Bugün :

Kerim Mandıralıoğlu


Din-İktisat ve emek üzerine


02.05.2012 11:20:55 -111

 

Hayatın önemli bir parçası olan iktisat, gerek ahlakî boyutu gerek ekonomiye yön veren zihniyetin oluşması sebebiyle dinden ayrı değerlendirilemez. Kimliğine bakılmaksızın mazlumun yanında yer alması gereken Müslümanlar, alın terinin karşılığının verilmesi ve mülk edinmeyi gaye haline getirmelerinden dolayı haklı eleştirilere maruz kalıyorlar. Siyasi denetim sağlamanın en güvenli ve basit yönteminin, sermaye üzerinde egemenlik sağlamakla olacağı kabul edilir. Bu kabul, her dönemin burjuvazisini de beraberinde getirir. Ya Müslümanca bakış böyle mi olmalı? 
Öncelikle Kur'an'ın, dolayısıyla da İslam'ın bu konuya bakışını bilmemiz gerekir. Kur'an insanlara evrensel bir iktisadî yapı sunmaz. Sadece temel hedeflerin gerçekleştirilmesini ister: Adaletin sağlanması, sömürünün kalkması, helal kazanılıp helal yerlere harcanması, faizden uzak durulması, zekatın verilmesi, israf edilmemesi gibi hedef ve ilkeler. Bu ilkelere bağlı olarak iktisadî sorunların çözülmesini bilgi ve uygulama problemi olarak insanlara bırakmıştır. Sebe' 34/36 "De ki: Şüphesiz Rabbim rızkı dilediğine genişletir dilediğine bir ölçüye göre verir…" Şura 42/27. ayette "Eğer Allah rızkı kullarının hepsine bol bol verseydi, yeryüzünde azgınlık ederlerdi… Zuhruf 32'de "Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır." Haşr; 59/7  "… mallar içinizdeki zenginler arasında elden ele dolaşan bir devlet olmasın."  (Zenginler kulübü oluşmasın.) Nahl; 16/71 "Allah  rızıkta kiminizi kiminize üstün kıldı; üstün kılınanlar, rızıklarını ellerinin altında bulunanlara onda eşit olacak şekilde verici değildirler." Bakara,2/275 "…faiz yiyenler şeytanın  çarptığı kişi gibi kalkarlar…. "Hayır! Gerçek şu ki, insan azar; kendini müstağni gördüğünden. Şüphesiz dönüş Rabb'inedir." (Alak: 6-8)"O ki, malı yığıp biriktirir ve onu saydıkça sayar, o, malının kendisini ebedi kılacağını zanneder; "(Hümeze:1-3)
Hedeflenen ilkelere Liberalizm-Kapitalizm-Sosyalizm vs…hiçbir ideoloji kalıplarıyla ulaşılamaz. Kapitalizm; mal yığıp biriktirme ve sınırsız tüketim temeline dayanan bir ebedileşme arzusunu; Liberalizm, sınırsız özgürlüğü,   sekülerleşmeyi  hiçbir şeyin anlamının, değerinin olmadığını, her şeyin mubah olması gerektiğini savunur. Sosyalizm, kominizm devletin üretim araçlarını ya planlama yoluyla ya da doğrudan bir biçimde kontrol ettiği ve hatta bu araçlara hukuken sahip olabildiği sistemi içerir.. "Yiyecek ekmeği olmadığı halde kınından sıyrılmış bir kılıç gibi isyan etmeyen insanın aklına şaşarım!" diyen  Ali Şeriati bu çıkışları nedeniyle İslamcı sosyalist olarak tanıtanlar var. 
"Batılılar geldiklerinde ellerinde incil, bizim elimizde topraklarımız vardı. Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler. Gözümüzü açtığımızda ise; bizim elimizde incil, onların elinde topraklarımız vardı." (Kenya Kurucu Devlet Başkanı Kenu Kenyattu) Sömürüler, paranın parayı çekmesi, haksız kazançlar sonucu sermayeye hükmedenler toplumda huzursuzlukların da kaynağıdır. Kur'an'ın mele' yani 'dolmuş', mütref yani bolluk içinde şımarmış tabirleri bu zihniyeti eleştirmektedir. Egoizm çıkarcılık ve bireysellik üzerine kurulan kapitalizm  ahlaki değerleri yok saymıştır. Kapitalizm'in kurucu babalarından Adam Smith 1776'da yazdığı "Milletlerin Zenginliği" adlı kitabında Kapitalizmin insan ruhundaki köklerinin bencillik ve aç gözlülük olduğunu söyler. Kapitalizmin temeli motoru rekabettir, tüketmektir, israftır.  Kapitalizmin insanlığın önüne koyduğu yegâne hedef, mal yığıp biriktirme ve sınırsız tüketim temeline dayanan bir ebedileşme arzusudur. İnsan bu arzu doğrultusunda, yaşadığı dünyayı tahrip ederek yaşam kaynaklarını hızla tüketmektedir. Yukarıda da sözünü ettiğimiz gibi mal yığıp biriktirme/servet tutkusu ve tüketim çılgınlığı cahili toplumların genel karakteristiğidir. Bu tip toplumlarda halk sınıflara ayrılmıştır ve ekonomik gücü elinde bulunduranlar toplum içerisinde egemen sınıfı teşkil etmiştir. Zira ekonomik gücü elinde bulunduran zümre, siyasi ve askeri pek çok imkân üzerinde de söz sahibi durumundadır. Hatta bu zümre, mevcut kurumlar vasıtasıyla toplumun inancını da kendi çıkarları doğrultusunda manipüle etmeye çalışmaktadır. Bu zihniyetin, kendisini varlık üzerinde tek egemen güç adderek mevcut konumunu Allah'ın lütfu olarak görmesi, buna bağlı olarak yoksulların durumunun da Allah'ın iradesinden kaynaklandığını savunarak yıkıcı bir kader anlayışını topluma empoze etmeye çalışması bunun en canlı örneğidir. " Ve onlara, Allah'ın, sizi rızıklandırdığı şeylerin bir kısmını hayır yoluna harcayın dendi mi kâfir olanlar, inananlara derler ki: Dileseydi Allah doyururdu onu, biz mi doyuralım?""İstediği takdirde Allah'ın yedirip içireceği kimseyi biz mi doyuracakmışız?" (Yasin: 47) diyordu.
Belki bazı ülkeler ya iyi kurdukları sistemle, ya fıtrat dediğimiz vicdanı öldürmeyen eğitim anlayışıyla, ya da herkesi kaplayan dürüstlük imajıyla bu kötülüklerden az etkilenmiş olabilir. Ama ülkemizde ve benzer ülkelerde gayri meşru zenginlik ayyuka çıkmıştır. İyi sistemin, iyi eğitimin yokluğuna hesap verme duygusunun yokluğu da eklenince para belli ellerde toplanmış, bu eller, iç borçlanma adıyla faizlerle şişmiş, ülkeyi yönetir hale gelmiştir. Paraya açlık çeken dindar veya muhafazakâr kesim de bu gelişmelerden payına düşeni almaya başlamıştır. Bir taraftan Müslümanların zengin olmalarını isterken öbür taraftan diğerlerinden farkları da olsun istiyoruz. Genelleme yapmak doğru değil ama buralarda sıkıntılar olduğu da bir gerçek.
"Abdestli kapitalistler" tabiriyle bu konu üzerinde yazılar yazan, tartışmalar başlatan İhsan Eliaçık birçok doğruya işaret etmektedir:"İlk inen surelerin çoğunda iktidar ve mal düşkünlüğünün yerilmesi çok önemlidir."Bir zenginlik/çoğaltma yarışıdır (tekâsür) oyalanıp duruyorsunuz.Mezarlarınıza girinceye kadar süren bir oyun ve oynaş… "En küçük yardıma (mâun) bile mani oluyorlar." (Mâun)"Önde gelen şımarmış, palazlanmış kişilerin karşı çıkmaları normaldir. Çünkü ellerindeki mülkü (iktidar ve mal) kaybedeceklerini, ayrıcalıklı konumlarının sona ereceğini çok açık gördüler. Köle Bilal ile eşit hale gelme fikri müşrikleri dehşete düşürdü. İşte buydu yanaşmadıkları.  Bu ayrıcalıklı durumu uygulayan herkes ister dindar gözüksün, ister dinsiz cahiliye döneminin yıkmak istediği durum içindedir. Kıldıkları namazda, yaptıkları duada hayır yoktur. Kürsülerden nutuk atmaya bayılırlar. Mükellef sofralarda tıka basa doyup "elhamdülillah" çektikten sonra "Mübarek sahabe efendilerimiz açlıktan karnına taş bağlardı" diye ağlamaklı ağlamaklı konuşurlar… Kandil gecelerinde, gülyağı kokuları arasında sahabe hayatı anlatırlar. "Sünnettir inşallah" diye tabağın kenarında hiçbir şey bırakmadan yedikçe yerler ama tabağın içindekini bölüşmeyi hiç düşünmezler… Her yemekten sonra "huri'l-ıyn" duaları ederler; ev üstüne ev, eş üstüne eş isterler ama onları yoksul bekârlarla evlendirmeyi, hele iş sahibi yapmayı akıllarından bile geçirmezler. Bir şeyi vermek kerpetenle etlerini koparmak gibi gelir…"
Kısacası Müslümanlar, batının ürettiği kapitalist tüketim algısını ne yazık ki çabuk kabullenmiştir. İşleyen bu çarkı tersine çevirecek alternatifler üretememişlerdir. Kâr ortaklığına dayanan teşebbüsler hüsranlarla neticelenmiş, faizsiz bankacılık modelleri herkesi ikna edici boyuta ulaşamamıştır. Müslümanların öncelikle maddeye bakışlarını doğru temellere oturtmaları, her türlü emek sömürüsünün karşısında olmaları, hırsızlık, arsızlık ve yolsuzluk gibi kötülüklerle mücadele etmeleri gerekmektedir.



 

     
 
 
 
 

Han Yazılım
Çorum Hakimiyet Yeni Yazılım ve Tasarımıyla Yayında. Görüşleriniz için tıklayınız.