Milli Eğitim Politikalarımız -2-

Devlet ve Millet olarak çalışıyoruz. Yeni yollar, köprüler, hastaneler vb. birçok alanda çalışmalar devam ediyor.  Gayet güzel. Bunları yaparken Eğitiminde temellerini sağlam taşlara oturtarak geleceğimizin teminatı olan genç nesillerimizi maddi ve manevi olarak donanımlı olarak yetiştirmek ve hayata hazırlamak zorundayız.
Eğitim programlarımızda, öğrencileri tembelliğe sevk eden en büyük sıkıntılardan birisi zorunlu eğitim nedeni ile sınıf geçme sistemimizdeki yanlışlıklardır. Daha önceki yıllarda ders geçme sistemi vardı. Öğrenci birkaç dersten bir üst sınıfa borçlu olarak geçiyor, yıl kaybetmiyor ve ileriki yıllarda onu telafi ediyordu. Son birkaç ay içerisinde bir değişiklik oldu mu bilmiyorum, bildiğim kadarı ile olmadı. 2018- 2019 yılı sonu itibari ile not ortalaması ile sınıf geçme sistemi yürürlükte idi. Mevcut sisteme göre bir öğrencinin kaç tane zayıfı olursa olsun tüm derslerinden aldığı notlarının ortalaması % 50 ise sınıfı geçiyor. Not ortalaması tuttuğu için sekiz zayıf ile gecen öğrencileri gördük. Nasıl mı derseniz, beden eğitimi, müzik, resim, sağlık bilgisi ve iki tanede seçmeli dersten yüz alan bir öğrenci diğer derslerinden de ortalama on beş er puan aldığı zaman kaç tane zayıfı olursa olsun sorunsuz borçsuz bir üst sınıfa geçiyor. Yıllardır bunun birçok örneğinede şahit olduk. Hatta yılsonunda velilerden bir kısmı öğretmen, öğretmen dolaşarak benim çocuğum 48-49 kaldı diye not dilenenlere de çokça şahit olmaktayız. Hadi siz bu durumdaki öğrencilere ders dinletin. Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji, Edebiyat vb. birçok temel dersleri zayıf, bir öğrenci bu şekilde sınıf geçse ve herhangi bir liseyi bitirse ne olur. Hani meşhur bir atasözümüz var oynamaktan maksat utmak. Okumaktan maksatta donanımlı olarak okulunu bitirerek iyi bir Ünv. İyi bir bölümünü kazanmaktır.  Anadolu lisesini tercih eden bir öğrencinin Üniversiteden başka bir seçeneği de yoktur. Bu şekilde okul bitiren bir öğrencinin Ünv. Sınavında ne kadar şansı olabilir ve iyi bir bölüm kazanarak hayata tutunabilir. Öğrencilerimizi derslere yönlendirerek başarıyı artırabilmek için ders geçme sistemine geçilmeli, bakanlık tarafından sınav haftaları belirlenmeli ve sınavlarda merkezi sistemle yapılmalıdır. 
İnternet çağında yaşıyoruz. Her türlü bilgiye en kısa zamanda ulaşma imkânlarımız var. Bu birçok güzelliği beraberinde getirirken kontrollü kullanılmadığı zaman bir takım eksileride beraberinde getirmektedir. Hatta pimi çekilmiş bir bombaya dönüşmektedir. İnternetteki oyunlardan etkilenerek intihar eden çocukları, psikolojileri bozulanları biliyoruz. En büyük sıkıntıda bilhassa öğrencilerimizin ellerinden telefonların düşmemesi ve saatlerce ona takılıp kalmalarıdır. Her birinin elinde 5-6 bin liralık telefonlar. Sınıfta kalma gibi bir dertleri de yok. Derslerde bile fırsat bulduklarında telefonla oynamaya çalışıyorlar. Bundan okul idareleri rahatsız, öğretmenler mustarip, velilerde rahatsız. Ben biliyorum ki onlarda laf anlatamıyor ve söz dinletemiyorlar. Derste telefonla oynarken yakaladığımız öğrencilerin telefonlarını alıyor ve idareye teslim ediyoruz. Velisi hafta sonunda gelerek alıyor. Bir öğrencinin telefonunu derste oynarken yakaladım ve alarak idareye teslim ettim. Öğrencimiz iki gün boyunca her teneffüs gelerek hocam söz veriyorum bir daha oynamayacağım sözünü tekrarladı. Bende evladım ben idareye teslim ettim, velin hafta sonu gelsin alsın dediğimde öğrencimiz ban aynen şunu dedi. "Hocam annem dedi ki o telefonunu alıp idareye teslim eden hocanızın eline sağlık, inşallah sene sonuna kadar da vermezler" Bu işi Milli Eğitim bakanlığımız kökten çözmeli ve öğrencilerin okullara cep telefonu getirmelerini yasaklamalıdır. Okul idarelerini de, öğretmenleri de, velileri de hatta öğrencilerimizi de rahatlatmalıdır. Acil bir durum olduğu zaman bütün okullarda ankesörlü telefonlar var. Okul idaresindeki telefonları kullanmalarına müsade ediliyor veya veliler istedikleri zaman arayabiliyorlar. 
28 Şubat zulmünün kalıntıları olan bu çarpık ve yanlış eğitim politikalarımız yüzünden meslek liselerine gidecek öğrencilerimizde Anadolu liselerine yönelmişlerdir. Geçen yıl bir kaçı hariç tüm Anadolu liselerinde sınıf mevcutları 38 olurken meslek liselerinin de kapılarına kilit vurma noktasına gelmiştir. Halbuki İstatistikler bize meslek lisesi mezunlarının düz lise mezunlarına göre daha kolay iş bulduğunu, daha iyi ücret aldığını ve daha az işten çıkarıldığını gösteriyor. Geçtiğimiz yıl bazı Anadolu liselerimizde doğru düzgün güneş görmeyen, havalandırma sistemi bulunmayan, sağlıksız bodrum katlarımız bile tıklım tıklım dolu idi. Hep örnek almaya çalıştığımız Avrupa da, anket sonuçlarına göre öğrencilerin % 70 i meslek liselerinde % 30 u düz liselerde okuyor. Bizde ise tam tersi, hatta meslek liselerine gidenler % 30 dan daha az. Avrupa şunu yapıyor, daha ilkokuldan itibaren öğrencilerin kabiliyetlerini, yeteneklerini, becerilerini test ve tespit ederek yönlendirme yapıyor. Yüce Rabbimiz herkesi farklı kabiliyetlerde yaratmıştır. Önemli olan o kabiliyetleri zamanında keşfetmek ve zamanında yönlendirme yapmaktır. Malesef bizde böyle bir sistem yok. Genç nesillerimizi hayata hazırlamak ve onlara bir meslek öğretmek, eğitim politikalarımızın ana hedefi olmalıdır. 
Anadolu liselerinin mahalle mektebine dönüştürülmesi gayet isabetli bir karardı. Adeta servis imparatorlukları oluşmuştu. Bütün Anadolu liselerinde aynı müfredat programı olmasına rağmen A mahallesinin öğrencileri B mahallesine, B mahallesinin öğrencilerde A mahallesine taşınıyor ve çocuklarımızın günlük yaklaşık iki saatleri servis beklemekle ve yollarda geçiyordu. Tamamen bitmedi ama mahallelerin sınırları iyi çizilir ve sıkı denetim yapılırsa servislerde en asgariye inecek ve öğrencilerimiz zaman kaybından velilerimizde servis ücreti külfetinden kurtulacaklardır. Aynı zamanda bunu tüm ülke bazında düşündüğümüzde, ülke olarak yakıt ithal etme külfetimizde azalacaktır. 
Yapılması gereken önemli konulardan biriside tüm Anadolu liselerinin kontenjanları azaltılmalı ve sınıf sayıları 25 ile sınırlandırılmalıdır.  Kendi mahallesinden ön kayıt yaptıran öğrencilerini her Anadolu Lisesi kendi bünyesinde sınav yapmalı ve ihtiyacı olanı almalı ve diğerlerini de meslek liselerine yönlendirmelidir. Ders geçme veya en fazla üç dersten sorumlu geçme sistemi getirilerek, kalite artırılmalıdır. 
Yanlışlardan ve önemli konulardan biriside önceleri Liselerde alan seçme 9. Sınıfın sonunda yapılıyordu ve isabetli bir uygulama idi.  Şimdi ise 10. sınıfta yapılıyor. İki yıl boyunca sayısal öğrencilerine sözel, sözel öğrencilerine de sayısal dersler okutturuluyor. İlköğretimden itibaren liseye gelinceye kadar bu öğrencilerin kabiliyetlerinin hangi yönde olduğu belli. Alan seçimi 9.sınıfın başında yapılmalı ve sene sonunda da ben bu bölümü yapamıyorum alanımı değiştirmek istiyorum diyen öğrencilerde değiştirebilmelidir.
Çocuklarımıza insanca yaşamayı, hayatın gayesini, sorumluluk sahibi olmayı, hayatta iyi bir yer edinme bilincini öğreterek hayata hazırlamak zorundayız.

YORUM EKLE