‘Aynı anda hem anlamlı hem de özgür bir hayat yaşayabiliriz’

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, özgürleşmenin Batılı düşünürlere göre bir anlamda tarihin, geleneğin, dinin, metafiziğin yükünden kurtulmak anlamına geldiğini belirterek, “Özgür olmak demek, her tür sınırlardan kurtulmak ve insanın aklına ya da nefsine hoş gelen her şeyi istediği gibi yapabilmesi demek değildir. Belli bir istikamete doğru giderken aklınızı ve erdeminizi, ahlakınızı kullandığınız ölçüde özgürleşebilirsiniz” dedi.

‘Aynı anda hem anlamlı hem de  özgür bir hayat yaşayabiliriz’

M.BURAK YALÇIN

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, özgürleşmenin Batılı düşünürlere göre bir anlamda tarihin, geleneğin, dinin, metafiziğin yükünden kurtulmak anlamına geldiğini belirterek, “Özgür olmak demek, her tür sınırlardan kurtulmak ve insanın aklına ya da nefsine hoş gelen her şeyi istediği gibi yapabilmesi demek değildir. Belli bir istikamete doğru giderken aklınızı ve erdeminizi, ahlakınızı kullandığınız ölçüde özgürleşebilirsiniz” dedi.

Hitit Üniversitesi tarafından düzenlenen “Gençlik Söyleşileri” kapsamında “Barbar, Modern, Medeni; Çağın Anlamı Üzerine Düşünmek” konulu konferans düzenlendi.

Ethem Erkoç Konferans Salonu’nda gerçekleşen programa Vali Mustafa Çiftçi, AK Parti Çorum Milletvekili Erol Kavuncu, Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın, Hitit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Osman Öztürk, Emniyet Müdürü Mehmet Gülser, Baro Başkanı Av. Kenan Yaşar, AK Parti İl Başkan Yardımcısı Mustafa Gökgöz ve öğrenciler katıldı.

Konferansa konuşmacı olarak katılan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Prof. Dr. İbrahim Kalın, modernitenin özgür birey ile rasyonel toplum inşa etmeyi hedeflediğini, özgür bireyin ise anlamdan, erdemden uzak olduğunu söyledi.

Modernitenin özgür bireyin zorbalık yapmaksızın karşı tarafı ikna ederek, belli konularda mutabık kalarak sorunlarını çözeceği, özgürleşip üzerindeki vesayet yapılarından kurtularak üretken, verimli bir sosyoekonomik yapı kurup dünyaya barış ve huzur getirmeyi vadettiğini anlatan Kalın, “Gerçekliğin bundan çok farklı olduğunu gördük. Zamanla aydınlanmanın o yüksek ideallerinden uzaklaşmış bir dünya çıktı karşımıza. Avrupa emperyalizmi, Avrupa merkezcilik ve bununla beraber gelen yıkım, son 200 yıldır dünyamıza çok büyük maliyetler ödetti. İki dünya savaşı, insanlık tarihinin gördüğü en kanlı savaşlar oldu. Etkilerini bugün hala gördüğümüz iki dünya savaşı. Burada kullanılan teknolojileri hafife almamak lazım. Bugün dünyamızda karşı karşıya kaldığımız salgınlar, biyolojik savaşların, kimyasal silahların, kitle imha silahlarının temelleri maalesef bu dünya savaşlarında atıldı. Savaş ekonomisi dediğimiz korkunç bir ekonomi ortaya çıktı. Bugün bazı biyologlar dünyadaki bu tür büyük salgınların, en son Kovid-19’u yaşadık, bundan sonra artarak devam edeceği öngörüsünde bulunuyor. Bunun da temel sebebi dünyanın giderek daha toksik, daha radyoaktif hale gelmesi. İcat ettiğimiz, kullandığımız teknolojilerle, radyoaktif dalgalarla, atıklarla dünyanın dengesi o kadar çok bozuldu ki artık bundan sonra bu tür salgınlar çok daha büyük ve köklü şekilde insanlığın başına musallat olmaya devam edecek” dedi.

Modernitenin insana özgürlük, seçme hakkı verdiğini ancak olası bir anlam krizinde sorumluluğu kişiye bıraktığını belirten Kalın, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Modernitede kişinin tercihlerinden sonra hayatında anlam krizi, tatminsizlik, hiçlik duygusu varsa, yokluk hayatını tanımlayan ana kavram haline geldiyse, bunun sorumluluğunu kişiye bırakıyor. Dolayısıyla modern düşüncede özgürlükle anlam arasında ters ilişki ortaya çıkıyor. Özgür olacaksanız anlamdan, anlamlı bir hayat yaşamak istiyorsanız özgürlüklerinizden vazgeçiyorsunuz.Bunun bir sahte ikilem olduğunu söylememin sebebi şu; aslında bizim geleneğimiz özgürlüklerimizden vazgeçmeden anlamlı bir hayat yaşamanın mümkün olduğunu söylüyor. Aynı anda hem anlamlı hem de özgür bir hayat yaşayabiliriz. Bilim devriminden itibaren evrenin zati bir anlamının bulunmadığı, anlamı insan zihninin üretip ona atfettiği bir çerçeve olduğu fikri var. Aleme baktığım zaman kendi zatında anlamlı olan bir şey değil ancak benim zihnimin anlamlandırdığı bir yapıyı görüyorum. Dolayısıyla anlam modernitenin tanımladığı özgür bireyin inşa ettiği bir şey haline geliyor. Bu da sorgulanması gereken önemli iddialardan biri. Bazı sorular soru olarak önemlidir. Doğru soruları sormak, tefekkür yolculuğunun en önemli adımıdır. Benim cevaplarım sizi tatmin ederse ne güzel ama kendi cevaplarınızı bulmak için uğraşın.”

Batılı düşünürlerin, 'bireyin özgürleşmesi' derken insanın yeryüzündeki serüvenine istikamet kazandırmış tarih, din, gelenek, aile gibi yapıları ortadan kaldırmayı savunduğunu aktaran Kalın, “Bunun yerine tamamen akli ilkelere dayalı, bireyin kendi özgür akli melekelerini ortaya koyduğu yapıların yönlendirdiği bir insan anlayışından bahsediyorlardı. Batılı düşünürlere göre özgürleşmek demek bir anlamda tarihin, geleneğin, dinin, metafiziğin yükünden kurtulmak anlamına geliyordu. Özgür olmak demek, her tür sınırlardan kurtulmak ve insanın aklına ya da nefsine hoş gelen her şeyi istediği gibi yapabilmesi demek değildir. Belli bir istikamete doğru giderken siz aklınızı ve erdeminizi, ahlakınızı kullandığınız ölçüde özgürleşebilirsiniz. O yüzden Türkçe'de özgürlük kelimesi 'özü gür' olmakla türetilmiştir. Özgür olmak, insanın özünün gür olması demektir. Özünüzü gür yapan, yani sizin aslınızı, cevherinizi güçlendiren şeyi yapabildiğiniz oranda özgürsünüz. Aklınıza gelen her şeyi yapmak demek, özgürlük demek değildir. Bu ancak insanın özgürlüğünü hoyratça kullanması ve tüketmesi anlamına gelir. Özgür olmak demek aynı zamanda vazgeçmek demek. Yaptığınız tercih çerçevesinde bir hedefe odaklanmak ve belli şeylerden de vazgeçmek anlamına geliyor. Çünkü özgür insanın aklı ve iradesiyle kendini gerçekleştirme eylemidir” diye konuştu.

Batı toplumlarının belirli kesimlerinin, kendi kimliklerini inşa edebilmek, 21. yüzyılda kendilerine konum belirleyebilmek için bir ötekine ihtiyaç duyduklarının altını çizen Kalın, konuşmasına şöyle devam etti: “Soğuk savaşın sona ermesiyle birlikte 90’lardan sonra İslamafobi meselesinin siyasal bir proje haline geldiğini görüyoruz. Müslümanları ötekileştirerek, terörle, şiddetle, gericilikle yobazlıkla, baskıyla ilişkilendirerek aslında ihtiyaç duydukları ötekini ortaya koymaya çalışan bir zihin yapısını görüyoruz. Buna niye ihtiyaçları var? Mevcut politikaları meşrulaştırmak için. Gittikleri yerlerdeki tasarruf ve tahakkümlerini temellendirebilmek için buna ihtiyaç duyduklarını düşünüyorlar. Batı toplumlarının bir kısmı dedim. Buna Batı içinden de gelen çok ciddi itirazlar var. Bizim o itirazlara da kulak kabartmamız lazım. Avrupa merkezciliği eleştiren, oryantalizmi, batı içinden gelen çok güçlü itirazlar da var. Biz o literatürü okumamız, tartışmaları da doğru takip etmemiz lazım ki biz tersinden bir oryantalizm tuzağına düşmeyelim. Nasıl bir batıya bizi oryantalize ettiği için kızıyorsak biz de batıyı oksidantalize etmemeliyiz. Monolotik bir şekilde bunların hepsi bir, aynı gibi bakmamalıyız. Nüansları, farklılıkları, farklı renkler, dokuları, bölgeleri görebilmeliyiz. Avrupa merkezciliğe en güçlü itirazlar yine Avrupa içinden geldi bugüne kadar. Gelmeye de devam ediyor. Buralarda bizim de ciddi ilmi, akademik bir felsefeyi ortaya koymamız, bu tartışmanın zenginleşmesi için ortaya ciddi bir çaba koymamız gerekiyor. Sadece itiraz etmek yeterli değil. Bunun için de ben ve öteki ilişkisini doğru bir zemine oturtmak lazım. Ötekinden öğrenebileceğim şeyler olduğunu, onun bana ayna tutabileceğini kabul etmemiz gerekiyor. Ancak bu bütünlük içinde dünya daha anlamlı, daha rasyonel, daha medeni bir yer haline gelebilir.”

Söyleşinin soru cevap bölümünde ise kendi unvanlarını kullanmamayı tercih ettiğini ve unvanların idari anlamlar içerdiğini düşündüğünü dile getiren Kalın, “Unvanlar arızlardır. Asıl olan cevherdir, insanın özüdür. Bazen bu unvanlar insanın asli kimliğini perdeler. O perdelerin arkasına saklanmak yerine insanın kendi özünü gerçekleştirmek için gayret içinde olması gerekir. Fikrin gücü ikna kabiliyetindedir. Unvanlar üzerinden ‘ben falancayım’ diye statü dayatırsanız, orada bir fikir zenginliği olmaz. O yüzden ben bu unvanları kullanmamayı tercih ediyorum. Buraya da yazmışsınız, sağ olun ama lüzumsuz uzamış. Asıl olan bizim kim olduğumuz. Ben bazen bir akademizm tehlikesi görüyorum, unvan kullanarak fikrini kabul ettirme çabası. Hayır, hepimiz öğreniyoruz. Haftada bir gün ders veriyorum. Ders vermemin en önemli sebebi, talebe olmaktan vazgeçmek istemeyişim. 'Ben prof oldum, ben oldum artık. Benim öğrenecek yeni bir şeyim kalmadı'. Sokrates haklı. Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir. İnsan yaşı ilerledikçe daha çok anlıyor bu sözü” şeklinde konuştu.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER