|
Bu hafta sonu vizyona girecek olan Julie ve Julia adlı yemek, aşçılık, yemek pişirme sanatı ile ilgili bir film var. Yönetmenliğini Norah Ephram adlı şair/yazarın yaptığı filmde Julia Childs ve Julie Powell'ın yaşamları paralel olarak anlatılıyor. Julia Childs 1960 ve 1970'lerde Amerikan mutfak kültürünü yaptığı TV programı ile etkileyen, yazdığı "Mastering Art of French Cooking" ( Fransız Mutfağında Ustalaşma Sanatı) adlı kitabı alanında klasik kabul edilen, Paris'in saygın aşçılık okulu Cordon Blue mezunu olan çok ünlü bir kişilik. Filmde Julıa Childs'ın yemek sanatı ile nasıl kendini bulduğunu anlatılırken aynı zamanda 2002 yılında çalıştığı ofis ortamından sıkılan ve yazar olma hayali kuran Julie Powell'ın hıkayesi de işleniyor. Bu iki kadını bir araya getiren ise Julie Powell'ın Julia Childs'ın meşhur kitabındaki 525 tarifi 365 gün içinde tek tek yapması ve anı ve düşüncelerini internet günlüğünde (blogunda) yayınlama fikrini hayata geçirmesi oluyor. Eleştirmenlerden olumlu notlar alan film dolayısı ile bugünlerde yemek ve kültürü, mutfak sanatı üzerine çıkan yazıları okurken çok ilginç bir kitabı farkettim: Meşhur Harvard üniversitesinde görev yapan antropolog Richard Wrangham "Catching The Fire" ( alev almak diye tercüme edebileceğimiz) adlı kitabında yediklerimizi pişirmeye ve etkilerine farklı bir yaklaşım getirmiş. Yediklerimizi pişirmenin (bundan sonra yemek pişirme diyelim) insanın evrimine olan etkilerini ilk olarak 1773 yılında James Boswell adlı yazar insanoğlunu "pişirebilen yaratık" olarak nitelendirerek ele almış. Elli yıl sonra Fransız Jean Brillat Savarin adlı gastronom "yemek pişirme bizi biz yapan eylemdir" diye görüş belirtmiştir. Yakın zamanlarda ise 1964 yılında Claude Levi Strauss isimli antropolog bir çalışmasında, birçok farklı kültürde, yemek pişirmenin insanı hayvanlardan ayıran sembolik bir eylem olarak kabul edildiğinden bahseder. Bu yılın başında yayınlanan kitabında Dr. Wrangham, insanoğlunun evriminde yemek pişirmenin ne kadar önemli olduğunu anlatıyor. Yemek pişirmenin alet yapma kabiliyetinden, konuşma yeteneğinden daha fazla bizi insan yaptığını açıklıyor. Akademisyenin teorisini kısaca özetlemek isterim. 2 milyon yıl önce insanın ateşi bulup, kontrol altına alması ile başlıyor herşey. Ateşin etrafında gecelerini geçiren ve diğer canlılardan korunmaya başlayan insan kazara yediği et ve bitkileri ateşte pişirmeye başlar. Ateşte pişen et ve bitkiler hem güzel kokmakta, güzel tatmakta ve kolaylıkla hazmedilmektedir. İşin kritik noktası da tam burada: Yediklerinden yaşamak için gerekli olan enerjiyi elde eden insanoğlu yediklerini sindirirken çok enerji harcıyor. Aynen çok eski tekniklerle üretim yapan bir fabrikanın yeni teknolojilerle veriminin artması gibi, çiğ yiyeceklerden pişirilmiş yiyeceklere geçen insanoğlunun da yediklerinden elde ettiği verim bir anda artmış. Bir şempanze, bir orangutan günün yedi sekiz saatini yediklerini çiğneyip hazmetmeye harcarken, bu zorunluluktan kurtulan insanoğlunun büyük ve kuvvetli çeneye, dişlere, geniş sindirim sistemine ihtiyacı da kalmamış. Bu gelişme ile daha fazla enerjiyi daha kısa zamanda elde eder hale gelmiş insan. Sonuçta vücudun en önemli organı, en çok enerji harcayan organı beyine daha çok enerji sağlayabilmiş. Daha verimli beslenen insan tasarruf ettiği zamanı ise büyüyen, gelişen beyninin de yardımı ile bugünkü kültürünü yaratmak için kullanır olmuş. Yemek pişirmenin bir diğer yan etkisi ise, yiyeceklerin pişirilmesi ile farklı, daha önceleri yenilemeyen, yararlarından faydalanılamayan yiyeceklerin olumlu katkılarını beraberinde getirerek insan vücuduna girmesi olmuş. Pişirerek beslenme, fizyolojik değişimlerin yanısıra sosyal anlamda da değişimlere yol açmıştır. Avcı olarak gidip yakaladığını hemen o an yemekten vazgeçen insanoğlu, ateşin etrafında toplanıp, beraberce belirli zamanlarda yemek yemeye başlar. Bu da doğal olarak insanların biraraya gelmesini, birarada olabilmeyi öğrenmelerini, uyumlu olmalarını sağlar. Yemek pişirmenin erkek kadın rolleri üstüne olan etkisini de inceleyen Wrangham, yemek pişirenin o süre içerisinde işiyle ilgilenirken dışarıya karşı savunmasız kaldığını belirtiyor. Bunun sonucunda da kadın ile erkeğin biraraya gelerek "ilkel güvenlik birimi" (evlilik) oluşturduklarını ve de zamanla kadının rolünün erkeğe hizmet eder hale dönüştüğünü açıklıyor. Dr. Wragham'ın bu teorilerini meslektaşları tartışadursun, yemek pişirmenin bize kazandırdığı en önemli şey olan boş vakitleri bu tür kitapları okuyarak değerlendirelim.
|