1992 ERZİNCAN DEPREMİ ve VALİ YARDIMCISININ ÇARESİZLİĞİ

Erzincan valisi merhum Recep Yazıcıoğlu deprem akşamı Ankara'daydı. Bu nedenle, Vali Yardımcısı ve aynı zamanda Vali Vekili Fikret Çuhadaroğlu o sırada ilin tek sorumlu mülki amiri olarak çok güç ve ilginç anlar yaşayacak. Çünkü hem afeti yaşayan, hem de sorumlu mülki amir olarak ''Her kapıyı açmanın kestirme yolu, sürekli anahtar arama değil anahtar adam olabilmektir'' sözünden hareketle, çaresizlikten çare üretmek zorunda kalacaktı. Tabi ne kadar üretebilirse… Hem çare arayan, hem de çare olmaya çalışan mülki amirin yaşadığı depremin soğuk yüzünü kendi dilinden aktarmak istiyorum. Belki bizlerinde alması gereken dersler çıkabilir diye… Çünkü ''Dünden ders almayanlar milletler, geleceği inşa ederken hata yapabilirler''
''13 Mart akşamı saat 19.19 sıralarında bazı mesai arkadaşlarımla birlikte lokalde beraberdik. Aniden büyük bir gürültü ve patlama duyduk, ardından şiddetli sarsıntılar başladı ve elektrikler kesildi. Korku ve şaşkınlık içinde ayağa kaktım, ancak hareketlerimi kontrol edemiyordum. Karanlıkta masanın kenarına tutunmaya çalıştım. Ne var ki, masa zeminle birlikte 20 - 25 cm kadar havalanıyor, sağa sola savruluyordu. Öylesine korkunç anlar yaşıyorduk ki, her an yukarıdan bir şeylerin üzerimize düşmesini beklerken evimin ve ailemin ne durumda olduğunu büyük bir endişe içinde anımsadım. Nihayet sarsıntılar durdu.
Karanlıkta kabanımı buldum, çakmağımın ışığı ile yolumu bularak arkadaşlarım ile birlikte dışarıya çıktım. Karanlığa rağmen çevremi seçebiliyordum. Hükümet konağı ve Vali evinin ayakta olduğunu görünce biraz rahatladım. Korktuğum gibi büyük bir yıkım olmadığını düşündüm. Burnuma toz ve yanık kokusu geliyordu. Ara sokaktan PTT binasının yanına ve bulvara çıktığımda büyük bir felaket yaşadığımı gördüm. Deprem şoku içinde, şuursuz, telaşlı ve panik halindeki insan toplulukları kendilerini açık alanlara atmışlar, sağa sola seğirtiyorlardı. Binaların bir kısmı çökmüştü. Emniyet Müdürümüzün evinin yıkılmış olduğunu gördüğümde, hemen evime doğru koşmaya başladım. Apartman giriş kapısı sıkışmıştı. Telaş ve şaşkınlığımdan kapı kilidini kırık olan cam boşluğundan açmak yerine sağlam olan camı kırarak içeriye girdim. Hızla merdivenleri çıkarken bir yandan eşime ve çocuklarıma sesleniyordum. Yanıt aldım. Hepsi sağlıklıydı. Onları aşağı indirirken, yarı yoldan geri dönerek telsizimi almak için tekrar yukarıya çıktım ve merdivenlerden inerken aşağıdaki ilk anonsumu yaptım. ''Büyük bir felaket yaşıyoruz. Şu andan itibaren görevimiz ve sorumluluğumuz çok ağır. Ölenlere Allah'tan rahmet ve yakınlarına baş sağlığı diliyorum. Yaralılar içinde acil şifalar diliyorum. Sorumlu olduğunuz mıntıkalardaki durum hakkında acele bilgi verin. '' 
Bu arada ailemi güvenli bir yere götürmem gerekiyordu, ama nereye? Yanıtını araştırırken ana caddeye çıktım. Her yan haykıran, yaralı ve ölülerini taşımaya çalışan insan kalabalıklarıyla doluydu.
Bir an önce mesai arkadaşlarımı bularak afet yönetimini oluşturmam gerekiyordu. Elbette sağ ve salim iseler. Telsizime her yerden bilgiler akmaya başlamıştı bile. Vakit yitirmeden kolları sıvamalıydım. Merkezi arayarak Ankara ve komşu illere durumu bildirmelerini istedim. Ancak Merkez iletişiminin hasarlı ve devre dışı olduğunu bildirdiler. Başka bir haberleşme hattı bulmam gerekiyordu.
Enkaz altında binlerce yaralı ve sayısını bilemediğimiz pek çok ölü vatandaşımızın öncelikle bulundukları yerlerden çıkartılmaları ve yüzbinlerce insana acil yardım gerekiyordu. Kendi personelimiz tam anlamıyla depremzede olmuştu. Deprem şokunu yaşayan bu insanlardan yeterince yararlanmak mümkün olamazdı. Pek çoğu ölü ve yaralı olabileceği gibi yakınları da aynı akıbete uğramış olabilirdi. Karayolları telsizi ile haberleşmeyi denedim mümkün olmadı. O anda kendimi çok yalnız ve çaresiz hissettiğimi söylemeliyim… Koşar adımlarla ordu evine yöneldim. Otomobil bulmak ve kullanmak söz konusu değildi. Zaten makam şoförünün de enkaz altında kaldığını öğrenmiştim. Yollar tam bir ana - baba günüydü, adeta mahşeri yaşıyorduk. Bu sırada gördüğüm pek çok dramatik olaydan birisi şöyle idi: Enkaz altından kurtulan bir adam yaşama sevinciyle koşmaya başladı ve hemen ardından yere kapaklandı, tekrar ayağa kakmak için çabaladıysa da başaramadı, zira ayağı kırılmıştı ve bunun farkında değildi. Ben daha hızlı adımlarla koşmaya başladım…'' (Kaynak: Erzincan ve Deprem)
''DÜN unutmak için değil DERS ALMAK içindir''
*
TAVSİYE: 50 yılın birikimi olan, muhtevasında 660 adet farklı nasihatin yer aldığı ''Mahirane Söylemler'' kitabımı mutlaka okumanızı ve evlatlarınıza okutmanızı samimi olarak tavsiye ediyorum.  Yukarıdaki telefondan iletişime geçerek (benden imzalı olarak 40 TL)  temin edebilirsiniz.
    *
6 Şubat 2023 günü Güneydoğu Anadolu Bölgemizde yaşanan ve 13 milyon insanın etkilendiği, 85 milyon insanın ise yüreğinde hissettiği büyük depremde hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifa, kurtarmak için canla başla çalışan ekiplere kolaylıklar dilerim.