Doğu Türkistanlıların 3.Anadolu Seferi Çorum’dan başladı

Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistanlılar, Çin yönetiminin baskı ve asimilasyon politikalarına maruz kalan aileleri için mücadeleye devam ediyor.

Doğu Türkistanlıların 3.Anadolu Seferi Çorum’dan başladı

FATİH BATTAR

Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistanlılar, Çin yönetiminin baskı ve asimilasyon politikalarına maruz kalan aileleri için mücadeleye devam ediyor.

Daha önce Türkiye’nin çeşitli illerinde eylem yapan Doğu Türkistanlılar, 3.Anadolu Seferi’ni Çorum’dan başlattı.

Toplama Kampı Mağdurları Platformu üyeleri Çorum’da, Çin’in Doğu Türkistan’daki etnik, kültürel ve siyasi soykırım fiilleri ve ortaya konan insan hakları ihlallerini anlatarak, seslerini duyurmaya çalıştı.

‘Türkiye reelpolitiği bir kenara bırakarak zulmün bitmesi için öncü olması gerekiyor’

Eylem kapsamında bir basın açıklaması yapan İHH Çorum Şube Başkanı Selim Özkabakçı, Türkiye’nin zalim Çin ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmesi gerektiğini ve reelpolitiği bir kenara bırakarak bu zulmün bitirilmesi için öncü olması gerektiğini söyledi.

Özkabakçı; “Dünya üzerinde yaşamanın en zor olduğu, "Uygur, Kazak, Kırgız olma suçundan" milyonların demir parmaklıklara mahkûm edildiği Doğu Türkistan, nesli yok edilen milletlerden biri olma yolundadır. Doğu Türkistan'da tam bir cinnet hali yaşanmaktadır.” dedi

Dünya tarihinde bir milletin topyekûn gözaltına alındığı, kadın erkek, genç yaşlı toplama kampları, çocuk kampları ve hapishanelere doldurulduğu, kalanların da "aile olmak" projesi adı altında evlerde Çinli gardiyanların insafına terk edildiği, insanların sokaklarda dahi yüz tanıma sistemleriyle adım adım izlendiği başkaca bir dönem olmadığını ifade eden Özkabakçı; “2014 yılından itibaren Teröre Karşı Sert Darbe Operasyonu ilan edilen "75 Aşırılık Belirtisi"yle başlatılan keskin saldırılar, 2017 Nisan'ından itibaren Doğu Türkistan genelinde yoğun bir şekilde kurulmaya başlayan ve sayılarının 1.200'ü geçtiği belirtilen toplama kamplarıyla bambaşka bir noktaya taşındı. Evlerinden, çocuk ve eşlerinden, anne-babalarından, akraba ve arkadaşlarından, işlerinden, okullarından hasılı en sevdiklerinden kopartılan, dünyanın en ağır işkence ve mahrumiyetlerini yaşayan Doğu Türkistanlı Çin'in gönüllü mesleki eğitim kamplarında soykırıma uğruyor! Bir çadıra ya da pusulaya sahip olmak, mutfağında birden fazla bıçağı olmak, pasaportu olmak, başörtüsü takmak, camiye gitmek, oruç tutmak, okulda ve resmi dairelerde ana dili kullanmak bile bir kişinin toplama kamplarına alınması için yeterli sebep olarak görülmektedir. Çin'in genel hukuk ilkesi olarak bilinen masumiyet karinesini hiçe sayan "suçu önceden önleme prensibi" ile herhangi bir suçu bulunmayan ve mahkeme edilmeyen milyonlarca insan "ayrımcılık, aşırılık ve terör" suçlamalarıyla toplama kamplarına doldurulmaktadır. Toplama kamplarında keyfi güç kullanımı, özgürlüğün sistematik olarak kaldırılması, kültür ve inançların tahkiri, ideolojik baskılama, insanlıktan çıkarma, taciz, tecavüz, fiziki ve psikolojik işkence, cinayet ve soykırım suçları işlenmektedir. Kısacası bu kamplar, tüm insan haklarının ihlal edildiği yerlerdir. Çin, BM Insan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde ilan edilen tüm hakları gasp etmekte, BM Soykırım Sözleşmesi'nde bulunan beş maddenin tamamını ve dahi Roma Statüsünde düzenlenen "Soykırım Suçu" ve "İnsanlığa karşı suçların tamamını ihlal etmektedir.” şeklinde konuştu

‘Zalim Çin'in ne yaptığından daha önemlisi Müslümanların ne yapmadığıdır.’ diyen Özkabakçı; “Dünyanın ve bizlerin insanlık adına Doğu Türkistan için söyleyecek sözümüz mutlaka olmalı. Çorum Hürriyet meydanından Doğu Türkistanlı misafirlerimizde huzurunda Zalim Çin'e ve tüm dünyaya sesleniyoruz. Doğu Türkistan'daki toplama kampları kayıtsız şartsız bir an evvel kapatılmalıdır. Bölgede uygulanan tüm hak ihlallerine derhal son verilmelidir. BM, Çin'in insan haklarını ayaklar altına alan toplama kampları vahşetini derhâl durduracak sahici adımlar atmalıdır. İslam İş Birliği Teşkilatı ya İslam ülkelerini bu zulme karşı mobilize etmeli ya da kendini lağvetmelidir. Zira I.I.T.'nin mevcut tutumu Çin'i daha da cesaretlendirmektedir. Türkiye, zalim Çin ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmeli, reelpolitiği bir kenara bırakarak bu zulmün bitirilmesi için öncü olmalıdır.” ifadelerini kullandı.

Toplama Kampı Mağdurları Platformu üyeleri adına Mirzehmet İlyasoğlu ise işgalci zalim Çin’in Doğu Türkistan’da 1949’dan 2016 yılına kadar türlü zulüm , baskı ve katliamlara imza attığını  ama yine de kana doymadığını söyledi.  

2014’ten beri Doğu Türkistan’ın her yerinde inşa ettiği on binlerce Toplama Kampı’nda Doğu Türkistanlı Müslüman Türklere insanlığın aklı ermediği zulüm ve işkencelere tabi tutulduğunu aktaran İlyasoğlu;

“Toplama kampı içindeki mezalimliği anlatmadan önce toplama kampı dışındaki insanların yaşamını anlatalım, gündüz ve akşam ÇKP propaganda şarkıları ezberleterek Müslüman ve Türk Doğu Türkistan halkının beyinlerini yıkamaktadır, insanlar kamu hizmeti adı altında sokak ve tarlalarda köle işçi olarak çalıştırmaktadır. Erkekleri toplama kampına alınan ailelere aile mahremiyetini hiçe sayarak ,akraba aile projesi adı altında Çinli erkek memurlar yerleştirilmektedir ve üçte beraber politikası uygulanmaktadır, bunlar beraber yatmak, beraber yemek, beraber çalışmak. Müslüman ve Türk kızlarımız zorla Çinlilerle evlendirilmektedir. Kız evlenmeyi reddederse ailesi top yekün toplama kampına alınma sebebi olacaktır. Evlerde Kur’an-ı Kerim'i bulundurmak ve okumak, seccade bulundurmak dahi yasaktır, günlük hayatta selamün aleyküm, cennet ve ALLAH sözlerini kullanmak dahi yasak hale gelmiştir. Dini nikah ve cenaze namazları yasak. İslami ve Türk mimari yapılar peyder pey yok edilmektedir. Kur'an-ı kerimler yakılmaktadır,  dedi

Toplama kamplarında yaşanılanları anlatan İlyasoğlu, şu ifadelere yer verdi;

“Uluslararası Af Örgütü’nün 2021 mart ayı verilerine göre 1 milyondan fazla Müslüman Türk çocuğu toplama kaplarında dininden ,ırkından, kültüründen soyutlanarak tamamen Çinli birey olarak yetiştirilmektedir. Bu çocuklar gelecekte Çin’in alçak planları için canını feda edecek birer Çinli asker olarak yetiştirilecektir. Çin’in Afganistan’da yapmak istediklerinden bunu açık bir şekilde görebilirsiniz. Örnek verecek olursak Çin’in 10 tane ajanı 2020 aralık ayında Uygur cihatçı kılıfına girerek Afganistan'da terör eylemi gerçekleştirmeye yeltenmiştir. Çok şükür Çin’in yakalanıp Çin'e gönderildi.  Yine uluslararası bağımsız araştırma kuruluşları verilerine göre 3 milyondan fazla yetişkin Uygur türkü toplama kamplarına alınmıştır.

Toplama kampından kurtulan tanıkların ifadelerine göre, o toplama kaplarında insanlar hergün insanın aklı ermediği işkencelere maruz kalmaktadır.  fabrikalarda köle işçi olarak çalıştırmaktadır.  kimi insanların iç organları çalınarak helal organ adıyla Çin başkenti pekinde reklamı verilerek açık bir şekilde Müslüman Arap ülkelerine satılmaktadır. kimisi peyder-pey hunharca katledilmektedir, aramızdaki mağfiret kızımızın baba annesi 65 yaş olmasına rağmen o toplama kamplarında katledildi. 82 yaşındaki Kur'an-ı Kerimi Uygur Türkçesine çeviren Muhammed Salih hocamız, 35 yaşındaki Gazi Üniversitesi'ni bitirerek Doğu Türkistan'da öğretmenlik yapmakta olan Ekrem kardeşimiz, Japonya'da yüksek lisansına devam ederken Çin polisleri ailesine baskı yapmasından dolayı mecbur geri dönen 30 yaşındaki kız kardeşimiz Mihray Erkin, aramızda biz kavuşmayı beklerken 65 yaşındaki emekli öğretmek Hemide annemiz, aramızdaki Nurmuhmmed kardeşimizin 70 yaşındaki babası yine o toplama toplarında hünharca katledilmiştir. Anası ,eşi ve 4 çocuğundan hiç bir haber alınamamaktadır.  Bunların sayısını çoğaltabiliriz.  Toplama kamplarında İnsanlara ne olduğu bilinmeyen ilaçlar verilmekte ve iğneler yapılmaktadır. Müslüman Uygur ve Kazak kadınları  toplu kısırlaştırılmaktadır. Toplama kamplarında tutulan Türk ve Müslüman Doğu Türkistanlı kadınlar sistematik tecavüze uğramaktadır. Daha 3 evvel uluslararası medyaya bomba gibi bir haber düştü. Yani Doğu Türkistan’da 5 sene polis görevi yapan Çin’li polisin itirafına göre toplama kampına alınan insanların hiçbir suçu yok, rasgele toplanmaktadır ve hergün türlü işkenceler uygulanmakta, vücutları şişene kadar dövülmektedir, işlemediği suçları kabul ettirmek için kadın erken demeden cinsel organlarına elektrik şoku uygulanmaktadır. Bunların içinde 14 yaşındaki çocuklar da bulunmaktadır.  Bütün bunlar yaşanırken ne yazıkki Türk ve İslam alemi sessiz. Soruyoruz, bu sessizliğinizin sebebi nedir? Allah’ın karşısına çıktığınızda ve gelecek nesillere verebilecek bir cevabımız var mı? Bir yüce bir dinin mensuplarıyız , kendimize yakışana yapalım, zulme susan dilsiz şeytandır, zulme susan zulme ortaktır. Zulmü durduramıyorsan , duyur buyurmuşlar, biz duyurduk, Allah şahidimiz olsun, artık susmayı mı tercih edersiniz yoksa haykırmayı mı o sizin vicdanınıza ve imanınıza kalmış. Tüm çıplaklığıyla Çin Doğu Türkistan’da bir soy kırım yapıyor. Çin’in bütün bu uygulamaları sonucunda işlediği cinayetlerin uluslararası hukuka göre Soykırım olduğu İngiltere, kanada, Hollanda, Amerika, Belçika, Litvanya, Çek Cumhuriyeti gibi 7 ülke tarafından kabul edildi. Başta ABD, Kanada, AB, Avusturalya, Japonya hükumetleri Çin’i kınamıştır ve yaptırım uygulamalarına başlamıştır. Biz buradan Çin’i tüm bu yaptıklarından dolayı kınıyor ve lanetliyoruz, ve diyoruzki, İnsanlık Çin’e teslim olmadı ve olmayacaktır.  Doğu Türkistanlılar asla teslim olmadı ve asla olmayacağız. Doğu Türkistanlılar ve onlara ses veren İnsanlık Çin’in bütün bu yaptıklarının hesabını er ya da geç Çin’e soracaktır.  Bunun için de canımızı, malımızı ve her şeyimizi ortaya koyduk , koyacağız.  Bizi izleyen, dinleyen ey kardeşlerim, ey insanlık! Bizler, “Ailem Nerede” diye haykıran ve bunu  dünyanın dört bir yanında #Millet Nöbeti çeviren  kamp mağdurları Çin’in İstanbul başkonsolosluğu önünde 10 aydır bekliyoruz ve direniyoruz. Dünyanın dört bir yanından basın kuruluşları ve devlet televizyon kanalları gelip bizim çiğliğimizi duyurdu, ne yazıkki Türkiye’nin ulusal kanallarımızda bu çığlıklarımıza yer verilmedi. O yüzden  aramızdan bir grup oluşturup, Doğu Türkistan için Anadolu seferi düzenleyerek, Çin’in zulüm ve soykırımını il il dolaşarak Türk milletine birinci ağızdan anlatıyoruz. Doğu Türkistan demek Türklük demektir, Müslümanlık, İslam demektir ve her şeyden önemlisi İnsanlık demektir.  Doğu Türkistan’da sadece Doğu Türkistanlıların değil, Türklüğün, Müslümanlığın ve insanlığın şerefi ,izzeti ve namusu ayaklar altın alınmaktadır, bu bir namus meselesidir. Biz buradan Türkiye devletimiz ve hükümetimiz başta olmak üzere tüm dünya liderlerine, uluslararası kurum ve sivil toplum kuruluşlarına ve bütün insanlığa sesleniyoruz: “Eğer iddia ettiğiniz gibi güçlüden, zalimden değil, adaletten, hakkaniyetten, demokrasi ve insan haklarından yana iseniz lütfen artık Doğu Türkistan'da yaşananları görün ve gereğini yapın, vicdanınıza kulak verin.” Şayet bu durumu görmez ve gereğini yapmaz iseniz yaşanmış, yaşanan ve muhtemelen yaşanacaklardan  en az zalim Çin iktidarları kadar sorumlusunuz. Bugün Doğu Türkistanlıların başına gelenler yarın sizin başınıza gelebilir. Çin’in Pakistan’da, Afrika’da, Türk cumhuriyetlerinde yaptıklarına ve şimdi de İran üzerinden Müslüman coğrafyasında yapmayı planladıklarına bakın. Gelin Çin’in zulüm ve soykırımına hep beraber dur diyelim.”

Daha sonra Toplama Kampı Mağdurları Platformu üyelerinden Medine Nazımi, Cevlan Şirmehmet ve Nur Muhamned Uygur, Çin’de yaşadıkları vahşet ve zulmü anlatarak, seslerini duyurmaya çalıştı.

Basın açıklamasına İYİ Parti İl Başkanı Bekir Özsaçmacı, BBP İl Başkanı Şakir Yıldırım, Türk Ocakları Çorum Şube Başkanı Prof. Dr. İrfan Çağlar, Türk İş İl Temsilcisi Sefer Kahraman, Ensar Vakfı Başkanı Abdurrahman Çırak, İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Hüseyin Kır, STK temsilcileri ile vatandaşlar da destek verdi.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Vatandaş
Vatandaş - 4 hafta Önce

Çoğu büyük devlet Çin zulmünü meclisinde soykırım olarak tanıdı ama biz kendi özümüzü meclisimizde savunamıyoruz. Çinin yaptığı soykırımdır diye karar alamıyoruz. Anca suriyeli ıraklılara şirin gözükme derdindeyiz yazıklar olsun soykırım kararı almayanlara.

SIRADAKİ HABER