2126 YILINDAKİ TORUNLARIMIZA MEKTUP

Sevgili torunlarımızın torunları,

"Tarih, muazzam bir erken uyarı sistemidir." (N. Covsins) Bizlerin içinde yaşadığı binaların büyük çoğunluğu, sizin zamanınıza gelindiğinde ömrünü tamamlamış olacak. Muhtemelen yıkıp yeniden inşa edeceksiniz. Zira "Eskiyi tamir etmek, yenisini yapmaktan çoğu zaman daha zordur." Dürüst olmak gerekirse, bizlerden size miras kalacak eksiklikler de olacaktır. "Yalnız yaptıklarımızdan değil, yapamadıklarımızdan da sorumluyuz." (J. B. Molière) Bu bilinçle, sizler de bu eksiklikleri kendi torunlarınıza devretmemek için gayret gösteriniz.

Planlamalarınızı yalnızca bugüne değil, yüz yıl, hatta iki yüz yıl sonrasına göre yaparsanız; değişen ihtiyaçlar sebebiyle oluşacak yıkım ve israfın önüne geçmiş olursunuz. Nitekim Fransa, II. Dünya Savaşı sürerken dahi, savaş sonrasında Paris'in alacağı göçü öngörerek yüzyıllık planlar yapmıştır. Amerika'da ise büyük yatırımlar, daha plan aşamasında üniversitelerde uzun süre tartışılır; ardından yerinde yapılan anketlerle toplumun görüşü alınır. Böylece ortaya çıkan eser, yalnızca mühendislerin değil, onu kullanacak insanların da ortak ürünü hâline gelir.

Öyle ince hesaplar yapınız ki, biz bugün Mimar Sinan'ın eserlerini gezerken duyduğumuz hayranlık ve minneti, sizin torunlarınız da sizlere duyabilsin. "Helal olsun, ecdadımız ne kadar ince ruhluymuş," diyerek sizi hayırla yâd etsinler. Bu hususa en güzel örneklerden biri, Osmancık ilçesindeki tarihî Koyunbaba Köprüsü'dür. Beş yüz yıl önce inşa edilmiş olmasına rağmen, bugün bile iki aracın rahatça geçebildiği, su birikintisi oluşturmayan ve estetik açıdan göz dolduran bir yapıdır. Buna karşılık, günümüzün modern köprülerinde dahi zaman zaman çeşitli eleştirilerin yapıldığına şahit oluyoruz. Yıllar önce küçük oğluma iki köprüyü gösterip hangisini daha çok beğendiğini sorduğumda, hiç tereddüt etmeden tarihî köprüyü işaret etmişti. Bir çocuğun gözünde oluşan bu fark, geçmiş ile günümüz arasındaki anlayış farkını derinden hissettirmişti.

Bunu bir başka örnekle pekiştirelim: kilometrelerce uzunlukta otoyollar inşa edebilirsiniz. Ancak o yolu yaparken, küçük bir kaplumbağanın yola çıkıp kazaya sebebiyet vermesini önleyecek bir tedbiri de düşünürseniz, işte o zaman gerçek anlamda kusursuza yaklaşmış olursunuz. Aksi hâlde, saatte 130 km hızla ilerleyen bir aracın sürücüsü, önüne aniden çıkan bir canlıya çarpmamak için kaza yaptığında; insanlar o yolun güzelliğini değil, o küçük ihmalin doğurduğu büyük sonucu konuşacaktır. Zira "Doksan dokuz güzellik görülmez; bir kusur aranır, bulunur." Güzellikler kalplerde saklı kalırken, eksiklikler dilden dile dolaşır.

Sevgili torunlarımızın torunları,

Sizler de gelecek kuşaklara ışık tutmak adına mutlaka mektuplar yazınız, günlükler tutunuz. Çocuklarınıza ve torunlarınıza bırakacağınız maddî mirasın yanında, onları zor zamanlarında ayakta tutacak manevî mirası da ihmal etmeyiniz. Bilgi, tecrübe ve hatıralarınızı yazıya dökünüz. Yazınız ki, sizinle birlikte toprağa gömülmesinler; gün yüzünde yaşamaya devam etsinler. Zira "Anı yazmak, ölümün elinden bir şeyler koparmaktır." (A. Gide)

Sevgili torunlarımızın torunları,

Günümüzde, eski alışkanlıkların yavaş yavaş değiştiğini; özellikle afet bilinci konusunda toplumda hâlâ eksiklikler bulunsa da, anaokulundan başlayarak eğitim, tatbikat ve donanım alanında önemli gelişmeler kaydedildiğini memnuniyetle gözlemliyoruz. Temennimiz, bu bilincin yalnızca bilgi düzeyinde kalmayıp, afetler gerçekleşmeden önce harekete geçme iradesine dönüşmesidir. Aksi hâlde, bir yerlerde hata yapıyor ve emeklerimizi boşa harcıyoruz demektir. Çünkü afetlerden sonra yaşanan kargaşa ile mücadele etmek yerine, öncesinde gerekli tedbirleri almak hem daha kolay hem de daha ekonomiktir. Bu ise ancak topyekûn bir bilinçlenmeyle mümkündür.

Hz. İbrahim'in ateşine su taşımaya çalışan karınca misali, olası afetleri en az zararla atlatabilmek için samimiyetle çalışan tüm gönüllülere ve görevli personele en içten duygularımla teşekkür ediyorum. "Sevgiliye sunulan hediyeyi saymak yakışık almaz; az çok deme, gönder; mutlaka karşılıksız kalmaz." İnancıyla yapılan her gayret, belki maddî bir karşılık bulmasa da, bir duaya vesile olur. Ve o duanın, insanı hangi belalardan koruyacağını ancak Allah bilir.

Sevgili torunlarımızın torunları,

Sizler bu mektubu okuduğunuzda, bizler çoktan bu dünyadan göçmüş olacağız; fâni âlemin hesabını bâkî âlemde vermekle meşgul bulunacağız. Umulur ki, beddualarınızdan ziyade dualarınıza layık oluruz ve ilahî hesap bizim için kolay olur. Allah yar ve yardımcımız olsun. Ne acıdır ki ben bu satırları kaleme alırken Ortadoğu da savaş devam ediyor. Bölge ülkeleri diken üzerinde olup biteni izliyorlar.

Mektubuma son verirken; 2126 yılındaki torunlarımızın torunlarına kalbî selamlarımı sunuyor; savaşların yerini barışın, kavgaların yerini kardeşliğin, yokluğun yerini bolluğun, afetlerin yerini afiyetin ve hastalıkların yerini sağlığın aldığı bir dünya diliyorum.

(Dedeleriniz adına: Dedeniz Mahir - Nisan 2026)