Kale ve Müze

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

14 Ağustos 2017 tarihinde Ankara Kalesi'ne çıkmak istedim. Damadım Yaşar Uzun, haydi dedi, düştük yola. Ankara trafiğini geçtikten sonra Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ni geçerek kaleye doğru tırmandık. Oldukça dik bir yokuş. Sonunda kale kapısına vardık.
Ben, Ankara Kalesi'ni, Çorum Kalesi gibi bağımsız bir bölüm sanıyordum. Etrafı ve içi mahallelerle kaplı. İçindeki evler de etrafındaki konaklar da çok iyi restore edilmiş. Kale içindeki konaklar, ya butik otel veya lokanta gibi düzenlenip turizme açılmış. Ama sokak, tamamen turistik eşya satış mekanları haline getirilmiş. En az iki bin yıllık kale, bütün ihtişamıyla dimdik ayakta. Binlerce ziyaretçisi var. Bu az beş-altı metre kalınlığındaki kale duvarlarının en üst kısmından Ankara'yı seyretmek, Ulus'a, Kızılay'a, Hacı Bayram'a, Keçiören'e bakmak gerçekten çok zevkli.
Hava sıcak, öğle güneşi tepemizde. Ama zirvedeki esinti, nispeten yüreğimizi serinletiyordu. Terleyerek çıktığımız kaleden ağır ve temkinli adımlarla indik. Yine o hatıra eşya satan tezgahlılar ve dükkanların arasından geçiyorduk. Bir iki hatıra eşya da biz aldık. Ama İsmet Eker Konağı'nın bir benzeri olan konağı tespit edemedim. İki saatlik ziyaretin sonunda dinlenmek, çay içmek gerekir dedik. Öyle de yaptık.
Sonra kale kapısının karşısında bir müze binası dikkatimizi çekti. "Rahmi Koç Müzesi"
Adından hareketle içeriği hakkında bir yorum yapamadım. Bir görmek lazım deyip içeri girdik.
Burası, Kanuni Sultan Süleyman zamanında inşa edilen beş yüz yıllık Çengelhan binası imiş. 2003-2005 yılları arasında restore edilerek müze haline getirilmiş. Rahmi Koç'un buraya ilgisi de babası Vehbi Koç'un ticaret yaptığı dükkanın da bu handa bulunuşundan kaynaklanıyormuş.
Müze, tahminimin çok üstünde dolu ve kapsamlı. Oyuncak araba, gemi, tren, uçak modelleri, insanı yüzyıl öncesine götürüyor. Her meslek kolu için bir oda ayrılmış, kullandığı eşyalarla birlikte o dönem çok iyi canlandırılmış. Küçük el sanatlarından evlerde kullanılan her türlü alet, edevata kadar her şey var. Demir tekerlekli bisikletlerden paletli traktörlere kadar, karasabandan eski tarım aletlerine, kilimden çulhalıklara, bataryalı radyolardan gramafonlara, kılıçlardan tüfeklere ve tabancalara kadar her şey sergilenmiş. Bunlar için ya ayrı odalar, ya da büyük salonlar tahsis edilmiş.
Burada dikkatimi çeken bir husus var; o da binanın içindeki Allah-Muhammed ve dört halifenin isimlerinin bir camide olduğu gibi sıralanmış olması ve bir de mihrap kitabesinin yer alması. Bu durum, bana buranın daha önce büyükçe bir mescit olarak kullanılmış olduğu izlenimini verdi. Odaları dolaştığımda ise medrese odalarını dolaşıyorum diye düşündüm.
Bu konuyu müze çalışanlarından birine sordum. O da broşürdekinden başka bilgisinin olmadığını söyledi.
Çengelhan'dan sonra 1511 yılında yapılmış olan Safranhan'a geçtik. Burası, sof ticaretinin merkeziymiş. Ancak Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında cezaevi olarak kullanılmış. Rahmi Koç, burayı da satın alarak 2016 yılında müze halinde halkın hizmetine sunmuş.
Burası da benzer eşyalarla dolmuş. En az son üç asırı içine alan pek çok eser yer alıyor. Her birini saymam imkansız. Ancak bu iki müzeden de çok etkilendim. Rahmi Koç'un böyle hayırlı bir hizmette bulunmuş olmasını takdir etmek lazım. Böylesi etnografya müzelerine her ilin ihtiyacı var.
Başlamışken üçüncü müzeyi de görelim dedik. Çukurhan denilen ve üzerinde otel-müze ibaresi de bulunan bu bölüme geçtik. Buranın alt katı, resim sergisi. Burada pek çok ressamın eserleri sergileniyor. Diğer iki katı da daha çok arkeolojik eserlerle dolu.
İlk iki müzenin etnografik niteliğinin yanında üçüncüsü, çok farklı özellik taşıyor. Burayı gezerken kapanış saati geldi. Görevlilerle birlikte müzeyi kapattıktan sonra artık hararetimizi gidermenin zamanı gelmişti. Çayımızı, limonatamızı içtik. Dört saatlik kale ve müze ziyaretlerimizi tamamlayıp arabanın yanına dönerken Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ni ziyaret etmeye vakit kalmadığı için üzüldük. Onu da başka bir sefere bırakarak aracımıza binip yola çıktık.
Bu günü dolu dolu değerlendirdik diyerek Kale'nin yokuşundan Hacı Bayram Cami'ne doğru hareket ettik. Oradaki değişiklik ve yenilikleri de görmek istiyordum ama dizinde derman kalmadığının farkına varıp eve döndük.