Hz Ömer'ül Faruk -4-

Hz Ömer bir hain tarafından ağır bir şekilde yaralanınca Aşere-i mübeşşereden altı kişilik şûranın toplanarak üç gün içerisinde halifeyi seçmelerini ister. Oğlu Abdullah'ı da halife seçilmemek şartıyla bu heyete dâhil eder. Şûra üyelerini toplamak üzere Mikdâd b. Esved'i, heyetin rahatsız edilmemesini sağlamakla da Ebû Talha el-Ensârî'yi görevlendirir. Oğlu Abdullah'ı da Hz. Âişe 'ye yollayarak Peygamberimizin yanına defnedilmek için izin ister. O da kendisi için düşündüğü bu yeri ona vermeyi kabul eder. Hz. Ömer üç gün sonra da Rahmanı rahime kavuşmuştur. (26 Zilhicce 23 / 3 Kasım 644). 
Hz. Ömer kaynaklarda uzun boylu, gür sesli ve heybetli bir kişi olarak tasvir edilir. İlk evliliğini Zeyneb bint Maz'ûn el-Cumahiyye ile yapmıştır. Abdullah ve Hafsa bu evlilikten doğan çocuklarıdır. Câhiliye döneminde evlendiği Müleyke bint Amr ve Kureybe bint Ebû Ümeyye'yi İslâmiyet'i kabul etmedikleri için müşrik kadınlarla evlenmeyi yasaklayan (Mümtehine 10) âyeti nazil olunca onları boşamıştır. Dinimiz ehli kitap olan kadınlarla evliliğe müsaade ederken (Yahudi, Hıristiyan) müşriklerle evliliği ise yasak kılmıştır. Aşere-i mübeşşereden olan Hz. Ömer aynı zamanda vahiy kâtiplerinden ve Peygamberimizin en yakın sahabelerindendi. Peygamberimiz kendisiyle birçok konuda istişare ederdi. Onun bazı görüşlerinin nâzil olan âyetlerle teyit edildiği bilinmektedir. Şarabın kesin biçimde haram kılınması (Bakara 219), Hz. Peygamber'in evine gelen kimselerle, hanımlarının perde arkasından konuşmasının daha uygun olacağı (Ahzâb 53), Kâbe'deki Makâm-ı İbrâhim'in namazgâh ittihaz edilmesi (Bakara 125) ve münafıkların başı Abdullah b Selûl'ün cenaze namazının kılınmaması gerektiği (Tevbe 84) gibi bazı ayetlerin Hz Ömer'in dua, talep veya tekliflerinin üzerine nazil olduğu rivayet edilir. Hz. Ebû Bekir Medine'de kazâ işlerinin başına onu getirmişti. Peygamberimiz de onun hakkında, "Allah, gerçeği Ömer'in lisanı ve kalbi üzere yarattı" (Tirmizî, Menâ?ıb 18), "Allah'ın emirleri konusunda ümmetimin en kuvvetlisi Ömer'dir"; "Muhakkak ki şeytan senden korkar, Yâ Ömer!" demiş, "Ey Allah'ım! Ömer'in kalbinden haset ve hastalıkları çıkar ve onu imana tebdil et" şeklinde dua etmiştir (Müslim, "Îmân", 69). 
İslâm tarihinde "Emîrü'l-mü'minîn" tabiri ilk defa Hz. Ömer için kullanılmıştır. Sünnî uleması, onun Hz. Ebû Bekir'den sonra müslümanların en faziletlisi ve hilâfet makamına en uygun sahâbî olduğunda ittifak etmişlerdir. Şiî uleması ise Hz. Ali'nin hilâfetiyle ilgili ilâhî emir bulunduğunu, Hz. Ömer'in Ebû Bekir ve Ebû Ubeyde ile birlikte bu emre muhalefet ettiğini ve Peygamberimizin cenazesi henüz ortada iken hilâfeti Hz. Ali'den gasp ettiklerini ileri sürmüş, Hz. Ebû Bekir'in Ömer'i halife tayin etmesini de eleştirmişlerdir. Hz. Ali, Ebû Bekir'in Ömer'i halife olarak bırakmasına karşı çıkmamış, ona ilk gün biat edenler arasında yer almış, onu desteklemiş ve onun yardımcısı olmuştur. Hz. Ömer de, "Ali olmasaydı Ömer helâk olurdu" diyerek kendisini onere etmiştir. Hz. Ömer sert mizaçlıydı. Onun bu özelliğini Allah (cc) Resulü, "Ümmetimin içinde, ümmetime en merhametlisi Ebû Bekir, Allah'ın emri konusunda en şiddetlisi Ömer'dir" sözüyle dile getirmiştir. Hz. Ömer kadınlara karşı da çok sertti. Ancak Rabbinden korkması ve ahirette yaptıklarından hesap vereceğine dair olan inancı şahsî özellikleri arasında mesuliyet duygusunu ön plana çıkarmış, mesuliyet duygusu onu bu davranışlardan uzak tutmuştur. Ayrıca Hz. Ebû Bekir döneminde Medine'deki kaza işlerinin başında bulunarak tecrübe kazanmış, adalet sahasında gerçekleştirdiği icraatıyla insanlık tarihine adil halife olarak geçmiştir. Onun hakkında Hz. Âişe 'nin, "Ömer anılınca adalet anılmış olur, adalet anılınca Allah anılmış olur, Allah anılınca da rahmet iner" dediği nakledilir. 
Halifeliği süresince beytülmalden ihtiyacı dışında hiçbir şey almamış, sıradan bir Kureyşli gibi yaşamış ve Hz. Ali'nin bu konudaki tavsiyelerine uymuştur (Ebû Yûsuf, I, 125-126). Hz. Ömer kul hakkına riayet hususunda çok hassas davranmıştır. Onun bu hassasiyeti kendisinden sonra iş başına gelecek halifeye zimmîlerin hukukuna riayet edilmesi ve onlara verilen taahhütlere uyulmasına dair vasiyetlerinde görülür. Savaşlarda müslümanların zarara uğramaması için gerekli tedbirleri almış ve valilere de bu doğrultuda talimatlar vermiştir. Onun savaşları Medine'den takip ettiği ve gelişmelere odaklanmış olduğu görülmektedir. Medine'de hutbe okurken İran cephesinde savaşmakta olan kumandanı Sâriye'ye, "Ey Sâriye! Dağa çekil, dağa!" diye hitap ettiği ve kumandanının bunu duyarak emri yerine getirip ordusunu kurtardığı rivayet edilir (Taberî, I, 2700-2703). Peygamberimiz onun hakkında, "Sizden önceki toplumlarda Allah'ın kalplerine ilham verdiği kimseler vardı. Eğer benim ümmetimde de böyle kimseler varsa -ki şüphesiz vardır- muhakkak Ömer de onlardandır" buyurmuştur. (Buhârî, "Fe?â?ilü a??âbi'n-nebî", 6). Hz. Ömer toplumu ilgilendiren bir konu ortaya çıkınca halkı Mescid-i Nebevî'ye çağırır, iki rekât namaz kılındıktan sonra minbere çıkarak konuyu halka açardı (Taberî, I, 2574). Halkın soru sormasına ve haklarını aramasına imkân tanır, kendisinin eleştirilmesini isterdi. Bir gün hutbe de mihrlerin çok yükseldiğin bundan dolayı da dört yüz dirhemle sınırladığını ifade edince, Küreyişten bir kadının Nisa suresi 20 Ayetini hatırlatması üzerine "Herkes Ömer'den daha fâkih sınırlamayı kaldırdım" dedikten sonra da ellerini açarak "Allah'ım sana şükürler olsun beni bir yanlıştan bir kadın dönderdi" diye dua etmiştir. 
Emri bi'l-ma'rûf ,nehyi ani'l-münker esasına bağlı kalarak halifelik vazifesini yerine getirmekte çok büyük hassasiyet gösteren, bütün emir ve yasakları önce kendi şahsında uygulayan, halka verdiği emirleri aile mensuplarına da söyleyerek bunlara riayet edilmesini de isteyen, "Sana vâiz olarak ölüm yeter ey Ömer!" ifadesini mührüne kazıtarak, kendisini malıyla ve canıyla Allah (cc) yoluna adayan, Âdil halifeyi rahmetle anıyoruz. Ruhu şâd olsun. 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Vatandaş
Vatandaş - 2 hafta Önce

Hocam yazdığınız yazıyı özellikle ayetler ömerin talebiyle isteğiyle gelirdi diye rivayet olurdu kısmını Bi daha okuyun. Dinimizde böyle bişey olduğuna ben asla inanmıyorum siz inanıyorsanız açıklama yaparsanız sevinirim. Ayetler nasıl hz Ömer in isteğine göre değişiyor yada gönderiliyor. İkinci kısımda 4hakifeyi yazmışsınız ama hep iyi yönleriyle 4ününde yanlış yaptığı çok şey var bunlarıda gerçekçi yazarsanız daha faydalı olur. Özellikle hz osmanın akrabalarını devlet kademelerine haketmeden getirmesini toplumda oluşan tepkiyi sonunda niye öldürüldüğünü peygamberimiz öldüğünde 4halifenin nasıl saltanat kavgasına düştüklerinide yazın

Veysel UYSAL
Veysel UYSAL @Vatandaş - 2 hafta Önce

Güzel kardeşim “Hocam yazdığınız yazıyı özellikle ayetler ömerin talebiyle isteğiyle gelirdi diye rivayet olurdu kısmını Bi daha okuyun. Dinimizde böyle bişey olduğuna ben asla inanmıyorum siz inanıyorsanız açıklama yaparsanız sevinirim. Ayetler nasıl hz Ömer in isteğine göre değişiyor yada gönderiliyor” demişsiniz. Öncelikle yazımı dikkatlice okumanı tavsiye ederim. Yazımda “Onun bazı görüşlerinin nâzil olan âyetlerle teyit edildiği bilinmektedir. Şarabın kesin biçimde haram kılınması (Bakara 219), Hz. Peygamber'in evine gelen kimselerle, hanımlarının perde arkasından konuşmasının daha uygun olacağı (Ahzâb 53), Kâbe'deki Makâm-ı İbrâhim'in namazgâh ittihaz edilmesi (Bakara 125) ve münafıkların başı Abdullah b Selûl'ün cenaze namazının kılınmaması gerektiği (Tevbe 84) gibi bazı ayetlerin Hz Ömer'in dua, talep veya tekliflerinin üzerine nazil olduğu rivayet edilir” ifadelerini kullandım. İlahi Vahyin devam ettiği süreçte sürekli olarak peygamberimize sorular soruluyordu. Allah (cc) Resulü de sorulan sorunun cevabı ile ilgili bir ayet veya hüküm var ise cevap veriyor yoksa ilahi vahyin gelmesini bekliyordu. Hz Ömer’in de bazı soruları peygamberimize sorması veya keşke şu konuda da bir hüküm ayeti nazil olsa diye gönlünden geçirmesi üzerine nazil olan ayetlerde bu bağlamdadır. Burada bir art niyet ve enaniyet olmadığı gibi ihlas var, samimiyet var, iyi niyet var. Kaldı ki Cenabı Mevla günde 70 defa mümin kullarımı yoklarım, sizin kalbinizden geçenleri bile bilirim buyuruyor. Yoksa sizin ifade ettiğiniz ğibi Hz Ömer’in talebi veya isteği üzerine gelmesi veya değişmesi diye bir şey söz konusu değildir. Makale çok fazla uzamasın diye çok fazla detaylarına girmedim ama burada sadece ilk örneğimle ilgili bir teferruat vereyim.

İçki, hicretin dördüncü yılında, Benî Nadir Yahudîlerinin yurtlarında sürgün edip çıkarıldıkları sırada haram kılınarak yasaklanmıştır. Peygamberimiz Medine'ye hicret ettikleri zaman Müslümanlar arasında da içki içiliyor, kumar oynanıyordu. Peygamber Efendimiz gelince, ondan içkinin ve kumarın hükmünü sordular. O sırada Hz. Ömer de "Yâ Rabbi! İçki hakkında bize, açık ve kesin bir beyânda bulun." diye dua etmiştir. Bir müddet sonra,
“Sana içkiyi ve kumarı soruyorlar: De ki; 'Onlarda büyük günâh ve hem insanlar için bazı faydalar vardır. Fakat günahları, faydalarından daha büyüktür...”(Bakara 219) Mealindeki âyet nazil oldu. Bunun üzerine Müslümanlardan bir kısmı zararından dolayı içkiyi bıraktı, bir kısmı ise içmeye devam etti.
Ancak, içenler arasında bu arada bazı nâhoş durumlar meydana geldi. Hatta ashabdan biri, akşam namazını kıldırırken, kıraâti yanlış ve ters mânâ çıkacak şekilde karıştırdı.
Hz. Ömer tekrar, "Allah'ım, içki hakkında bize açık ve kesin bir beyânda bulun." diye duâ eder. Çok geçmeden şu âyet-i kerime nazil olur:“Ey îmân edenler! Sarhoş olduğunuz zaman ne söylediğinizi bilinceye kadar, cünüp olduğunuz zaman da eğer yolcu değilseniz, gusledinceye kadar namaza yaklaşmayın.”(Nisa 43)
Bu da yasağın ikinci safhasını teşkil ediyordu.
Bu âna kadar Müslümanlar arasında da bir hayli içki içen vardı. Bunun üzerine Müslümanlar, "Yâ ResûlAllah, biz, namaz vakti yaklaşınca içki içmeyiz." dediler. Peygamberimiz, onlara cevap vermeyip sustu.
Namaz kılınacağı zaman da Peygamberimiz'in emriyle "Hiçbir sarhoş namaza yaklaşmasın" diye nidâ edilirdi. Buna rağmen Müslümanın biri akşamleyin içki içip namaza geldi.
Hz. Ömer tekrar, "Allah'ım, içki hakkında bize açık ve kesin bir beyânda bulun." diye duâ eder. O zaman da kesin hüküm olan şu âyet-i kerime nâzil olmuştur.
"Ey îmân edenler! İçki, kumar, putlar ve kısmet çekilen fal okları hep şeytanın işinden birer pisliktir, ondan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şüphesiz şeytan, içki ve kumarla, aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz, değil mi?” (Maide 90-91)
Bundan sonra Müslümanlar, "Artık içkiden, kumardan vazgeçtik Rabbimiz." dediler. En çok sevinende Hz Ömer olur ve yüksek sesle vaz geçtik Ey Allah’ın Resulü, vaz geçtik Ey Allah’ın Resulü diye sevincini ifade etmiştir.
Bu da içki yasağının üçüncü ve son safhasıdır. böylece içki bütün Müslümanlara haram kılınıyordu.
Bu âyetlerin nâzil olması üzerine Peygamberimiz'in emriyle tellal, "Haberiniz olsun ki; içki haram kılınmıştır." diyerek Medine sokaklarından nidâ etti. Bu emri duyan Müslümanlar evlerinde bulunan bütün içkileri hemen dökmüşlerdir. Dökülen içkiler, Medine sokaklarından sel gibi akmıştır.

“İkinci kısımda 4hakifeyi yazmışsınız ama hep iyi yönleriyle 4ününde yanlış yaptığı çok şey var bunlarıda gerçekçi yazarsanız daha faydalı olur. Özellikle hz osmanın akrabalarını devlet kademelerine haketmeden getirmesini toplumda oluşan tepkiyi sonunda niye öldürüldüğünü peygamberimiz öldüğünde 4halifenin nasıl saltanat kavgasına düştüklerinide yazın” demişsiniz.
Bu cümlenizde yazının tamamını dikkatli bir şekilde okumadığınızı ve bir ön yargının olduğunu gösteriyor. Hz Ebubekir ile ilgili yazdım. Şu anda da Hz Ömer ile ilgili yazıyorum. Bundan sonrada inşAllah Hz Osman ve Hz Ali ile ilgili yazmaya devam edeceğiz. Şu kadarını söyleyeyim ki Hz Osman yumuşak mizaçlı bir kimse idi yakın akrabalarının bunu istismar ettikleri de bir gerçek. Hz Osman ile ilgili makalelerimde bu konular üzerinde detaylıca duracağım inşAllah. Peygamberimiz vefat ettikten sonra dört halifenin nasıl saltanat kavgasına düştüklerini de yazın. ifadenizi de eğer bir ön yargı yoksa şık bulmadığımı, onları yeterince tanımadığınızı düşünerek bu ifadenize de üzüldüğümü ifade etmek isterim. Bir müminin böyle bir ifadeyi kullanmaması gerekir.