Kanserle yaşamak ne demek?

Kanserle Sağlıkıl Yaşam Derneği (KA-DER) Başkanı Bekir Şahin, bir insanın eşinin ya da bir yakınının kanser olduğunu öğrendiğinde yaşadığı duygusal travmaları ve kanserle yaşamak zorunda kaldığı duygularını kaleme aldı.

Kanserle yaşamak ne demek?

EROL TAŞKAN
Kanserle Sağlıkıl Yaşam Derneği (KA-DER) Başkanı Bekir Şahin, bir insanın eşinin ya da bir yakınının kanser olduğunu öğrendiğinde yaşadığı duygusal travmaları ve kanserle yaşamak zorunda kaldığı duygularını kaleme aldı. Eşi kanser olan ve yıllardır bu mücadeleyi veren Bekir Şahin, 1-7 Nisan Kanser Haftası nedeniyle yaşadığı duygularını anlattı. 

İŞTE O DUYGUSAY YAZI:
Kadın "kanser ettin beni"eşler hanımlarına çocuklar annelerine derdi de ciddiye almazdık peki başımıza gelirse ne kadar haklıymış diye düşünüp suçluluk altında ezilmeye kadar gidebilecek bir bilgi öğrenme durumu kafanıza tüm şiddetiyle "dong!!" diye inen tokmaktır.. 

Neye uğradığınızı şaşırırsınız.. Dünya tepetaklak olmuştur bir anda. Sokakta yürürsünüz ama gerçekten yürüyor musunuzdur? yoksa rüyada mısınızdır? "uyanma şansım var mı bu korkunç kabustan?" diye düşünürken hala yürüdüğünüzü fark edersiniz.. 

Çevrenize, dünyaya, herşeye ve kendinize ne kadar yabancılaşmış olduğunuzu hissedersiniz. Sanki hiçbişey gerçek değilmiş gibi, ama malesef gerçektir ve sizin üzülmekle, yıkılmakla kaybedecek vaktiniz yoktur,güçlü olmak zorundasınızdır. 
Çıkmadık candan ümit kesilmez sözünü hatırlarsınız kendinize. Sevdiğinizin, anne, baba, evlat ya da sevgili hala hayatta olduğunu hatırlatırsınız kendinize.
Mantığınız ve duygularınızın dengesini kurmaya çalışırsınız. "Sanki ölmüş gibi üzülme, böyle düşünme, kötü şeyler getirme aklına, herşey düzelecek, inanıyorum" dersiniz içinizden, demeye çalışırsınız.

"Her şey düzelecek, her şey geçecek" dersiniz, sesli düşünürsünüz. Hâlâ bir şansınız olduğunu ve bu şansa tutunmaktan başka şansınız olmadığını bilirsiniz. Sonucunda sizi, çevrenizi, hayata bakışınızı ve daha pek çok şeyi değiştirecek olan zorlu bir sürece adım atmak zorunda bırakılmışsınızdır. Yine de şükredersiniz hâlâ hayatta olduğuna. 
Sevdiklerini bir anda deprem, trafik kazası gibi felaketlerle kaybetmek zorunda kalmış ve mücadele şansı bile olamamış olan insanları düşünüp, onlar için üzülürken, yine de mücadele şansı olması umuduna tutunursunuz.. Başka yapacak bişey yoktur çünkü, pozitif düşünmekten, başka..

Başa gelebilecek en kotu olaydır. Ögrendiginiz anda bin parcaya bölünüp yok olmak istersiniz. Sevdiğiniz sizin desteginize ihtiyac duyar hale gelmistir. Tedavi sırasın da o güzel saçları kaşları dökülür ve gözleri donuklaşır. 
Sizin üzülme lüksünüz yoktur, her an yüzünüz de plastik bir gülümseme ile sevdiğinize destek olmanız gerekir; aglayamazsınız bile... 
Etrafinız bu haberi aldıktan sonra sizi anladığını, her koşulda yanınız da olacağını söyleyen insanlarla dolar ama yalnızsınızdır. 

Kimse sizi anlayamaz,"seni o kadar iyi anlıyorum ki!" lafi kötü niyetli olmasa bile ikiyüzlülük içerir. Nitekim bu kimsenin yaşamadan anlayamayacağı ve kimsenin yaşamasını istemeyeceginiz olaylardandır.
Bütün bu olanlar arasinda siz ufacık olup en dibe düşersiniz ama oradan eskisinden de güçlü bir halde çıkmanız uzun sürmez. Eskiden neşeli ve umutlu başlayan sabahların şimdi o boğucu umutuzluğuna dayanmanızı sağlayan da budur.  Gerçek havada asılı durur ama kimse ondan bahsetmez, görmek istemez, yüzünü çevirmek ister ama beceremez.
Umarım kimse bu tür bir haber almak zorunda ve zamanından önce olgunlasmak zorunda kalmaz.

Ölümün size, canınız bildiğiniz insana ne kadar yakın durduğunu öğrenmektir aynı zamanda. İnanamazsınız, inanmak istemezsiniz, yokmuş gibi davranırsınız. Ama aslında bilirsiniz, oradadır, sabahları günaydın diye size sarıldığında, gece uyumadan önce gelip üstünüzü örttüğünde hissedersiniz içindeki ölümü, ölüme götüren hüznü. Kadere, şansa, talihe, artık her neyse kahredebileceğiniz, kansere lanetler okursunuz. Okursunuz da bilirsiniz çözüm yok, yapacak bir şey yok.
Sizden, yaşamdan daha büyük bir olgu karşısında yapacak hiçbir şeyiniz yoktur. Sadece yaşanan günleri uzatmaya çalışırsınız, ağlamaz hep gülersiniz. Gülersiniz de gece oldu mu dolar gözleriniz, engel olamazsınız içinizde biriken acıya ve yalnızlığa. Ağlarsınız, yaşınız kaç olursa olsun, bir çocuk gibi oturur ağlarsınız. Bilirsiniz siz hep onun yanında olacağınızın, gece yorganın altında akan gözyaşlarınızla ıslanmış yastığınızı hastanızın günaydın sarılışından önce, o görmeden değiştirirsiniz.

En sevdiğinizin yanın da olmak istediğinizin kulağına 'şşşşşşştttt hepsi geçti, kötü bir rüyaydı yaşadıkların' dediğiniz olaydır, aynı siz küçükken bir kabus gördüğünüzde onun sizin kulağınıza bu sözleri usulca fısıldaması gibi, o bir kere kanser olmuştur ama; eklem yerlerinin, göğsünün, bacağının, kolunun ağrısından uyuyamayıp inlediği her gece, ya da göğüs olması, bacak olması, kol olması, gereken yerde o boşluğu her gördüğünüz de kahrolur, siz bin kere kanser olursunuz... 
"Aman ha lütfen ona belli etmeyin, kaldıramaz bunu". Her seferinde bir başka yalan derken aslında o yalanlara inanmak istediğinizi anlarsınız. Size hayatı öğreten kadın birşey daha öğretmiştir artık. Güçlü olmanız gerektiğini, belli etmemeniz gerketiğini, kanserde moralin çok önemli olduğunu.

Ruhunuzu, kendinizi seferber etmekten ve sonuna kadar onun yanında olup mücadele etmekten başka. Sevginin ve her şeyin değerini daha iyi anlarsınız.Hastanızın değerini daha iyi anlarsınız ve kendinizden geçercesine yalvarır yakarırsınız, n'olur ölmesin diye. Dünyanın üzerinize çökmesiyle eş değerdir.

Nice belalara girer, nice badireler atlatır yine de güler geçersiniz. Fakat kıymet verdiğinizin kanser olduğunu öğrendiğiniz gün yaşamın akışını değiştirdiği gündür. Gerçekten çaresiz kalmanın ne olduğunu öğrendiğiniz gündür. Öpmelere, koklamaya doyamadığınız sevdiğinizi kaybettiğinizde ise yüreğinizden bir parçayı da kaybettiğiniz gündür. Berbat bir şeydir, hastan ameliyathanedeyken zaman geçmek bilmez, şuursuzca yürümekten ayakların kopacak kadar ağrır, sigara üstüne sigara yakarsın, ameliyat sonrası süreçte kemoterapi alırken gözünün önünde acı çekişini izlersin, sacları döküldüğü için yasadığı ruhsal çöküntüyü görürsün, her ne kadar sana çaktırmamaya çalıssa da, CA ve CAE değerlerinin düşüşünü gördükçe gözlerindeki umudu görürüsün, savaşma azmine hayran kalırsın ve kurtulması için Allah'a yalvarırısın. Zor süreçtir yaşamayan bilmez. İnşaallah ta kimse tecrübe etmez, dünyanın üzerinize çökmesiyle eş değerdir. Savaşacağınız yeni bir cephe açılmıştır, bu kez kendiniz için değil kendinizden daha çok sevdiğiniz kişi için...

Acizliğe ve karamsarlığa yer bırakmamanız gerek. Duyduğunuz o an dünya duruyor ve hafif bir baş dönmesi başlıyor. Ardından gelen derin sessizlik, hayatın anlamsızlaşması, çaresizlik. Her şey karmakarışık oluyor bir anda. Kabullenme süreci çok zor. Her uyandığında, "tüm bu yaşanılanlar gerçek mi?" diye düşünmeden edemiyor insan uzunca bir süre.

Kabullendikten ve iyileşeceğine inandıktan sonra ise biraz daha kolay ilerliyor zaman. Düşünmek bile istemezken bir anda karşılaşılan, o andan itibaren hiçbirşeyin asla eskisi gibi olmayacağını kafana çivi gibi çakan, elinden gelen herşeyi yapmaya çalışıp bekleme anı. Çaresizlik..

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER