Bugün :

Ömer Kılıç


ZALİMLE İŞ TUTMANIN MAZERETİ OLMAZ


02.05.2012 11:18:32 -77

 

"Azgelişmiş ülkeler kendi ordularının işgali altındadır" demiş bir batılı. Böyle bir söz, çoğumuza göre bir ordunun varoluş nedenin ortadan kaldırdığı için saçma gelse de, Suriye'de olup bitenlere bakınca, hayıflanarak da olsa doğru olduğunu kabul etmek zorunda kalıyoruz.          
Zaten bu tespiti de ancak, işgal ettiği topraklardan çekilirken yerli halkın eline, adına bağımsızlık dediği bayrak ve istiklal marşından ibaret elma şekerini tutuşturan birisi söyleyebilir.          
Nasıl olur da yegâne görevi kendilerini düşmana karşı korumak olan halkına, elindeki en ağır silahlarla aylarca ateş yağdırır, küçücük çocuklara işkence yapar, kadınlara tecavüz eder? İşgalciden başkası nasıl yapar bunu?
Kendilerini dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı korusun diye eline silah verip, gerektiğinde yemeyip yedirdiği, giymeyip giydirdiği kendi askerleri tarafından evlerinin, işyerlerinin, sokaklarının hiçbir ayrım yapılmaksızın havadan, karadan bombalanması o halkta nasıl duygular uyandırıyor kim bilir?
TV ekranlarına, internet sitelerine yansıyan görüntüler hakikaten yüreklerin kaldırabileceği cinsten değil. Canını kurtarabilenlerin anlattıkları 1992-95 Bosna savaşında Sırpların yaptıklarının aynısı. Baasçı caniler Sırp katilleriyle yarışır gibiler. Tanklarla şehirlerin yerleşim yerlerini bombalıyor, camileri füze ateşine tutuyor, kadın, çocuk, yaşlı demeden gözü dönmüşçesine adeta bir katliam yapıyor.
BM temsilcisine verilen ateşkes sözleri, zaman kazanıp halkta yılgınlık oluşturarak yönetimle uzlaşmaya razı etmeye yönelik yalanlar, başka değil. Zira Baasçı azınlık iktidarı, muhaliflerin şartlarını kabul etmenin kendi sonları demek olduğunu çok iyi biliyorlar.    Yaklaşık altmış yıllık zorba bir tek parti ve azınlık iktidarının milletin önüne sandığı koymasının, altmış yıl boyunca yapılan yolsuzlukların, hırsızlıkların, başta 1982 yılında Hama'da yaptıkları olmak üzere işlenen sayısız cinayetin hesabının sorulması demek olduğunu bilmiyor olmaları mümkün mü?
Aslında bölge halklarının makûs talihleri, bu toprakların Osmanlıdan koparıldığı 1. Dünya Savaşı sonrasında batılı devletlerin mandası altına girdiği zaman başladı. Dünyaya hak hukuk dersleri veren batılı sömürgeci, ordularını çekerken aslında bölgeyi hiçbir zaman gerçek anlamda terk etmedi. Giderken yönetimi öyle insanlara devrettiler ki, bu kişiler sırtlarını sürekli batılı güçlere dayamak zorunda hissettiler.
Çünkü bu yeni yönetici zümre, ya etnik köken ve din-mezhep bakımından azınlığı oluşturuyordu veya sömürgecilerin bıraktığı yumurtalardan çıkmış kadar batılı efendilerine benziyordu. İşte o yüzden bu zümre kendilerini halka karşı hiçbir zaman güvende hissetmedi. Halklarından hep korktular, bütün güvenlik konseptlerini dış düşman yerine, iç düşman- iç tehdit tehlikesine karşı oluşturdular. Yukarıda bahsettiğimiz batılı düşünürün dediği gibi yüz yıldır yerli bir işgal vardır bütün İslam dünyasında ve kendi kendini sömürgeleştirme denilen akıllara ziyan bir durumdur bu.
Tunus'ta başlayıp Suriye ile devam eden kavga işte bunu kavgasıdır. Batılı demokrasi ve insan hakları şampiyonları, her gün ortalama 70-80 kişinin katledildiği, yapılan tutuklama ve işkencelerin hesabının bile tutulamadığı, yüz binlerin yerlerini yurtlarını terk ettikleri tam bir insanlık dramının yaşandığı bu bölgede, kendi sonlarını gördükleri için müdahale konusunda ayak sürüyorlar.         
Batılı güçler bu katliama seyirci kalırken içimizden kimileri de Arap Baharı adını verdikleri bu başkaldırıyı bizim dışımızda bir şey imiş gibi gösterip, Türkiye'yi sadece sınır güvenliği açısından ilgilendiren bir sorun derecesine indirgeseler de, durum hiç öyle değil. Filistinli direniş lideri Halit Meşal'in dediği gibi Arap Baharı gerçekte ümmetin bayramıdır.
Son olarak İran'a birkaç söz: Benim gibi bütün bir gençliğini İran'ı savunmakla geçirmiş birisi için İran'ın Suriye yönetimine verdiği desteği görmenin ne kadar zor olduğunu anlatamam. Uzun süre stratejik, reel politik diyerek izahlar yapmaya çalıştık ama artık hiçbir açıklama beni bile ikna etmiyor. Mezheplerini din edinenleri haklı çıkarttın ya İran, ben sana artık ne deyim. Yazık, çok yazık…
Amerikan uşağı Suudi despotizminin Suriye muhalefetine destek vermesindeki yegâne amacın, Suriye üzerinden İran'ı çökertmek olduğunu bilsem de bu böyledir. Suudilerin başını çektiği körfez şeyhlikleri ile İran ve Maliki yönetimi Müslümanların arasına öylesine bir mezhep düşmanlığı ekiyorlar ki yüz Amerika ve bin İsrail bir araya gelseler bunu yapamazlardı. Ne diyelim, Allah basiret versin demekten başka bir iş gelmiyor elimizden.



 

     
 
 
 
 

Han Yazılım
Çorum Hakimiyet Yeni Yazılım ve Tasarımıyla Yayında. Görüşleriniz için tıklayınız.