Övenleriyle ve Sövenleriyle Mevlana

17 Aralık, 2013 yılı itibarıyla ülkemiz açısından meşum 15 Temmuz darbe girişimine uzanan olayların ilk ayak seslerinden olsa da genel olarak şeb-i arus törenleriyle hatırlanır.
Şeb-i arus, Mevlana'nın vefatına bizzat kendisi tarafından verilen isim. Yıllardır bu vesileyle Mevlana'yı  anma törenleri yapılır. Törenlerde özellikle onun sevgi ve hoşgörüye dayalı hayat felsefesi üzerinde durulur.
Ancak Mevlana, kulağa hoş gelen bu felsefesine rağmen başka yönleriyle şiddetli bir şekilde eleştiri oklarının da hedefindedir.
Gördüğümüz kadarıyla eleştirilerde öne çıkan üç konu var; adı, Moğolları desteklemesi ve eserlerinde müstehcenliğe yer vermesi.
En başta adına itiraz ediliyor ve deniliyor ki Mevla, bizzat Kur'an'da Allah için kullanılır, "Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme. Bizi affet, bizi bağışla, bize acı!  Sen bizim Mevlamızsın, kâfir topluluğuna karşı bize yardım et." (Bakara, 286)
Karşı taraf bu eleştiriye şöyle cevap verir: Mevla beşer için de kullanılır ve dost anlamı taşır.
Ankebût Sûresi 41. ayet, Şura Sûresi 6. ayet ve diğer ayetlerde, "Allah'tan başka veli/dost (evliya) olmayacağı" ifade edilir. Bununla birlikte Maide Sûresi 55. ayet ise: "Sizin dostunuz (veliniz) ancak Allah'tır, Resûlü'dür, iman edenlerdir; onlar ki Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar, zekâtı verirler." buyrulur. Duhan Sûresi 41. ayette Mevla kelimesi aynen geçer: "O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, kendilerine yardım da edilmez."
Yine Mevlana'yı evliya kabul edenlere şu sert tepkide bulunulur:
"Evliyâ" denince akla,  Zalim Abbasi emirine karşı çıkan İmam Ebu Hanife; Sapkın Şia inancını darmadağın eden İbn-i Teymiyye; Rus kâfirine yıllarca cihad eden Şeyh Şâmil; İtalyan emperyalistine karşı çıkan Ömer El-Muhtâr, Mısır'da hakkı haykıran Hasan El Bennâ ve Seyyid Kutub; Pakistan'da El-Mevdûdi;  Suriye'de Mervan Hadid ve Said Havvâ; Filistin'de Şeyh Ahmed Yasin… gelir.
Bu tepkiye karşılık tek cümlelik bir cevap yapıştırılır; "hamaset yapmayın".
Moğolları desteklemesi
Mevlana, siyasi iktidarlarla ters düşmemeye çalışmış, hatta açık açık Moğol istilasını/iktidarını desteklemiş  bir şahsiyettir.
Moğollar Anadolu'yu işgal etmiş, birçok vilayette katliamlar olmuş. Müslümanların malları yağma edilmiş, böyle bir ortamda Mevlana gibi şair ve mütefekkir bir zatın bu olaylar karşısındaki tutumu elbette merak edilmiş/tartışılmıştır.
Mevlana'dan önce hocasının tavrı da önem arz etmektedir.
Hocası Şems-i Tebrizi'nin sohbetleri olan "Makalat" adlı eseri incelendiğinde bu zatın, Anadolu insanını Moğollara itaat etmeye ve Moğol yönetiminden razı olmaya çağırdığı rahatlıkla görülebilmektedir. Aslında bu fikri Mevlana'nın torunu Ulu Arif Çelebi de dile getirir.
 Eflaki şöyle bir anekdot nakletmektedir. Ulu Arif Çelebi Moğolları destekliyordu. Moğollarla mücadele halinde olan Karamanoğulları Ulu Arif Çelebi'ye niçin kendileriyle olmayıp Moğollardan yana olduğunu sorduklarında o şöyle cevap vermiştir: "Biz dervişleriz. Bizim nazarımız Allah'ın iradesine bağlıdır. O iktidarı kime verirse biz de onun tarafını tutarız" demiştir (Menakibu'l-Arifin, II, 925-926). Bütün bu belgeler ve bilgiler bize açık olarak göstermektedir ki, Mevlana Celaleddin-i Rumi ve hocası Şems-i Tebrizi Moğol yanlısı bir politika izlemişlerdir. (Bkz. Mikail Bayram, Mevlana'nın Moğollarla İlişkileri Üzerine)
Buna mukabil cephede olanlar Mevlana'nın bu tutumunun, Moğolların sonraki yıllarda Müslümanlara zulümlerini azaltmasına, İslamlaşmasına ve inançlara müsamaha tanımasına yol açtığını söylerler.
Mevlana, Moğolların engin hoşgörüleri ile kültür ve inanç açısından değişime açık olduklarını görüyor; onların bu özelliklerinin ortaya çıkmasını arzuluyor ve bunun için çabalıyordu. Çünkü bunun, Moğolların yaptığı vahşeti bitireceği gibi, onların da Müslüman olmalarını sağlayacağını düşünmekteydi. O, Dîvân-ı Kebîr'de,"Siz onlara (Moğollara) baktığınızda kafirleri görüyorsunuz, ben ise geleceğin müminlerini." diyor.
Mevlana'nın Moğollar üzerindeki etkisi sadedinde şu olay anlatılır:
Selçuklu ordusu karşısında zafer kazanan Baycu Noyan, Selçuklu Hanedanının da payitahtı terk ettiğini duyunca gayet vakur bir biçimde Konya içlerine doğru ilerlemeye başlamıştı. …
Baycu Noyan'ın bu pervasızlığı üzerine Konya halkı çaresizlik içinde Mevlânâ'ya koştular ve ondan yardım istediler. Mevlevîliğin temel kaynaklarından Eflâkî'ye ait Menâkıbu'l Ârifîn'de geçen bir menkıbede Baycu Noyan'ın askerlerine dönerek, keramet gösteren Mevlânâ için "Bu gerçekten kutsal bir adam, her şehirde böyle bir adam olsaydı, bunlar bize asla yenilmezlerdi; bu adamın gazabına uğramamak lazım" dediği ve şehri muhasara etmekten vazgeçtiği rivayet edilir. (https://www.beyaztarih.com/mogol-tarihi/mogollar-ve-mevlana)
Müstehcenliğe yer vermesi.
Kabul etmek gerekir ki Mesnevi'de cinsel içerikli hikaye ve fıkralar vardır.
Mesnevi şarihlerinden Şefik Çan, bu hususta şöyle der:
"Mevlana'nın anlattığı hikâyeler arasında bazı güldürücü, bazı müstehcen olanları da vardır. Mesnevi'ye aldığı hikâyelerin kaynakları bir taraftan Hind, bir taraftan Yunan ve Roma edebiyatına uzanmaktadır. Bu hikâyelerden Kelile ve Dimne'den hayvanlara ait efsaneler aldığı gibi Latin şairi Apolla'dan da, eşeğe gönlünü kaptıran bir kadının hikâyesini almaktadır. Çünkü Mevlana çok sevdiği büyük Peygamberin yolundadır. Çünkü büyük Peygamber (s.a.v) "Hikmet mü'minin yitik malıdır,.." buyurmuşlardır. Onu nerede bulursa alır. Mevlana mü'minleri hakikatten haberdar etmek için uygun bulduğu yerlerden hikâyeler almıştır."
Bakınız Mevlana, 'kötülüklerin önünün kesilmesi için nefsin öldürülmesi yeterlidir' demek üzere nasıl bir örnek verir:
"Biri annesini öldürür. 'Niye anneni öldürdün?' derler. 'Zina yapıyordu.' cevabını verir. 'Anneni öldüreceğine adamı öldürseydin.' dediklerinde şöyle der: 'Her gün bir adam mı öldürmeliydim?'
Nefis, bütün kötülüklerin anasıdır. Mevlâna, bunu böyle bir temsille anlatır.
Diğer taraftan Mevlana'nın yaptığı vakıayı ortaya koymak; devrin diğer alimlerinin kitaplarında, sohbetlerinde  anlattıklarını paylaşmaktır. O günün şartlarında bunlar, normalmiş meğer. Halk arasında  bu nevi şeyler nasıl anlatılıyor, nasıl konuşuluyor, nasıl anlaşılıyor ilginç. Şu anda hiçbir din adamı, bırakın halka açık bir sohbeti, evinin içinde bile bunları anlatamaz.
Mevlana'ya göre hikayelerde esas olan öğreticiliktir.
Anlatılan olaydaki konular, kişiler semboldür. Sonuç kısmında bu adam senin nefsin, öbürü aklın, diğeri gönlün gibi açıklamalar yapılır zaten. Olayın kendisi zarftır, kaptır, mühim olan içindeki mesajdır. Zarfa takılıp kalanlar, okumayabilirler.
Kişisel olarak ben hüsn-ü zanda bulunarak Mevlana'nın artılarının daha çok olduğunu düşünüyor ve 746. vuslat yıldönümünde rahmetle anıyorum.
Men bende-i Kur'anem eger can darem / Men hâk-i reh-i Muhammed Muhtarem
Eger naklkuned cüz in kes ez güftarem / Bizarem ez u vez an suhen bizarem
Ben yaşadıkça Kur'ân'ın kulu, kölesiyim/Ben, o temiz, pâk Muhammed'in yolunun toprağıyım. Bir kimse, benim bu sözümden başka bir şey naklederse/Onu söyleyenden de, o sözden de bîzârım. (Mevlana)
Vesselam...

YORUM EKLE