TÜRK TOPLUMUNDA HIZIR KULTÜRÜ
Türk toplumunda Hızır kültürü çok özel ve yaygın bir alan teşkil eder. Yaygın ve özel anlayışın başlıca sebeplerinden biri toplum psikolojisidir denebilir. Çünkü tarihin en eski devirlerinden bu güne kadar hemen her toplumda çaresizliklerin baş gösterip insanları zor duruma soktuğu zamanlarda görünmeyen insanüstü semâvî bir varlığın ilahi bir kuvvetin o çaresizliği giderip ortadan kaldıracağına inanma ihtiyacı var ola gelmiştir. İnsanın doğasındaki bu eğilim İslam milletlerinin Hızır anlayışı ile yaygınlaşmıştır. Hem şahıslar, hem de topluluklar ve toplumların zor ve sıkıntılı dönemlerinde ortaya çıkan mucizevi çözümler ve hal çarelerinin ortaya çıkması, Hızır anlayışı etrafında kümelendiğini görmekteyiz. Türk toplumlarında çok eski devirlerden beri Hızır -İlyas inancı varlığını korumakta hala halk arasında onunla ilgili menkıbeler anlatıla gelmektedir. O kadar ki hemen her gün bir Hızır menkıbesinin karşımıza çıkması mümkündür. Anadolu'da Hızır menkıbelerinin bu canlılık ve yaygınlığı Osmanlı İmparatorluğu döneminde daha fazlaydı. Hızır'la ilgili anlatılan veya yazıya geçirilen menkıbeler bunun açık örnekleridir. Destani romanlarda, efsanelerde, halk hikâyelerinde ve masallarda özellikle Hızır'ın yardımına koştuğu insanları sürekli olarak ölümden kurtaran, türlü kötülüklerden koruyan, içinden çıkılmaz güçlüklerden çekip çıkaran bir zat şeklinde ortaya çıkması halk inançlarının kuvvetli bir tezahürüdür. "Kul bunalmayınca Hızır yetişmez" ve "Hızır gibi yetişti" yargıları atasözü haine gelmiş söylemler halk muhayyilesinin bir ürünüdür. Halk hikâyesi ve masallarda da Hızır, bir yol gösterici olarak karşımıza çıkar.[24] Hizr insan olarak sufilerle sohbet etmesinin yanında havada ve denizde de görülebilmektedir.[25] O havada uçabildiği gibi suyun üstünde de yürüyebilmektedir. Bazan da el ele tutuşarak bazı sufilerin uçmasına ya da kendi davranışlarına uygun hareket etmesine vesile olur.[26]Hızır insan fizyolojisi ile görünebildiği gibi birçok sekil ve kalıplarda görünebilme yeteneğine de sahiptir. Menkıbesini örnek olarak verdiğimiz Satuk Buğra Han destanından alınan parçada da görüldüğü gibi ihtiyar, genç, çocuk, kuş, tavşan, geyik vb. farklı şekil lere bürünebilme yeteneği ile donanımlı olduğu görülmektedir. Bazı menkıbelerde Hızır'ın tabiattaki varlıkları emrine boyun eğdirdiği, onları kendi hizmetinde kullandığı, ölüleri diriltme gücüne sahip olduğu, göz açıp yumuncaya kadar uzak mesafeleri kat ettiği de görülür. Yardımına ihtiyaç duyulduğu an bir anda ortaya çıkar. Yapmak istediği işini bitirince de derhal ortadan kaybolur. Bazan da normal insanlar gibi çarşı pazarda dolaştığı alış veriş yaptığı, cenaze törenlerine katıldığı, taziyelerde bulunduğu menakıpnamelerin bize anlattığı hususlardır.
Konuyla ilgili yazılan eserlerde, Hızır'la ilgili pek çok soruya cevap aranmaya çalışılmıştır. Hızır'ın adı, lakabı, kimliği, soyu, nebi mi, veli mi, melek mi olduğu, ne zamandan beri yaşadığı, ebedi hayata erip ermediği, kutsal kitaplar, tarih, edebiyat, tasavvuf, folklor kaynakları taranarak cevaplar aranmaya çalışılmıştır. Bu konuda yapmış olduğu araştırmada Hızır'a ait otuz beş ayrı kimlik bilgisini sıralayan Mustafa Öztürk, bunca farklı görüş dikkate alınarak "Hızır kimdir" sorusuna verilecek cevap, "Hiç biri" olmalıdır, yargısına varmaktadır.[27]