bin türlüsünü kim öğreniyor ve öğretiyor, kadın.

 

Bu yanlış değil mi, çocuğun eğitimini neden sadece kadın üstleniyor?
Kesinlikle, kadın bilecek erkek uygulayacak. Çocuk bir yanlış yaptı, benim eşim bana bakar. ‘Bir dakika babası, bize biraz izin verir misin, biz bir konuşup gelelim.’ Bana baktığında bilmiyor ne yapacağını. Ama yanlışı farketti. Ben izin versem ortaya öfkeli bir baba çıkacak. Hayır, içeriye al konuş. Bu aynen başımıza geldi. 7 yaşında çocuğum, okuldan bir şey öğrenmiş gelmiş. Gelip babaya söylemiş. Ne olduğunu, içeriğini bilmiyor. Yemekte söyledi. Baba kaşığı bırakıp gitti. ‘Bunu nerden öğrendim?’ dedim.  ‘Arkadaşım söyledi.’ ‘Manasını biliyor musun. nasıl öğrendin? O söz ona ait.’ ‘Çok sinirlenmişti birine, onu söyledi rahatladı. Ben de yemekte babama sinirlendim, söyledim rahatladım.’ İçeriğini bilmiyor. ‘İçeriğini öğrensen, yanlış olduğunu bilsen, babanın kalbi kırıldı, yemeği bıraktı gitti, ne yaparsın?  ‘Gidip, özür dilerim’ dedi. Mesele halloldu.

 

Sizin de  şaşırdığınız, ‘bu sorunla nasıl baş edeceğim, ne yapacağım’ dediğiniz dönemler oluyor mu?
Ne yapacağım denilen dönem her kadının başına gelir. Orada sessiz kal, bir danışana sor, internete sor, kitaba sor, mutlaka cevabı var.

 

Danışmana danışmak son yıllarda yaygın.
Danışman psikoterapist olmak zorunda mı? Annemiz de bir danışmandır. Komşunuz, onun tecrübeli annesi de danışmandır. Çocuklarıyla iyi geçinen anne de bir danışmandır.

 

Telkin edilen doğru değilse...
İçinize yanlış hissi verirse yapmayacaksınız. İstişare her zaman sünnettir ama sonucu yine sana aittir. Sen karar vereceksin. Her halükârda ben çıkış yollarının tıkanmasından yana değilim. Çıkış yolları gerçekten tıkanıyorsa, ciddi profesyonel yardım lazım. Gerçekten çözülemeyecek vaka gelmiyor bize.

 

Size gelen vakalarda ‘buna ne gerek vardı, şöyle şöyle de halledebilirdiniz’ diyeceğiniz şeyler mi oluyor?
Çoğunlukla öyle oluyor maalesef.

 

Nasıl yapıyoruz ki, kendi içimizde çözemeden dışardan yardım ihtiyacı duyuyoruz?
Yetersiziz. Sadece bilgi yetersizliği var. İkisi de halkla ilişkiler okumuş. İletişimin de âlâsını akademisyen olarak görmüşler. Hanım ev hanımı. Beyefendi  çalışıyor. Vaka şu: Beyefendi, ‘Hanım benim telefonuma cevap vermiyor’ diyor. Millet ‘kocam aramaz der.’ ‘Bu problemi aşamadık’ diyor. ‘Cep telefonundan anlıyor musunuz?’ ‘anlıyorum.’, ‘sadece eşiniz aradığında çalacak bir müzik yükleyebilir misiniz’ dedim. ‘Hiç aklıma gelmedi’ dedi. Erkek yükledi. Ve o müzik çaldığında kadın açıyor. Çünkü eşi telefon açılmadığında alınıyor.

 

Şimdiye kadar söylediklerinizden şunu anlıyorum. Evliliğin yürümesi karşınızdaki insana verdiğiniz değerle de ilgili.
Evlilik ilişkisinde size değer verilmediğinizi anlamadığınızda ne yaparsınız, çeker gidersiniz. Bundan önce hırçınlık, öfke hepsi işlenir ve yanlışa götürür. İlle de ben bu evlilikte değerliyimi hissetireceğiz, biz eşimiz, eşimiz bize. Sonra çocuklar bize, biz çocuklara. Siz dünyanın en değerli çocuklarısınız, sizi bana verdiğiği için Allah’a teşekkür ediyorum diyeceğiz. Sadece nikâh için Belediye’ye başvuran gençlere bir test yapalım. Kaç tanesinde öz değer duygusu belli bir seviyenin üstündedir? Yine geliyoruz annenin çocuğu eğitimine. Ben değerliyimi hissettiğinizde eşinizin bakışında da değeri bulursunuz. Ya hissetmediğinizde; ‘bana niye bakıyor, bir eksik mi bulacak’ diye bakar. Algılar çatışıyor. Çocuk varsa boşanmayı iki kere değil on kere düşüneceğiz. Eğer bir mutluluk bulacaksak o evliliğin içinde bulup çocuğu ana-babalı yetiştireceğiz.

 

Ama diyelim ki herşeye rağmen evlilik kötü gidiyor. Çocuk var diye sürdürmek gerekiyor mu?
Boşanmayı şöyle uygun görebiliriz; kadın-erkek veya çocuklara olumsuz yansıma had safhadaysa, hayati tehlike var ise, şiddet gibi veya insan olarak değer vermemiş, bunlar zaten ispat edildiği zaman boşanma gerçekleşiyor. Hukuk da insanı korumak zorunda.

 

Kadına şiddet meselesi çok gündemde. Şiddet aslında yeni değil.
Bir kaç kadın ölünce, olay medyaya yansıdı. Gündeme taşınmasının faydası var. İnsanlar şiddete karşı koyabilmeli. Ama şiddet boşanmaya götürmemeli. İşin o tarafında değilim ben. Yani her şiddet olayında tamam ayrılın diyemeyiz. Çünkü tedavi edilebilir. Bütün aile görüşmeye gelecek. Toplu görüşme yapılacak.  Onlar gelmiyorsa, danışman veya sosyal hizmetler uzmanları gidecek. Her zaman kadın-erkek yaşlı o ailede kim yaşıyorsa başvurduğunda gideceği bir yer var. Huzurevleri çözüm oldu mu, Çocuk Esirgeme Kurumu çözüm oldu mu? İlle de aile yanında büyüyecek çocuklar. Aile gerçekten harika bir şey. Dünya hayatının cennet olabileceğini ailenin güzel yaşantısında görüyorum. Dünya hayatı ancak aile ile cennet olur. Hiçbir kişi, dünyanın en zengini olsun, en güzel yerlere gitsin tek başına mutlu değil.

 

Aile içinde de bireyler yalnızsa...
Ortak inanç, ortak hayat tarzı geliştirmeyen ailelerde mutluluğu çok beklemiyoruz. 

 

İyi bir evlilik, iyi bir aile nasıl olur’u maddeleştirirsek...
Çok kısa, muhabbet ve merhamet. İkisini çok güzel işleyin ve uygulayın ailede, sorun kalmaz. Merhametin içinde hizmet var mı var, iletişim var mı var, acıma, şefkat, yardım var mı var, muhabbetin kendisi zaten karşılıklı sevgi, saygı.

 

Hocam bütün bunlar evlenirken ne istediğini bilmek konusuna çıkıyor.
Evet, bildiğin şeyi de karşıdakinin de kabul etmesi lazım. İnanç birliği önemli. Ben evliliğimde inanç birliğini önde tuttum, inancı yaşama tarzımız bile aynı. Sonradan para politikamız bile aynı çıktı. Ve mutluluğu hissediyorsun. Şimdi sizin elinizde sadece 50 lira var. Maaş almanıza da 1 hafta var. Kocanızın da 50 lirası var. Şuraya gerçekten ihtiyacı olan biri geldi, hiç düşünmeden verdiniz. Allah kabul etsin. O gün beyefendinin yanına da gerçekten ihtiyaç sahibi biri geldi, o da son parasını verdi. Akşam oldu, ikinizin de cebinde para yok. Ama mutlusunuz. İşte bu inanç birliği. Beyefendi size ‘niye bana danışmadan para verdin diyebilir mi?’

 

Bu ileri düzey gibi geliyor bana bu hocam.
Olgun değiliz de ondan. Evliliğe başlangıçtaki olgunluk kriterlerimiz 20 tane. İşte efendim vakıfta çalışıyor mu, yardım ediyor mu, hayvanları seviyor mu, evinin dekorasyonu, lüks mü, klasik mi, hayat tarzı, bunları evlilik öncesi konuşacaksınız. 20’sinin 10 ve üstünde mutabık kalıyorsanız sizin evliliğiniz devam eder. Ama 20’sinin 20’sinde de mutabık kalamazsınız, çünkü insan özeldir ve tektir. Herşeyiyle tektir. Bu mümkün değil. Semin Güler’in bir erkek modeli yok ki.

 

Farklılıklar nasıl tolore edilecek?
Farklılıklara saygı diyoruz. Farklılıklarda sadece size yanlış tarafın yansımaması gerekiyor. Farklıyız, tamam güzel. Eşiniz gözlük yerine lens kullanıyor. Eşim bana sen de lens kullanmalısın, demedikçe bu evlilik gider. Siz istediğiniz gibi gözlüğü kullanırsınız, ben de istediğim gibi. Bunun adı saygı.  Yok benim içtiğimi içeceksin, benim istediğim gibi olacaksın, bunun adı tam anlamıyla kibar zulümdür. Düşünce kalıplarımızı değiştirmeliyiz. Günümüzde bir de bağımlı ilişkiler arttı. Eşinden beklediğini bulamayan kadın aileye bağımlı kalıyor. Mesela kocasından çok babasının sözünü dinliyor.

 

Kadınları biraz susturup, erkekleri daha çok konuşturursak sorun çözülür mü?
Bu çok zor, bizim susmamız lazım, biz susamıyoruz. Biz konuşuyoruz. Fazla konuşuyoruz. Erkekleri de konuşturmuyoruz, konuşturamıyoruz.

Geri Dönmek İçin Tıklayınız