Çanakkale Harbi

Şu Bo­ğaz har­bi ne­dir? Var mı ki dün­ya­da eşi? 
En ke­sif or­du­la­rın yük­le­ni­yor dör­dü be­şi.
Te­pe­den yol bu­la­rak geç­mek için Mar­ma­ra'ya-
Kaç do­nan­may­la sa­rıl­mış ufa­cık bir ka­ra­ya.
Ne hayâsız­ca te­haş­şüd ki ufuk­lar ka­pa­lı! 
Ner­de-gös­ter­di­ği vah­şet­le 'bu: bir Av­ru­pa­lı'

Ba­zı sa­vaş­lar, mil­let­le­rin ha­ya­tın­da önem­li ye­re sa­hip­tir. Türk Mil­le­ti açı­sın­dan 1071 Ma­laz­girt Mey­dan Mu­ha­re­be­si, 1453 İs­tan­bul'un fet­hi, Vi­ya­na ku­şat­ma­sı, Ça­nak­ka­le har­bi, Kur­tu­luş Sa­va­şı bu öne­me sa­hip sa­vaş­la­rı­mız­dır.
İlk kez Ça­nak­ka­le'ye 1994 yı­lın­da, ikin­ci ola­rak 2012 yı­lı tem­muz ayın­da git­tim. İlk git­ti­ğim­de, Ça­nak­ka­le'yi gö­rüp ma­na­sı­nı an­la­dı­ğım da, "bu za­ma­na ka­dar,  bu­ra­yı ni­ye ge­lip gör­me­dim" di­ye ken­dim­den utan­dım. Ay­rı­ca hac­ca, as­ke­re, Üni­ver­si­te­ye gi­de­cek her va­tan­da­şı­mı­zın, ön­ce Ça­nak­ka­le’ye gi­de­rek bu sa­va­şın ma­na­sı­nı an­la­ma­la­rı­nı, on­dan son­ra git­me­le­ri­ni tav­si­ye ede­rim.
Ab­dül­ha­mit Han haz­ret­le­ri, 1900 yıl­la­rın­da ça­ğın en ge­liş­miş to­pu olan Krupp top­la­rın­dan, Al­man­ya’ya si­pa­riş ve­ri­yor. Ça­nak­ka­le Bo­ğa­zı’n­da da tab­ya in­şa­sı­na baş­lı­yor. İn­gi­liz ve Fran­sız el­çi­le­ri, Ab­dül­ha­mit'in hu­zu­ru­na çık­tık­la­rın­da tab­ya­lar ko­nu­su­nu gün­de­me ge­ti­re­rek "Siz ni­ye Ça­nak­ka­le Bo­ğa­zı’­na tab­ya yap­tı­rı­yor­su­nuz. İs­tan­bul Bo­ğa­zı’­na ni­ye yap­tır­mı­yor­su­nuz? Bu bi­zim ül­ke­le­ri­mi­ze kar­şı has­mane bir tu­tum mu"  di­ye sor­duk­la­rın­da Ab­dül­ha­mit- "Bu­ra­sı be­nim evim. Evi­min is­te­di­ğim pen­ce­re­si­ni açar, is­te­di­ği­mi ka­pa­rım. Bu­nun için kim­se­den izin al­mam." de­miş­tir. Ta­rih Ab­dül­ha­mit’i hak­lı çı­kar­mış, yap­tır­dı­ğı tab­ya­lar da, Krupp top­la­rı da Ça­nak­ka­le har­bin­de çok işe ya­ra­mış­tır. 
İl­ko­kul Mü­dü­rü­müz Meh­met Kay­maz, il­ko­kul yıl­la­rı­mız­da bi­ze Ça­nak­ka­le'yi an­lat­mış­tı. Ba­ba­sı Ça­nak­ka­le sa­va­şı­na ka­tı­lıp, ga­zi ol­muş. Ba­ba­sı­nın am­ca­oğ­lu şe­hit ol­muş. Ga­zi olan ba­ba­sı şun­la­rı an­lat­mış:
- " Si­per­de bek­ler­ken, üze­ri­me uyuk­la­ma gel­di. Rü­yam­da am­ca­oğ­lu ge­lip, bir ai­le­ye bir şe­hit ye­ter, cep­he ge­ri­si­ne git de­di. He­men uyan­dım. Si­ga­ra içi­mi sü­re­si ka­dar, cep­he ge­ri­sin­de du­ru­lan üze­ri ka­pa­lı mev­zi­iye git­tim. O an­da mev­zi­imi­ze bom­ba dü­şüp pat­la­dı. Mev­zi­de olan­lar şe­hit ol­du­lar. 
-Yü­rü­yüş ko­lu ha­lin­de, Sı­ğınde­re sah­ra has­ta­ne­si­ne gi­di­yor­duk. Ya­kı­nı­mı­za bom­ba düş­tü. Be­nim sağ ko­lum isa­bet al­mış, de­ri­si ta­ma­men sıy­rıl­mış ke­mik­le­rim gö­zü­kü­yor­du. Yü­rü­yüş ko­lun­da bu­lu­nan, tüm ar­ka­daş­la­rım şe­hit ol­du. Tek ben kal­mış­tım. Ya­ra­lı şe­kil­de has­ta­ne­ye git­tim. Has­ta­ne de bom­ba­lan­mış, ölen yüz­ler­ce as­ke­ri­mi­zin ka­nı, de­re gi­bi akı­yor­du. Sağ ka­lan sağ­lık eki­bi ko­lu­ma ilk mü­da­ha­le­yi ya­pıp dik­ti­ler. Be­ni İs­tan­bul'a ha­va­le et­ti­ler." 
Sı­ğınde­re sar­gı ye­ri has­ta­ne­si cep­he­nin en bü­yük has­ta­ne­si­dir. Bu­ra­da bi­zim as­ker­le­ri­mi­zin dı­şın­da, ya­ra­lı ge­len düş­man as­ker­le­ri de te­da­vi edil­mek­te­dir.  Düş­ma­nın elin­de, bu­ra­sı­nın has­ta­ne ola­rak ko­or­di­nat­la­rı da bu­lun­ma­sı­na rağ­men; 28 Ha­zi­ran 1915 ge­ce­si, Sar­gı Ye­ri Has­ta­ne­si­ni he­def alı­na­rak, ço­ğu par­ma­ğı­nı bi­le kı­pır­da­ta­ma­ya­cak ka­dar ağır ya­ra­lı olan 18.000 as­ke­ri­mi­zi şe­hit et­ti­ler. Meh­met­çi­ği­miz on­la­rın has­ta­ne ge­mi­le­ri­nin hiç­bi­ri­ni bom­ba­la­maz­ken,  İn­gi­liz­ler Or­ta­çağ­dan kal­ma vah­şi­lik­le­ri­ni per­va­sız­ca ser­gi­li­yor­lar­dı. Sa­vaş ve in­san­lık su­çu iş­le­ye­rek 18.000 sa­vun­ma­sız ya­ra­lı as­ke­ri­mi­zi kat­le­di­yor­lar­dı. 
Ça­nak­ka­le, İn­gil­te­re ve Fran­sa ön­der­li­ğin­de ya­pı­lan haç­lı çı­kar­ma­sı­dır. Os­man­lı Ça­nak­ka­le'de ye­nil­miş ol­say­dı, İn­gil­te­re ve Fran­sa İs­tan­bul'u iş­gal ede­cek­ler, Tür­kü Ana­do­lu'dan ko­va­cak­lar, şark me­se­le­si­ni hal­let­miş ola­cak­lar­dı. Al­lah on­la­ra bu fır­sa­tı ver­me­di. Bal­kan­lar da it­ti­hat te­rak­ki­nin yan­lış­la­rı ile ye­ni­len or­du­muz, Ça­nak­ka­le'de as­lan ke­sil­miş­ti. 
Ça­nak­ka­le Sa­va­şı: De­niz ha­rekâtı ve Ka­ra ha­rekâtı şek­lin­de iki dö­nem­de ce­re­yan et­miş­tir. Ça­nak­ka­le cep­he­si, I. Dün­ya Sa­va­şı'nda, ta­ri­hin en kan­lı sa­vaş­la­rı­nın ya­pıl­dı­ğı ve met­re­ka­re­ye 6000 mer­mi düş­tü­ğü, dok­to­ru, mü­hen­di­si, eko­no­mis­ti, öğ­ret­me­ni, öğ­ren­ci­si, es­na­fı ve çift­çi­siy­le top­yekûn is­tiklâl mü­ca­de­le­si­ne gi­ren bir mil­le­tin yak­la­şık 250.000 şe­hit ve ka­yıp ve­re­rek, so­nuç­ta bü­yük bir za­fe­rin ka­za­nıl­dı­ğı yer­dir.
I. Dün­ya Sa­va­şı'nda, Ça­nak­ka­le Cep­he­si'nde ya­pı­lan sa­vaş­lar, 19 Şu­bat'tan baş­la­ya­rak 18 Mart 1915 gü­nü Türk za­fe­ri ile so­na eren de­niz sa­va­şı ile 2. dö­nem 25 Ni­san 1915'te baş­la­yıp, yak­la­şık bir yıl ka­ra sa­vaş­la­rı­nın sür­dü­rül­dü­ğü ve ikin­ci bü­yük Türk za­fe­ri ile so­nuç­la­nan dö­nem ol­mak üze­re iki aşa­ma­da ce­re­yan et­miş­tir. Bu sa­vaş­lar­da iki ta­raf da tüm gü­cü­nü or­ta­ya ko­ya­rak, mü­ca­de­le et­mek zo­run­day­dı. Çün­kü Ça­nak­ka­le Cep­he­si, Sa­vaş'ın ka­de­ri­ni de­ğiş­ti­re­cek önem­li bir cep­he idi.
2. Dün­ya har­bin­de Rus­lar, Al­man­la­r’a kar­şı Sta­lin­gra­tı sa­vu­nur­ken, üç as­ke­rin­den bi­ri­ne si­lah ve­re­bil­miş­tir. Os­man­lı ise on­ca sa­vaş­tan ve Bal­kan sa­va­şın­dan son­ra bi­le, tüm as­ke­ri­nin eli­ne tü­fe­ği­ni, sün­gü­sü­nü, mer­mi­si­ni, top mer­mi­si­ni ve­re­bil­miş­tir. Bu sa­vaş­lar ay­nı za­man­da, is­tihkâm ve le­va­zım sa­va­şı­dır. Harp sı­ra­sın­da as­ke­rin kar­nı do­yu­rul­muş, mek­tu­bu gel­miş, si­ga­ra­sı­nı bul­muş­tur. Bu iş baş­lı ba­şı­na or­ga­ni­zas­yon­dur. İs­tan­bul'da bu­lu­nup kul­la­nıl­ma­yan sa­vaş ge­mi­le­ri­nin top­la­rı, bir kı­sım ma­ki­ne­le­ri sö­kü­le­rek Ça­nak­ka­le’de tab­ya­lar­da, göz­lem mer­kez­le­rin­de, is­tihkâm bö­lük­le­rin­de kul­la­nıl­mış­tır. Yüz­ler­ce sü­va­ri atı­nın ye­mi, sa­ma­nı da kar­şı­lan­mış­tır. 
Ça­nak­ka­le öy­le bir sa­vaş ala­nı ol­muş­tur ki, bu­ra­da olan­la­rı me­ta­fi­zik ile de­ğer­len­dir­me imkânı yok­tur. 
Al­man Ko­mu­tan Li­man Von San­ders, Ça­nak­ka­le har­bin­de bir­çok ha­ta­lar yap­mış­tır. Düş­man do­nan­ma­sı­nın, Sa­roz Kör­fe­zi­ne çı­kar­ma ya­pa­ca­ğı te­zi üze­rin­de dur­muş, as­ke­ri yı­ğı­na­ğın o ta­ra­fa kay­dı­rıl­ma­sı­nı is­te­miş­tir. Baş­ta Ata­türk ol­mak üze­re, bu fik­re kar­şı çı­kıl­mış, Von San­ders'in em­ri­ne rağ­men, An­zak Ko­yu ta­ra­fı­na'da yı­ğı­nak ya­pıl­mış­tır. Bu du­rum kuv­vet­le­rin iki­ye ay­rıl­ma­sı­na ne­den ol­muş, Sa­ros kör­fe­zin­den sal­dı­rı ya­pıl­ma­yıp, An­zak ko­yu­na sal­dı­rı ya­pı­lın­ca, bir­lik­le­rin An­zak ko­yu­na ulaş­ma­sı za­man al­mış­tır. Bü­tün bun­lar sa­va­şın uza­ma­sı­na, za­yi­atın bü­yü­me­si­ne yol aç­mış­tır. Al­man­lar söz ver­dik­le­ri mik­tar­da, lo­jis­tik des­tek­te de bu­lun­ma­mış­lar­dır
Ça­nak­ka­le ha­tı­ra­la­rı ad­lı ki­tap­ta şun­lar an­la­tı­lı­yor:
Gö­zet­le­me ye­rin­den cep­he­de sa­va­şan as­ker­le­ri­mi­zi iz­li­yo­ruz. Çı­kart­ma ya­pıl­ma­dan ön­ce İn­gi­liz ge­mi­le­ri cep­he­mi­zi uzun sü­re bom­ba­lı­yor. Bom­ba ye­re dü­şün­ce beş, al­tı met­re yük­sek­li­ğe ka­dar top­rak yük­se­li­yor, bu­lut gi­bi tek­rar ye­re ini­yor. Ey­vah de­dik, bu­ra­dan bir as­ke­ri­miz bi­le sağ çı­ka­maz. Düş­man­da bu ka­na­ate sa­hip olun­ca, ge­mi­ler­den çı­kar­ma­ya baş­lı­yor. Bir müd­det son­ra bom­ba­la­nan mev­zi­ler­den as­ker­le­ri­miz ok gi­bi fır­la­yıp, düş­ma­na hü­cum edi­yor. Çı­kar­ma bir­lik­le­ri gel­dik­le­ri gi­bi ge­ri dö­nü­yor­lar.
Düş­ma­na hü­cum eden bir­li­ği­miz, An­zak­la­rı ko­va­lı­yor. Biz ko­va­lı­yo­ruz, An­zak bir­lik­le­ri ka­çı­yor­lar. Bir­li­ğin ko­mu­ta­nı ge­ri­ye dö­nüp bak­tı­ğın­da, ar­ka te­pe­ler­den ken­di­le­ri­ni çe­vir­me ya­pıl­dı­ğı­nı gö­rü­yor. Ge­ri dön­se, bir­li­ği ye­ri­ne gö­tür­me imkânı yok. As­ker­le­ri­ne bu du­ru­mu açık­la­ma­dan " son as­ke­rim ka­lın­ca­ya ka­dar, düş­ma­nı ko­va­la­ma­ya de­vam ede­ce­ğim." di­yor. Bir sü­re son­ra tek­rar ge­ri dön­dü­ğün­de, et­ra­fı­nı ku­şa­tan düş­man as­ker­le­ri­nin boz­gu­na uğ­ra­tıl­dı­ğı­nı gö­rü­yor. Sa­vaş bit­tik­ten son­ra, bi­zim han­gi bir­li­ği­mi­zin, bu boz­gu­nu ger­çek­leş­tir­di­ği­ni öğ­re­ne­me­dim di­yor.
İki ta­raf­ça ka­zı­lan hen­dek­le­rin bir­bi­ri­ne uzak­lı­ğı, 10 met­re­nin al­tın­da olan yer­ler var­dır. Ak­şam ol­du­ğun­da din­len­me­ye ge­çi­len cep­he­ler­de, baş­ka şey­ler­de olur. Düş­man as­ker­le­ri ke­man, mı­zı­ka ça­la­rak eğ­len­me­ye ça­lı­şır­lar. Ke­man çal­ma so­na erin­ce, bi­zim cep­he­den de al­kış se­si ge­lir. Bu se­fer yi­ğit as­ke­rim, sı­la öz­le­mi ile uzun ha­va tür­kü­sü söy­le­me­ye baş­lar. Tür­kü bi­tin­ce, düş­man cep­he­sin­den al­kış se­si ge­lir. Er­te­si gün ak­şam, düş­man cep­he­sin­den bi­zim­ki­le­re ses­le­ni­le­rek yi­ne tür­kü söy­le­nil­me­si­ni an­lat­ma­ya ça­lı­şır­lar. Bi­zim­ki­ler­de gün­düz ki ça­tış­ma­da o as­ke­ri­mi­zin öl­dü­ğü bil­gi­si­ni ak­ta­rır­lar.
İn­gi­liz­ler Ça­nak­ka­le için, sö­mür­ge­le­ri al­tın­da olan Müs­lü­man ül­ke­ler­den as­ker top­lu­yor­lar­dı. Müs­lü­man­la­rı, "Si­zin ha­li­fe­ni­zi Al­man­lar ka­çır­dı. Biz, si­zin ha­li­fe­ni­zi kur­tar­mak için Al­man­lar’­la sa­va­şı­yo­ruz." di­ye­rek kan­dı­ran İn­gi­liz­ler, bu ya­la­na kan­ma­yan Müs­lü­man­la­rı, ai­le­le­ri­ni öl­dür­mek­le teh­dit ede­rek zor­la cep­he­ye ge­tir­di­ler. Gel­mek is­te­me­yen­le­ri ise öl­dür­dü­ler. İn­gi­liz'in oyu­nu­na ge­len Müs­lü­man as­ker­ler Ça­nak­ka­le'de, Türk­ler­le sa­vaş­tık­la­rın­dan ha­ber­siz harp edi­yor­lar­dı. 
Bir bay­ram sa­ba­hı, ilahî bir lü­tuf ola­rak, Türk si­per­le­ri­nin üze­ri­ni bu­lut­lar ka­pa­mış­tı. Düş­ma­nın, si­per­le­ri­mi­zi gö­zet­le­me imkânı or­ta­dan kalk­mış, as­ker­le­ri­miz çok se­vin­miş­ti. Zi­ra bay­ram na­ma­zı kıl­ma­yı çok ar­zu edi­yor­lar, fa­kat ko­mu­tan­la­rı, top­lu hal­de na­maz kıl­ma­nın düş­man için bu­lun­maz bir fır­sat ola­ca­ğı­nı söy­le­ye­rek, mü­sa­ade et­mi­yor­du. Si­per­le­ri­miz bu­lut­lar­la ka­pan­dı­ğı­na gö­re ar­tık na­maz kı­lı­na­bi­lir­di. Ko­mu­ta­nın­dan eri­ne hep be­ra­ber saf tut­tu­lar ve vecd için­de na­ma­za dur­du­lar. Bay­ram na­ma­zı­nı kıl­dık­tan son­ra hep bir ağız­dan şevk­le tek­bir ge­tir­me­ye baş­la­dı­lar. Bu sı­ra­da düş­man si­per­le­rin­den gü­rül­tü, ar­ka­sın­dan da si­lah ses­le­ri gel­me­ye baş­la­dı. Me­ğer ken­di­le­ri gi­bi Müs­lü­man­lar­la sa­vaş­tık­la­rı­nı an­la­yan kan­dı­rıl­mış as­ker­ler, düş­man si­per­le­rin­de ka­rı­şık­lık çı­kar­mış­lar­dı. İn­gi­liz­ler de on­la­rın bir kıs­mı­nı kur­şu­na diz­miş, bir kıs­mı­nı da cep­he ge­ri­si­ne çek­miş­ti. Bu Müs­lü­man as­ker­le­rin bir kıs­mı, saf de­ğiş­ti­re­rek bi­zim ta­ra­fa geç­ti­ler. Bü­yük kıs­mı, kah­ra­man­ca çar­pı­şa­rak şe­hit ol­du­lar. 
Müs­lü­man as­ker­le­ri kan­dı­ra­rak cep­he­ye sü­ren İn­gi­liz­ler, Müs­lü­man ol­ma­yan Avus­tral­ya, Ye­ni Ze­lan­da gi­bi ül­ke­le­ri de pro­pa­gan­da yo­lu ile kan­dı­rı­yor­du. Hı­ris­ti­yan dev­let­le­ri­ne "dün­ya­yı bar­bar Türk­ler­den kur­tar­ma­nın za­ma­nı gel­miş­tir." di­yor­lar, bu sa­va­şın ay­nı za­man­da bir haç­lı sa­va­şı ol­du­ğu­nu ifa­de edi­yor­lar­dı. Avus­tral­ya ve Ye­ni Ze­lan­da'dan ge­len An­zak as­ker­le­ri de, İn­gi­liz­ler ta­ra­fın­dan kan­dı­rıl­mış­tı. Ça­nak­ka­le sa­va­şın­da, Türk­le­rin kah­ra­man­lı­ğı gi­bi in­san­lı­ğı­na da hay­ran ka­lan An­zak as­ker­le­ri, İn­gi­liz­le­rin ger­çek yü­zü­nü gö­rü­yor­du. Ni­te­kim İn­gi­liz­ler on­la­ra "Türk­ler yam­yam­dır. İn­san eti yer­ler. Dün­ya­yı bu yam­yam­lar­dan kur­tar­mak için sa­va­şı­yo­ruz" şek­lin­de pro­pa­gan­da yap­mış­lar­dır. Fa­kat on­lar cep­he­de gör­dü­ler ki Meh­met­çik, ken­di ha­ya­tı­nı teh­li­ke­ye ata­rak, ya­ra­lı düş­man as­ke­ri­ni kur­ta­ran, ken­di ya­ra­lı iken düş­man as­ke­ri­nin ya­ra­sı­nı sa­ra­bi­le­cek ka­dar, ken­di ba­yat ek­mek yer­ken düş­man esi­ri­ne ta­ze ek­mek ye­di­re­bi­le­cek ka­dar in­san­lı­ğın zir­ve­sin­de­dir. Ça­nak­ka­le'ye ge­lir­ken Türk­ler­’den nef­ret eden An­zak­lar, Türk­le­r’e hay­ran ka­la­rak mem­le­ket­le­ri­ne dön­müş­ler­dir. 
İn­gi­liz­le­r’in Ça­nak­ka­le'de yap­tık­la­rı âdi­lik­ler­den bi­ri­si de kim­ya­sal gaz kul­lan­ma te­şeb­büs­le­ri­dir. Bu in­san­lık ci­na­ye­ti, Lord­lar Ka­ma­ra­sın­da Çör­çil ta­ra­fın­dan gün­de­me ge­ti­ril­miş­ti. Bu­nun bir in­san­lık su­çu ol­du­ğu vur­gu­la­nın­ca Çör­çil, "Türk­ler in­san de­ğil­dir. Bu yüz­den gaz kul­lan­ma­mız­da bir sa­kın­ca yok­tur" di­ye­rek, ora­da­ki­le­ri ik­na et­miş­ti. Va­ril­ler­le kim­ya­sal gaz­lar ge­mi­le­re yük­le­nip, Ça­nak­ka­le'ye sevk edil­di. Rüzgâr, mev­si­min özel­li­ğin­den do­la­yı de­niz­den ka­ra­ya doğ­ru esi­yor­du. Va­ril­le­rin ka­pak­la­rı­nı aça­cak­lar, rüzgârın et­ki­siy­le ka­ra­ya doğ­ru esen gaz­lar Türk­le­ri ze­hir­le­ye­cek­ti. Ken­di as­ker­le­ri­ne de gaz mas­ke­si da­ğıt­tı­lar. Fa­kat Müs­lü­man Türk'e olan ilahî yar­dım, İn­gi­liz­le­rin he­sa­bı­nı boz­muş­tu. Va­ril­ler Ça­nak­ka­le'ye ula­şın­ca rüzgâr yön de­ğiş­tir­miş, ka­ra­dan de­ni­ze doğ­ru es­me­ye baş­la­mış­tı. Ge­mi­le­rin­de pa­nik ya­şa­dı­lar. Rüz­ga­rın bu du­ru­mu, sa­vaş bo­yun­ca de­vam et­ti. 
Ze­hir­li gaz kul­lan­ma­ya mu­vaf­fak ola­ma­yan İn­gi­liz­ler, baş­ka bir kal­leş­li­ğe, baş­ka bir in­san­lık su­çu­na im­za at­ma­yı ba­şar­dı­lar. 
Ça­nak­ka­le'de İn­gi­liz­ler ve müt­te­fik­le­ri mağ­lup ol­du­lar. Sa­vaş bit­ti, fa­kat İn­gi­liz hi­le­si bit­me­di. Sa­vaş­tan son­ra İn­gi­liz­ler Lon­dra'nın iki önem­li cad­de­si­ne, Ox­ford ve Cam­brid­ge cad­de­le­ri­ne bi­rer hey­kel dik­miş­ler. Hâlen mev­cut olan bu hey­kel­ler­de, Os­man­lı as­ke­ri­nin sün­gü­sü­nün ucun­da bir İn­gi­liz as­ke­ri tas­vir edil­mek­te ve al­tın­da şu ifa­de­ler yaz­mak­ta­dır: "Türk­ler, Ça­nak­ka­le'de ba­ba­nı böy­le öl­dür­dü­ler" 
 İki­yüz­lü İn­gi­liz­ler, al­dat­ma­ca­la­rı ile yet­miş iki mil­le­ti peş­le­ri­ne ta­kıp, dev zırh­lı­lar­la dün­ya­nın bir ucun­dan ge­lip, ül­ke­mi­zi iş­gal et­me­ye ça­lı­şı­yor­lar. Her tür­lü imkânsız­lı­ğa rağ­men, gö­ğüs­le­rin­de­ki iman­la sa­va­şan Meh­met­çi­ğe ölüm ku­su­yor­lar. "Bü­tün bun­la­ra rağ­men, va­ta­nı­nı sa­vu­nan Türk­ler hun­har, sal­dır­gan İn­gi­liz­ler maz­lum olu­yor. "
Me­de­ni­ye­tin tim­sa­li ola­rak gös­te­ri­len İn­gi­liz ve ba­tı hay­ran­lı­ğı­mız ile ül­ke­miz­de İn­gi­liz­ce ders gö­rü­len okul­lar açı­yo­ruz, on­la­rın ya­şam tarz­la­rı­nı ken­di­mi­ze ör­nek alı­yo­ruz.
Bi­ze dü­şen "Ça­nak­ka­le sa­va­şın­dan, ha­len sü­ren Haç­lı se­fe­rin­den ge­rek­li ders­le­ri ala­rak, uya­nık ol­ma­mız­dır."

YORUM EKLE