Edep ve Hayâ

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Geçtiğimiz günlerde Erol Taşkan kardeşimiz, EDEP YA HU! Başlığını manşete taşıyarak hiçab ettiğimiz kanayan bir yaramıza parmak basarak, ar ve edep duygusundan yoksun bazı kimselerin başkalarının da duyabilecekleri bir şekilde sokaklardaki ahlaka mugayir küfürlü sözlerden toplumumuzun rahatsızlığını dile getirmişti. 
Peygamberimiz (a.s) "Haya imandandır, haya imandan bir cüzdür" Buyuruyor. Utanma duygusu, ar, mahcubiyet, edep ve hayâ, hoş olmayan bir olaydan sonra, kalpte meydana gelen bir sıkıntıdır. Hasan el Basri "Edebi olmayanın ilmi, sabrı olmayanın dini, iffet ve utanma duygusu olmayanında hakka bağlılığı olmaz" diyor. Erol kardeşimiz bu konuda eğitimcilere büyük görev düştüğünü beyan ediyor. Doğrudur ama bunun yanında anne ve babaların payını da unutmamak gerekir. Çünkü çocuk Allah'ını, peygamberini, dini ve ahlaki değerlerini, edep ve haya duygusunu öncelikle ailede öğrenir. Eğitimciler bu temeller üzerinde binayı inşa etmeye çalışırlar.Eğer bir çocuk bu terbiyeyi ailede almadı ise eğitimcilerin işi biraz zorlaşmaktadır. Okul, aile ve çevre üzerlerine düşen sorumlulukları birlikte yerine getirirlerse istenilen neticeye daha çabuk ulaşılır. 
Hayâ her kula nasip olmayacak kadar değerli bir hazinedir. Bu güzel duygu Allah'ın emrine mugayir davranmamadan tutunuzda, insanların hak, hukuk ve inanç değerlerine saygıya varıncaya kadar birçok davranış ar, edep ve hayâ ile ilgilidir. Hayâ elbisesini giymeyen insanlar utanma duygusundan mahrumdurlar. Bu tür insanlar yaşadığı gibi inandığı için, yanlış davranışları doğru gibi algılayıp, kendilerinin haklı olduklarını göstermek içinde bir takım savunma mekanizmaları geliştirirler. Hakkı tanımaz, Allahtan korkmaz, kullardan da utanmazlar. Şu anda sokaklarda görmek ve duymak istemediğimiz şeylerde bunun canlı örneğidir. 
Kainatı insanlığın ve canlıların yaşayabilecekleri en güzel bir biçimde yaratan Rabbim, kainatta ki yarattıkları içinde, insanı en mükemmel bir şekilde yaratmış, İmanıyla,utanma duygusuyla, edep ve güzel ahlakı ile de süslemiştir. Yaratılış amacına mugayir davranan ve yaratılış amacından sapanlar yok mu? Elbette ki var. Peygamberler vasıtası ile insanlara iyi ve güzeli, kötü ve çirkini, âdâbı,  erkanı, insanı güzelleştirerek melekiyet özelliklerine büründüren veya insanı çirkinleştirerek helake götüren yolları da göstermiştir. Dolayısı ile Rabbimizin, Peygamberimiz vasıtasıyla ile bizlere öğrettiği edep, haya ve güzel ahlak değişmeyen en güzel ve doğru ahlaki kurallardır. Bunun timsali de "gerçekten sen büyük bir ahlak üzeresin." (Kalem 5) buyrulan "Alemlere rahmet olarak gönderilen." Peygamberimizdir.
Edep İslam'ın güzel saydığı söz ve davranışlardır. Edep ve haya Allah'ın emirleri doğrultusunda peygamberimizin sünnetine uygun bir şekilde yaşamaktır. Hiçbir zaman eskimeyecek ve pörsümeyecek olan edep, haya ve güzel ahlak Kur'an da öğretilen ve peygamberimizin sünneti ile tatbik edilen yaşam tarzıdır. Edep insanlara karşı bütün davranış ve muamelelerinde terbiyeli ve güzel ahlaklı olmaktır. Peygamberimiz: Güzel ahlaklı ve güler yüzlü olmayı , hayırlı işlerde yarışmayı, cömert olmayı ve kimseye eziyet etmemeyi Müslüman olmanın gereklerinden saymıştır.   Kur'an da "Ey insanlar kendinizi ve ehlinizi yakıtı taşlar ve insanlar olan cehennem ateşinden koruyunuz." (Tahrim 6)  Rabbimiz, çocuklarımızı da razı olacağı bir edep ve terbiye ile yetiştirerek korumamızı buyuruyor. Her insan çocuklarının her türlü hak ve hukukundan, eğitim ve öğretiminden, ahlak ve terbiyesinden, ar ve edepli yetişmesinden sorumludur. Anne ve babanın çocuklarına bırakacakları en büyük miras onları güzel ahlaki meziyetlere sahip olarak yetiştirmektir.Peygamberimiz haya ile sükut iman ağacının iki dalı, çirkin söz ile beyanda münafıklığın iki budağıdır." Buyurmuştur. 
Peygamberimiz :"Hayâ imandan bir cüzdür. Utanmıyorsan dilediğini yap." Hayâ elbisesi insanları güzelleştirirken, başkalarına örnek teşkil ettiği için hayra vesile olmasına da sebep olur. Yanlış ve çirkin bir iş ise sıkıntı ve şerre götürür. Hayâ, özellikle Allah'tan utanma duygusu, imanın kuvvetinden ve sağlamlığından ileri gelir. Bu nedenle peygamberimiz "Hayânın azlığı küfürdür." ve "Hayâ imandandır." (Buhari iman 16) Allahtan gereği gibi utanmamak insanı küfre kadar götürebilir ve tehlikeli bir yoldur. Peygamberimiz "Hayâ imanın nizamıdır. Bir şeyin nizamı bozulunca parçaları darmadağın olur. Her dinin bir ahlakı vardır. İslam'ın ahlakı da hayâdır." (İbn Mace, zühd 17). 
Maverdi: "Edep, kişinin kendi nefsinden utanması, hayâ etmesi, iffetli olması ve yalnız olduğunda da günahlarından sakınmasıdır. Hayânın bu kısmı, nefsin erdemlerinden ve ahlakın güzelliğinden ileri gelir." "Seni tesbih ve tenzih ederiz. Sana hakkıyla ibadet edemedik diyen meleklerin hayâsı, aziz ve celil olan Allah'tan hayâ ettiği için kanadını kapayan İsrafil'in hayâsı ve ümmetinden hayâ ettiği için evden çıkın diyemeyen peygamberimizin hayâsı gibi değişik hayâ örneklerini görmemiz mümkündür. 
Cüneydi Bağdadi'ye bu derecelere nasıl ulaştınız diye sorarlarda: "Rabbimin azametini hiç hatırımdan çıkarmadım, çıkarmam. Ondan hayâ eder, günahlardan kaçınırım."    İbn Ata "En büyük ilim hayâdır. Hayâ duygusu giderse o kimse de hayır kalmaz" Şairin dediği gibi, Ehli irfan meclisinde arayıp kıldım talep,Her hüner makbul imiş; İlla edep, İlla edep.
Ar ve edep sahibi olmak haksızlıklar karşısında susmak ve sessiz kalmak anlamına da gelmez. Kur'an-ı Kerim de kötülükler ve haksızlıklarla mücadele etmediğinden dolayı helak olan kavimlerin olduğunu görürüz. İyilik ve güzellikleri öngörüp, kötülüklerle mücadele etmek Müslüman'ım diyen herkesin üzerine Allah'ın bir emridir. "Sizden öncekilerin kötülüklerle mücadele etmeleri gerekmez miydi? Onlardan kurtardıklarımız pek azdır." (Hud sur. 116). Peygamberimizde "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır." Buyurarak yanlışlıklarla mücadele etmenin bir sorumluluk ve vebal olduğunu bildirmiştir. 
Rabbimizden, Kuran ve sünnete uygun bir şekilde üzerine düşen sorumlulukları en güzel bir şekilde yerine getirme gayreti içerisinde olan, edep ve hayasını koruya bilen kullardan olmayı dileriz.