Kola değil karpuz götür

Adettendir, bir yere misafirliğe giderken az çok demeksizin elimiz boş gitmemeye gayret ederiz.

Kola değil karpuz götür

HABER/YORUM: EROL TAŞKAN
Adettendir, bir yere misafirliğe giderken az çok demeksizin elimiz boş gitmemeye gayret ederiz. Maksat hoşluk olsun, maksat gönüller alınsın. Ancak muhabbete ve sevgiye vesile olsun diye alıp götürdüğümüz kimi ürünlerin bizzat zehir kadar tehlikeli olduğunu göz ardı edebiliyoruz.
Nasıl olduysa oldu, misafirlik öncesi alacağımız hediyelerin liste başına kola ve türevleri oturdu. Bir nevi misafirliğe gittiğimiz akraba ya da dostlarımıza, "Zıkkımın dibini yiyip için" der gibi bir duruma düştük. 

 

Kolayı içen de içmeyen de zararı konusunda hem fikirdir. Hatta öyle ki, dünyanın en büyük devlerinden olan kola firmasının başta ülkemiz olmak üzere tüm dünya Müslümanları'na olan nefretini, kinini ve zarar verici tüm unsurlara maddi desteğini de artık sağır sultan dahi bilmektedir. 
Buna rağmen bizi hangi zorunluluk mecbur ediyor ki, bu kola denilen illet hayatımızın tüm safhalarını sarıyor. 
Mevlit okuturuz kola baş köşede, emperyalizmi telin için toplantılar yaparız kola yine baş köşede. İftar sofrası düzenleriz kola yine sofralarımızda arzı endam eder.
Yeni bir şey yapalım, adetlerimizi tekrar gözden geçirip revize edelim, karpuz alalım, kavun alalım. Hem millî hem de yerli. Ne lezzeti tartışma konusu ne de faydası. Şu kavurucu yaz günlerinin en güzel yiyeceği olan kavun karpuzu hediyelerimizin baş köşesine koyalım ki, hem hediyemiz gönüllerde yer bulsun, ikram ettiğimiz kişi bu hediyeden şifa ve lezzet alsın, hem de köylümüz kazansın, çiftçimiz kazansın.
Malum hikaye ile devam edelim sözümüze izah getirmeye; 

 

Bir gün bir haneye misafir gelir. Hatırlı da birisidir. Karı koca diğer odada istişare ederler. Misafire ne ikram edelim, ne yedirelim ki hürmete geçsin, misafir mutlu olsun diye düşünürler. Adam; "Hanım misafir ağır birisidir, tavuk kessek olmaz. Bizim ahırda da en büyük malımız eşeğimiz, bari onu keselim de hürmete geçsin." der.
Öyle de yaparlar, eşeği kesip pişirirler ve misafirin önüne koyarlar. Misafire ne kadar kıymet ve değer verdiklerini göstermek için de eşek kestiklerini laf arasında çıtlatırlar. Misafir bu durumdan memnun kalmayıp, eşek murdardır eti yenmez deyip haneyi terkeder. 

 

Kara kara düşünüp, nerede yanlış yaptıklarını anlamaya çalışan adam, karısına şöyle der; "Hanım misafir ağır diye eşek kestik, o da murdar diye yemedi. Eşeğe yazık oldu, misafire de ayıp oldu."
Biz de hatır sayacağız derken, gittiğimiz haneye ya da evimizde ağırladığımız misafire ayıp etmeyelim. Sağlıksız ve şüpheli bir ürünle misafirimizi ağırlayacağımıza, kavun karpuzla ağırlayalım ki, eşeğe de yazık olmasın, misafire de ayıp olmasın.

Güncelleme Tarihi: 31 Temmuz 2019, 10:47
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER