Âyîne-i devrân

Eskilerin çokça kullandıkları bu terkibin manası “dünyada olup bitenlerin aynası” demektir.
Etrafımızda türlü dolaplar çevriliyor, oyunlar oynanıyor, ama sanal âlemde yaşadığımız, zihin ve idrakimizi algı operasyonları büyülediği için gerçeği aynada göremiyoruz, gösterileni, görmemizi istediklerini görebiliyoruz. İşin garibi, gerçeği görenlerimize de inanmıyoruz. Bu kadar toz duman içinde bazen ötekilerden de insaflı insanlar çıkıyor, samimi itiraflarda, açıklamalarda bulunuyorlar, bunlar da gürültüye gidiyor.

Gürültüye boğulmasını istemediğim bir itirafı -bize inanmayan muhaliflerin belki ötekilere inanırlar zannıyla okumalarını temenni ederek- özetleyerek sunacağım:
Eski Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, Mart ayında, ‘Der Tagesspiegel’ gazetesi için “Afrin Sonrası Türkiye ve Batı-Afrin, ABD’ye Bir Mesajdır” başlığıyla kaleme aldığı makalede şunları yazdı: “Türkiye bu mesajı ABD’ye vermek için Suriye’ye kara birlikleri gönderdi, hava kuvvetlerinin yaklaşık yarısıyla kendi tarihinin en büyük hava harekâtlarından birini gerçekleştirdi. Türkiye, Suriye’deki Kürt bölgelerine düzenlediği harekât için yüksek bir bedel ödemeye hazır: Artık Batı’ya bağlanmamak”.

“Afrin’e yapılan askeri müdahale, ABD’ye açık bir mesajdır: Suriye’deki savaş sonrası düzen Türkiye’nin onayı olmadan gerçekleşmemeli ve herhangi bir şekilde Kürt kontrolü altında oluşturulacak bir yapılanma Türkiye tarafından kabul edilemez”.

“YPG ve PYD, ABD’de olduğu gibi Avrupa ülkelerinde de terör örgütü olarak yasaklanmadı ancak Türkiye ve çok sayıda uluslararası gözlemci, PKK ile YPG/PYD arasında yapılan bu ayrımın sun’î olarak yaratıldığı görüşünü paylaşmaktadır.”

“ABD, IŞİD’e karşı mücadelede YPG ve PYD’yi silahlandırıp Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt yapılaşmasına izin vererek Türkiye’yi kışkırttı, Türkiye’nin bu durumu kabullenmesi mümkün değildir. Bu nedenle askeri mücadele sürecektir. Türkiye, Batı’ya bağımlı olmak istemiyor, bu nedenle ABD ile olası bir krizin jeopolitik sonuçlarından da korkmuyor”.
“ABD, Türkiye ile olan ihtilafı ya kontrol edilebilir görüyor, ya da Türkiye’nin jeostratejik önemini göz ardı ediyor; ilk tahmin bir hata olabilir. İkinci tahmin ise felaket sonuçlar doğuracaktır, özellikle de biz Avrupalılar için”.


“Kötü sonuçların yaşanmaması için Türkiye ile ilişkiler konusunda tüm Avrupa ülkelerinin yeni bir strateji geliştirmesi gerekiyor. Türkiye’ye yönelik bazı eleştirilere rağmen Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesi konusunda daha fazla çaba harcanmalıdır. Sorunlar, Rusya’ya karşı yapıldığı gibi başarısız kalan yaptırımlarla çözülemez, Türkiye de bu konuda endişe duymuyor”.
“Türkiye’nin PKK’dan duyduğu endişeler yersiz değildir, bu örgüt, uyuşturucu, silah kaçakçılığı ve şantajlar nedeniyle Almanya’da yasaklanmıştır, Türkiye, terör örgütlerinin üstünlüğüyle kurulacak olası bir Kürt devletine hiçbir zaman izin vermeyecek ve gerekirse Rusya, İran ve Suriye’nin görmezlikten gelmesiyle bu terör örgütlerine karşı mücadeleyi sürdürecektir. Bundan da Moskova ve Şam yönetimleri kârlı çıkacaktır. Bu nedenle bizim çıkarımız, Türkiye’yi jeopolitik açıdan dahil etmeyi sürdürmek olacaktır.”

“Türkiye’nin Rusya ile silahlanma iş birliğini düşünmesi önemlidir. Türkiye ile yakınlaşma vazgeçilmemesi gereken zorlu bir yoldur. Yakınlaşma çabalarının başarılı olacağı konusunda bir garanti yoktur, ancak tüm risklere rağmen bu yolda ilerlenmesi gerekir. Türkiye’nin izleyeceği özel bir yol, Batı’dan, Avrupa ve NATO’dan uzaklaşması bizim ve Türkiye’de yaşayan vatandaşlar açısından çok daha büyük bir risk olur.”

YORUM EKLE