Sünnet'in Hayatımızdaki Yeri ve Önemi - 1

Sünnet; Peygamberimiz (a.s)'in söz, davranış, uygulama ve uygun görüp tasvip ettiği şeylerdir. Sünnetullah ise; Allah'ın sünneti, kanunu, yol manasına gelen sünnet "Allah'ın" adıyla birlikte kullanıldığında, Allah'ın kâinatı idare ederken koyduğu kurallar; Yüce Allah'ın yarattıkları hakkında ki hüküm ve adaleti anlamına gelir.
"O'nun katında her şey bir ölçüye göredir." (Ra'd 8). "Biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık."(Kamer 49) Kâinatta meydana gelen ve gelecek olan bütün olaylar Allah'ın koyduğu kurallara, kanunlara göredir. Her şeyde bir sebep sonuç ilişkisi vardır. Evrenin yaradılışından kıyamet kopuncaya kadar tabiat olayları bu kanunlara bağlı olarak gerçekleşir. "Allah'ın kanununda asla bir değişme ve sapma bulamazsınız" (Fâtır 43) 
Müslümanlar Peygamberimizin söz, buyruk ve tavsiyelerini büyük bir dikkatle dinlemiş ve onların ışığında hareket ederek  bir kısmını kendi sağlığında, bir kısmını da daha sonra ilmi yollarla bir araya getirip, kayıt altına alarak bir bilgi hazinesi oluşturmuşlardır. Peygamberimizin kendi sağlığında ilk önceleri kendi sözlerini (Hadislerin) Kur'an ayetleri ile karışabilir düşüncesiyle yazdırmadığı rivayet edilir. Eskiden belli şiir, hitabet, savaş kıssaları ve nesep bilgilerinden oluşan kültürlerini şifahi yolla nakil etme geleneğine sahip olan o günkü toplumun ezberleme yetenekleri çok gelişmişti. Okuma yazma bilenlerin sayısı ise oldukça azdı, onlarda Kur'an-ı Kerim'i yazmakla meşguldüler. Sade yaşayışları sebebiyle zihinleri berrak olan bu insanlardan işittikleri uzun bir şiiri veya hitabeyi hemen ezberleyebilecek kadar güçlü hafızaya sahip bulunanlar vardı. Peygamberimizin bazı sözlerini (hadisleri) 3'er defa tekrarlaması ve kelimeleri yavaş telaffuz etmesi sebebiyle sahabeler, söylenenleri kolayca öğrenip hafızalarına alabiliyorlardı. 


Peygamberimizin meclisinde nöbetleşe sözlerini dinleyip bellemeye çalışan sahabelere, kendi sözlerini dinleyip öğrenmelerini emretmesi ve öğrendiklerini başkalarına tebliğ edenlere hayır duada bulunması, onların hadisleri bir ibadet aşkıyla öğrenip başkalarına nakil etmelerini sağlamıştır. Ayrıca bazı sahabeler de Mescidi Nebi'nin bitişiğindeki Ehli Suffe'de Rasulullah'tan hadis tahsil etmişlerdir. Peygamberimizden izin alarak, duydukları hadisleri hem yazan hem de ezberleyen sahabelerin olduğu da bilinmektedir. 'Sâhife' adıyla anılan belgeleri kaleme alan sahabeler arasında 1000 civarında hadis ihtiva eden 'Essahifetüs  Sadıka' nın sahibi Abdullah İbn Amr Başta olmak üzere Sâ'd Bin Ubâde, Muaz Bin Cebel, Hz Ali, Abdullah İbn Abbas, Enes Bin Malik bunlardandır.


Peygamberimizin vefatından sonra hadislerin birçok râvi tarafından araştırılarak kayıd altına alınmasının nedenleri; 1. Hadisleri bilen sahabelerin vefatıyla hadislerin yok olma endişesi.  2. ise bazı art niyetli olan veya olmayan kimselerin hadis uydurmaları üzerine, Halife Ömer Bin Abdul Aziz, hem samimiyetsiz kişilerin hadislere zarar vermesini önlemek ve hem de o güne kadar bir araya getirilmemiş olan sahih hadisleri kaybolmaktan kurtarmak için yazdırma işini resmen başlatmıştır. Ömrünü bu işe adayanların belli başlıları ise, Zühri, Buhari, Müslim, Ebu Dâvud, Tirmizi, Nesâi, İbn Mace ve Ahmet ibn Hambel'dir. Bunlardan herhangi birine birisi hadis diye bir söz getirdiği zaman güvenilir, itimat edilir, yalan söylememesi hususunda insanların ittifak edebilecekleri iki tane şahit istemişlerdir. Hatta Buhari'nin, hadis ravisinin nesebini, memleketini, yaşadığı asrı, doğum ve ölüm tarihlerine varıncaya kadar araştırdığı rivayet edilir. Buhari bir hadis konusunda şahitliğine başvurmak üzere günlerce yol yürüyerek gittiği zatın kaçan atını yakalayabilmek için avucunda bir şey varmış gibi atı kandırarak yakalamaya çalıştığını görünce hiçbir şey sormadan geri döner. Nedeni sorulduğunda ise 'At'ı kandırmaya çalışan bizi de kandırmaya çalışır bunun şahitliğine itibar edilmez.' dediği rivayet edilir. Buhari'nin hadis diye getirilen her bir söz için ayrı ayrı istiareye yattığı da söylenmektedir. Buna rağmen uydurma hadis yok mudur? olabilir. Bazı insanlarda şöyle bir hastalık var. Bir hadis söylendiği zaman, eğer kafasına yatmadı veya işine gelmedi ise veya birilerine yaranmak için yok canım peygamberimiz öyle bir şey söylemez veya o uydurma bir hadistir diyerek, Kur an a entegre olayına bakmadan ve araştırmadan, kolay olan yolu seçerek inkar yoluna giderek bir çok şeyi yok saymak, insanların zihinlerinde tüm hadislere karşı bir şüphe ve soru işareti oluşturmakta büyük bir yanlış, vebal ve dinin temeline tahrip gücü yüksek bir bomba koymaktan farksızdır. Her türlü ahlaksızlığın alıp başını gittiği, ahiretin ve ibadetlerin unutulduğu, dünyaya meylin arttığı bir zamanda müminlerin işi bu tür şeyler olmamalıdır. Bilmiyorum demek bir ilim, araştırayım demekse bir erdemdir.    


"Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur." (İsra 36)  Hadisin ne zaman niçin ve hangi olay üzerine söylendiğini de iyi irdelemek gerekir. Bir kimsenin bunu söyleyebilmesi için, Kur'an-î bilgiye hâkim olması ve bu hadis şu ayetle çelişiyor  demesi gerekir. Hiç kimsenin bu benim kafama yatmadı, böyle bir şey olmaz deme gibi bir lüksü yoktur. Hadis âlimlerinin referans kaynakları, Kur anı Kerim olmuş ve en çok dikkat ettikleri şey ise hadislerin 'Kur'an-a entegre olup olmadığına.' (Kur'an-a uyup uymadığına) bakmışlardır. 
(Ey Muhammed! Onlara) Deki: "Allah'ı seviyorsanız, bana tabi olunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın..."(Al-i İmran / 31) -"Allah'a ve Peygambere itaat edin ki rahmet olunasınız." (Al-i İmran /132)  -"...Peygamber size neyi verirse, onu alın; neden sizi nehyederse, ondan da sakının. Allahtan korkun. Çünkü Allahın azabı çetindir" (Haşr / 7)  "Kim Allah'a ve Resûl'e itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehitler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!"(Nisa 69)

YORUM EKLE