15 Temmuz davalarının YİĞİT DELİKANLISI

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne saldıran hainlere dur demek için yola çıkan yiğitler kervanında şehadet şerbetini içen Çorumlu Mustafa Solak'ın bize emanet bıraktığı yetimi Emre Solak, dağ gibi duruşu, metaneti ve bu yola baş koyuşu ile herkesin gönlünde taht kurmuş durumda.

15 Temmuz davalarının YİĞİT DELİKANLISI

HABERYORUMEROL TAŞKAN

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne saldıran hainlere dur demek için yola çıkan yiğitler kervanında şehadet şerbetini içen Çorumlu Mustafa Solak'ın bize emanet bıraktığı yetimi Emre Solak, dağ gibi duruşu, metaneti ve bu yola baş koyuşu ile herkesin gönlünde taht kurmuş durumda.

Haberini almıştık fakat, yüzyüze tanışmamız Sincan ziyaretimizde nasip oldu.

ŞEHİT YAKINLARI VE GAZİLERİN GÖZ BEBEĞİ

O geceyi ve babasını sorduk. 20 yaşındaki bir şehit yetiminin ne düşündüğünü, olayları nasıl değerlendirdiğini onun gönlünden anlamaya çalıştık.

Konuştukça, o bedenin içindeki devleşen yüreğe, cesarete ve kararlılığa şahit olduk.

Ne kadar şehit yakını ve gazi varsa, Emre'yi hem çok iyi tanıyor, hem de çok seviyor.

Bunun yanısıra da, ne kadar hain var, kalleş var, onlar da Emre'yi çok iyi tanıyor.

HAİNLERE KORKU SALIYOR

Emre'yi bu yiğit duruşuyla görmek bize nasıl cesaret ve gurur  veriyorsa, darbecilerin en büyüğünden en küçüğüne kadar herkes Emre'yi görünce eminim ki, korkuları daha artıyor.

Derler ya düşmana korku dosta güven diye. İşte o tarif tam da Emre için sanki. Ve orada tıpkı 15 Temmuz'daki dik duruşları gibi daha da devleşerek duran tüm şehit yakınları ve gazilerimiz de bu tarife uyuyor çok şükür.

BİZ GİTMEZSEK VATAN GİDER

O gece Emre ve ailesi erken yatmış. Gece saat 02,00'de gelen telefon üzerine babası Emre uykudayken çıkmış dışarı. Eşine de; "Biz bu gece gitmezsek, vatan elden gider." demiş ve çıkış o çıkış.

Halbuki, geride Emresi var, O'nun için hayalleri var. Eşi var. Ama o, canından daha öte kıymet verdiği Emre'sini ve eşini bırakıp çıkmış cenk meydanına.

BABA-OĞUL DEĞİL, DOSTTUK-SIRDAŞTIK

Emre babasını anlatırken, yüzünde güller açıyor. "Ben 20 yaşındayım, bildim bileli babamla baba oğuldan öte arkadaş gibiyiz, dostuz, yareniz, sırdaşız. Sanki 20 yıldır değil de 40 yıldır birlikteyiz gibiydik. Bir anımız bile birbirimizden ayrı geçmedi." diyerek tarif ediyor babasıyla olan sevgisini.

Babası gittikten yarım saat sonra uyanmış Emre. Babasını göremeyince, olan biteni annesinden öğrenip hemen televizyonu açmış.

DÜNYANIN TÜM İNSANLARI ÖLDÜ, BEN YALNIZ KALDIM SANDIM

"Babam Külliye önündeki çimlerin üzerinde abdestini almış, namaza hazırlanırken saldırmış hainler. Oracıkta vurulmuş. Sürekli aradım ulaşamadım, tüm akrabalarımız seferber oldu, sonra acı bir haber geldi baban vurulmuş diye. Bana yaralı olarak söylediler. Hastaneye koştuk. Bana ve anneme birer sakinleştirici yaptılar o esnada. Ve sonra babamın şehitlik müjdesi kulağıma fısıldandı. Dünya başıma yıkıldı sandım. Sandım ki, dünyanın bütün insanları o anda öldü, ben koca dünyada tek başıma kaldım." sözleriyle, yaşadıklarını anlatıyor Emre.

BABAM ŞEREFLİ BİR ÖLÜMLE VEDA ETTİ

Ölümün kaçınılmaz olduğunu söylerken, "Babam o saatte orada olmasa bile ecel onu bulacakmış meğer, ömrü o kadarmış. Şükrediyorum ki, babam çok şerefli bir ölümle ayrıldı benden. Rabbim O'nun ömrünü vatan-millet yolunda, kendi yolunda aldı elhamdülillah. Babamla gurur duyuyorum. " diyor.

MAHKEMEDE YALNIZLIK ACI VERİYOR

Sincan'daki mahkeme salonları başta olmak üzere, 15 Temmuz'la ilgili her ne varsa, katılmayı, destek vermeyi vatani bir görev olarak gördüğünü anlatan bu genç delikanlı, mahkeme salonlarının millet tarafından destek görmemesinin kendilerini çok üzdüğünü anlatıyor.

Başka hiç bir beklenti dile getirmiyor sohbetimizde.

Hainlerin mahkemedeki arsızlığı, utanmazlığı ve hayasızlığından bahsediyor. Her türlü yalan ve sahtekarlığı sürdürdüklerini anlatıyor.

HAK BİLDİĞİMİZ BU YOLDAN DÖNMEYECEĞİZ

"Geriden gören de, katil biziz, masum olan onlar zanneder. Gayet rahat bir tavır sergiliyorlar. Bilmiyorum, duymadım, görmedim gibi sözler kalıp gibi tümünün ağzında dolaşıyor. Hainlerin yakınları da, şehit yakınlarını ve gazileri sayısal olarak az bulunca, hemen hakaret ve baskıları artırıyor. Onların hiç bir tavrı ve şuursuzluğu bizi etkilemez aslında. Biz Hak bildiğimiz bu yola babalarını şehit vermiş ve bundan da gurur duyan insanlar olarak şehitlerimizin ve gazilerimizin izinden yürüyoruz." diyerek, hissiyatını paylaşıyor bizimle.

KEŞKE DÜŞMAN UÇAKLARIYLA VURULSAYDIK

Bir ara, "keşke" diyerek başladığı cümlesiyle, yaşananların en çok kahredici yönünü dile getiriyor ve ekliyor, "Keşke düşman uçaklarıyla vurulsaydı babam. Bana, güya kendi askerimiz gibi gözüken bu hainlerce vurulmuş olması ağır geliyor kimi zaman. Diyorum ki, keşke bir terör örgütünün açtığı ateşler sonucu şehit düşseydi. Sonuçta biz, askerimizi-ordumuzu seven bir milletiz, sırtımızı hep onlara yaslamışız, güvenmişiz. Bu onurlu ve şerefli üniformanın içine gizlenmiş hainler, yine bu milletin kendilerine emanet ettiği, parasını ödediği silahlarla ateş ettiler. Kendi milletine silah doğrultan bu hainler, asla asker değil. Onların tümü ruhunu, kimliğini ve tüm benliğini satmış aşağılıklar."

KAMUFLAJ HAİNLERİN MORALİNİ DAHA ÇOK BOZUYOR

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a karşı çok farklı bir sevgisi ve bağlılığı var. O'nu bu konuların en samimi insanı olarak görüyor. Şahsen tanışık olduklarını, her defasında aynı samimiyeti artarak görmenin mutluluğunu yaşadığını anlatıyor. Kendisi için yaptırdığı özel kamuflajını da çok sevdiğini, çoğu zaman mahkeme salonuna o kamuflajla gittiğini anlatıyor.

HİÇ BİR PİŞMANLIK EMARESİ YOK

Tüm hainlerin, kin dolu bakışlarının üzerlerinde olduğunun altını çizen Emre, 15 Temmuz'dan bu yana kinlerinde ve hainliklerinde hiç bir eksilme olmadığını, herhangi bir pişmanlık emaresi göstermediklerini anlatırken, ağızlarında sakızlarla, güle oynaya gelir gibi geldiklerini, özellikle mahkemeye katılmak için gelen hain yakınlarının da hiç bir mahcubiyet, utanç ve boyun büküklüğü yaşamadığını aktarıyor.

BURASI OKÇULAR TEPESİ

Özellikle, psikolojik baskı yapmayı hiç bir fırsatta elden bırakmadıklarının da altını çizen Emre Solak, "Onlar her ne yaparlarsa yapsınlar, ben adaletimize güveniyorum. Sonunda hepsi en ağır cezaları alacak inşallah. Bugün bize biraz daha sabır düşüyor. Burası bana göre Okçular Tepesi. 15 Temmuz'da meydanlara çıkmak ne kadar önemliyse, bugün bu salonları bırakmamak da bana göre o kadar önemli.

BU DAVA MİLLETİN DAVASI

Ben buradaki davaları babamın şahsi davasından öte, milletin davası olarak görüyorum. Evvela onun için buradayım. Fakat kimi zaman yalnız kalıyor olmanın hüznünü de yaşıyoruz burada. Niyetimiz bozulmuyor elbette. Tek kalsak ta, bu yoldan dönmek yok. Ama gönül öyle demiyor. Bu dava milletin davasıdır, istiyorum ki, millet burada olsun, bu tepe boş kalmasın. O karanlık geceyi sabahın nuruyla aydınlatan şehit ve gaziler, millet için, vatan için çıktı meydanlara. Bu millete zillet, işgal ve esirlik nasıl yakışmıyorsa, vefasızlık ta yakışmaz. Milletimizin vefasız olduğunu düşünmek istemiyorum, bu millet tarih boyunca vefasız olmadı çok şükür. Bildiklerimizle gördüklerimiz zaman zaman çelişiyor. Başbakanlık genelgesi çıkıp ta, resmi kurumlarda çalışan tüm şehit yakınları ve gazilerin davaların süresince idari izinli sayılmasıyla birlikte çok şükür katılımlarımız daha da arttı.

ONLARIN ÇOCUKLARINA HAİNLİĞİ, BABAM BANA ŞEHİTLİK ŞEREFİNİ BIRAKTI

Biz onlara yine yeteriz çok şükür. Ancak insan arkasının da sağlam olduğunu görmeyi istiyor. Sizin Çorum'dan çıkıp gelmeniz, burada bizi çok mutlu etti, pek çok şehit yakını ve gazimiz bu konudaki memnuniyetlerini halen ifade ediyor. Biz bu yola can koyduk, baş koyduk, dönmek bizim kitabımızda yazmıyor. Babamın bıraktığı yerden devam etmek benim boynumun borcudur. Allah'a bir can borcumuz var, o da vatan-millet yolunca, neden olmasın? Ben hainlere bakıyorum ve kendimi çok şanslı kabul ediyorum. Allah, onların evlatlarına birer hain evladı olarak ömür mahkumluğu verirken, bana şerefli bir nişan nasip ederek, şehit evladı olarak yaşamayı kısmet etti. Çok şükür, binlerce şükür." diyerek, sohbetimizi tamamlayıp, gazetemiz aracılığı ile tüm Çorumlular'a selam ve sevgisini gönderdi.

‘Babam Peygamber Efendimiz’den selam getirdi’

Babasını, şehit olduktan bir ay sonra rüyasında gördüğünü anlatan Emre Solak, "Babamı rüyamda ilk gördüğümde, onunla telefonda konuştuk. İlk sözü, "Oğlum Peygamber Efendimiz sana selam gönderdi." demek oldu." dedi.

Bu rüyanın kendisini çok etkilediğini ve mutlu ettiğini anlatan Emre, ilerleyen zamanlarda dört kez rüyasında babasını görmeye devam ettiğini, sürekli sohbet ederek hasret giderdiklerini söyledi.

Babasına olan hasretinin içini yakan bir yangın gibi olduğunu da dile getiren Emre, babasıyla ilgili rüyası ve ona olan hasretini şu sözlerle ifade etti; "Bir seferinde babamla birlikte arabada geziyoruz. Ben babama soruyorum, baba sen ölmüştün, nasıl geldin diyorum. O da bana, oğlum ben sürekli senin yanındayım ama sen her defasında beni görmüyorsun. Ben sürekli senin yanındayım sen merak etme. Arabayla birlikte geziyoruz, çarşıda birlikteyiz, evde birlikteyiz. Senin haberin olmasa da ben senin yanındayım diye benimle konuştu. Gerçekten de ben babamın sürekli benimle olduğuna inanıyor ve hissediyorum. Çünkü şehitler ölmez. Göremesem de biliyorum ki, babam her daim benimle birlikte. İnşallah ahirette de birlikte olacağız."

Özel Harekat üniforması REİS’ten

‘ONLARA KORKU SALACAKSIN’

15 Temmuz şehitleri ve gazilerinin adeta simgesi haline gelen şehit evladı Emre Solak’ın Özel Harekat kamuflajını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hediye etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan Emre’ye tenbih;

“Tüm mahkemelere bu kıyafetle katıl. Sen varlığın-duruşun ve vakarınla hainlere korku salacaksın”

Güncelleme Tarihi: 25 Nisan 2018, 12:20
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER