Sevgili torunlarımızın torunları,
Depremlere doğal afet dedik. Hâlbuki doğal afet değil DOĞA afeti. Çünkü doğaya tam sahip çıkamadık. Ormanlarımızı gereği gibi muhafaza edemedik. Seller geldi. Heyelanlar oldu. Çevreyi kirlettik. Hastalıkları bir bir ürettik. Teknoloji ile tarımı yükselttik ancak lezzeti mahvettik. Eskiye nazaran çok çeşide ve alım gücümüze sahip olmamıza rağmen sebzede meyvede lezzet diye bir şey kalmadı. Tabi çocuklarımız geçmişin lezzetini tadamadıkları için, farkı anlamıyorlar. Ama bizim gibi orta yaşlılar için alışmak çok zor geliyor. Ve zaman zaman nerede o eskinin lezzeti? Diye geçmişe özlem duyuyoruz.
Sanki biraz kaderci olduk. Hâlbuki en iyi duanın tedbir olduğunu unutuverdik. Yamaçlar dururken ovaları işgal ettik. Mezarlıkları yamaçlara, evleri üst üste ovalara yaptık. Belki de dünden gelen alışkanlıkla, en verimli arazilere binalar diktik. Fabrikalar kurduk. Yatay mimari yerine dikey mimariyi sevdik. Hem afetlerde bedel ödedik, hem de ekmek teknemizi tepdik. Depremlerde yamaçlardaki kerpiç binalar ayakta dururken, ovalardaki lüks binaların yıkılışını seyrettik.(h.i-1994) Deprem sonrasında yenisini hızlıca diktik. Soluk alacağımız alanlar azaldı. Ülke geneline baktığımızda estetik görüntünün yanında, arabalarımızı rahatça park edebileceğimiz alanların eksikliğini üzülerek gözlemliyoruz.(Özellikle kentsel dönüşüm kapsamında yeniden yapılanlarda bu eksikliğin telafi edilmeye çalışıldığını görünce seviniyoruz) 
Bu nokta da en çok emek veren Japonya'dan daha çok korunma tedbirlerini örnek aldık. Ama bizdeki binaların onların korunma sistemine tam uymadığını yine algılayamadık. Çünkü onlarda ki depremlerde binalar, gidiyor geliyor, gidiyor geliyor. Ya bizde gidiyor geliyor, gidiyor gelmiyor... Eee! Sonra ağıtlar dinmiyor. Ağla anam ağla… Ağla babam ağla… Yavrun kaldı, enkazın altında…'
İlkokuldan üniversiteye kadar çocuklarımıza; Çin'in nüfusundan, Yunanistan'ın gelir kaynaklarına kadar birçok bilgiyi vermeye çalışırken temel afet bilincini ve özellikle acil ilk yardım becerisini tam olarak veremedik. (Son dönemde bu noktada güzel çalışmalar var, tebrik ediyorum) Üç fakülte bitirip te, trafik kazasında ilk yardım eksikliği nedeniyle hayatını kaybeden veya felç olan vatandaşlarımıza şahit olduk. Tatbikatları hep -MIŞ gibi yaptık. 1500 kişilik okulu kâğıt üzerinde 10 saniyede boşalttık. Görevli olanlar dahi zoraki katılırken, görevli olmayanları tatbikat alanına getirmeyi başaramadık. Bu okulda böyle de evlerde, apartmanlarda farklı mı? Daha beter. Geçmiş de, yönetici ve sivil savunmacı olarak apartmanda yangın tatbikatı yapayım, komşuları bilgilendireyim ve akabinde ilgilendireyim dedim. Kaç kişi katıldı biliyor musun? Sadece 1 kişi. O da oğlum. Belki de babası yapmasaydı o da gelmeyecekti. Utanma belasına geldi. Aslında uzun söze hacet yok ''Bilgisizlikle ilgisizliğin farkı nedir? Bilmiyorum ve umurumda da değil'' bu cümle her şeyi anlatıyor.
Sevgili torunlarımızın torunları,
Teknoloji baş döndürücü bir hızla değişime uğruyor. Tabiri caizse birini eskitmeden diğerini almak zorunda kalıyoruz. Daha doğrusu kucağımızda buluyoruz. Afet sadece depremlerden ibaret değil. Her akşam haberleri izlerken güler misiniz ağlar mısınız bilmem. Sizin için bugün gazeteleri, interneti karıştırdım ve tüm televizyon haberlerini izlemeye çalıştım. İsterseniz birazını sizlerle paylaşayım. 
Spiker şimdi haberler diye başladı ve:
1- Ambulansa sedyeyle taşınan yaralı sedyeden düşürülünce başını ambulansın kapısına vurdu ve öldü,
2-Sedyeyle taşınan yaralı sedye ikiye ayrılınca yere çakıldı ve yaralı öldü,
3-Yangına müdahale için itfaiyenin tankeri boş çıkınca müdahale edemedi ve araç yandı,
4- Beş kişilik aile soba zehirlenmesinden hastaneye kaldırıldı. İlk yardım sonrası evlerine gidince aynı odada uyudular ve tekrar zehirlenerek öldüler,
5-Açık bırakılan çukura su dolunca orada oynayan beş yaşındaki çocuk düştü ve boğularak öldü,
6-Kaldıkları otelin beşince katında yangın çıkınca, iki kişi panikle balkondan aşağı atlayınca yere çakıldı ve öldüler. Kaldıkları odadan yangın merdivenine kapı açıldığını tanıtım levhası olmadığı göremediler. Görseler de bir şey fark etmeyecekti çünkü kapı kilitliydi.
7-Okulun ihata duvarı, orada oynayan çocukların üzerine devrince bir öğrenci öldü,
8-Okulda yapılan yangın tatbikatında ateşi tinerle yakmaya çalışan öğrenci yanarak öldü,
9-Yüksek gerilim hattının altında cep telefonuyla konuşan genç elektrik akımına kapılınca öldü,
10-Okulun ikinci katındaki pencere önündeki mermer aşağıda oynayan öğrencinin üzerine düşünce bir çocuk öldü,
11-Afyon'da meydana gelen depremde, Konya' da panikleyen vatandaş kalp krizi geçirdi ve öldü,
12-Kaza sonrası ters dönen aracı toplanan vatandaşlar, çevirmeye çalışınca içerdeki yaralılar daha çok zarar gördü,
13- Okulda yapılan tatbikatta yangın söndürme cihazından tebeşir tozu, kireç tozu çıkınca ateşi söndüremedi,
14-Apartmanda yangın çıkınca yangın merdiveninden inmeye çalıştı ama çıkışı olmadığı için çıkamadı ve yanarak öldü,
15-Sığınağa gider levhasını takip etti ama sığınak yerine kömürlüğe ulaştı,
16-……………………………
Spikerler her haberin sonunda birde ''Burası Türkiye!'' demez mi. Doğrusu bu cümle bana çok dokunuyor. Ve diyorum ki; keşke güzel ülkemin adını güzel haberlerden sonra ''Burası Türkiye, elbette güzellikler olacak'' diye duyabilsek. Canı gönülden temenni ederim ki, sizler bu tür haberleri duymazsınız. Çünkü bizler duya duya bıktık.