İnsan olmanın ve dinin gereklerinden birisi de ahde vefada bulunmak, iyilikleri unutmamaktır. Bir müslüman da
bulunması gereken hasletlerden biri olan vefakârlığın zıddı ise nankörlük olup iyiliğin kadrinin bilinmemesi veya
zıddıyla karşılık verilmesidir.
Ahd kelimesi; İslam-i bir kavram olup, Yaratan Rabbimiz ile insanlar arasında geçen, bir sözleşmedir. Kur’an-ı
Kerim’de geçen ahitleşmelerden biriside, insanların yaratıcısını bilmesi ve ona yönelip imanın gereklerini yerine
getirmesidir. İnsan, Allah’ın gönderdiği emir ve yasaklara uyarsa, ezeli ervahtaki ahdini yerine getirmiş olur.
Kur’an-ı Kerim’de “Allah’ın ahdini yerine getiriniz” (Enam 152) “(Kâlû belâda) Ben sizin Rabbiniz değil miyim?
(İnsanlarda) Evet (Buna) şahit olduk, dediler” (A’raf 172) Hiç şüphe yok ki iman ve sorumluluk sahibi olmayan
insanlardan vefa beklenirse hayal kırıklığına uğranır. İman sahibi olduğu halde vefasızlık edenler yok mudur?
Elbette ki o tiplerde vardır. Bu konulardaki ölçümüz naslarda bildirilen ilahi hükümlerdir.
Allah (cc) Kuran’ı Kerimde bir birlerimizi sevmemizi, hayırda ve iyilikte yarışmamamızı emrederken karşılığını
da kendisinden beklememizi istemektedir. Bununla birlikte insanların iyiliğe iyilikle karşılık vermesi, insanlığın
bir gereğidir. Yapılan iyilikler Allah (cc) için yapılır ve karşılığı da ondan beklenir. Hani derler ya sen iyiliği yap
denize at balık bilmezse Hâlık (Yaratan Allah) bilir. Bir müslüman da bulunması gereken hasletlerden birisi de
vefakâr olmaktır. Peygamberimiz (as)’in hayatına baktığımız zaman bizim için çok güzel örneklerin olduğunu
görürüz. “And olsun ki Resulullah’ın hayatında, Allah’a ve ahiret gününe iman eden ve Allah’ı çok ananlar için
çok güzel örnekler vardır.”(Ahzap 21) Yine Kur’an-ı Kerim’de kurtuluşa eren Müminlerin vasıfları sayılırken
“Onlar ki namazlarını huşu içerisinde kılarlar, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler, zekâtlarını verir, iffetlerini
korurlar. Emanetlerine ve ahretlerine riayet ederler. Ve yine onlar ki namazlarına devam ederler.” (Müminun 1-10)
“…Her kim Allah ile olan ahdine vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.” (Fetih 10) Görüldüğü
üzere, Yüce Rabbimiz bütün insanlardan, Ahd-ü Misak aldığını buyurmaktadır. İnsanlar arası ilişkilerde güven
unsurunun hâkim olması için yegâne güvence vasıtası ahde vefadır. Sağlıklı bir fert toplum ilişkisinin
kurulabilmesi için güven ve vefa şarttır. Bunlar olmadan, Rabbimizin rahmet nazarı ile bakmayacağı bildirilmiştir.
Peygamberimizin herkese olduğu gibi yakınlarına ve aile fertlerine karşıda iyilik ve iltifatta bulunduğu
bilinmektedir. Bir gün evine gelen yaşlı bir kadına, fazlasıyla iltifat ettiğini gören Hz. Ayşe; ihtiyar kadın gittikten
sonra fazla bulduğu iltifatın sebebini sorar. Bunun üzerine peygamberimiz de “Ya Ayşe bu kadın vefat eden eşim
Hatice’nin arkadaşı idi. Onun sağlığında da bize gelirdi. Ahde vefa imandandır.” Buyurmuştur.
İyiliğe iyilikle karşılık verilirse başkalarına da güzel örnek olunmuş olur. Genç nesillerimize de bu güzelliklerle
örnek olmak gerekir. Vefakârlığın en büyüğü ise bizleri yoktan var eden, insan olarak bir çok imkânlara sahip
olarak yaratan, sağlık ve sıhhat veren, sayısız rızk ve nimetler bahşeden Yüce Yaratanımızı tanımak, ona inanarak
imanın gereklerini yerine getirmektir. İnsan, Allah’a ibadet etmek suretiyle Elest bezminde yaptığı ahde vefasını
gösterdiği gibi kendisine iyilik yapanlara da vefakâr olmalıdır. Vefanın olmadığı yerde insanların birbirlerine olan
güven duyguları zayıflayarak sosyal çözülmekler olur ki o zamanda birlik ve beraberlikten, kardeşlikten söz etmek
mümkün olmaz. Vefakârlık toplumlarda dostluk, saygı ve sosyal dayanışmayı da güçlendirir. İnsanların
birbirlerini hatırlayarak anmaları, güzel hizmet ve meziyetlerini ön plana çıkararak yâd etmeleri, iltifat ederek
vefakârlık göstermeleri imanın bir gereği olduğu gibi örnek güzel davranışlardandır. Yüce yaratanımıza karşı
şükrün ne demek olduğunu bilmeyenlerden ise vefa beklenemez.
Peygamberimiz kendisine bir hafta süt emziren Ümmü Eymen’i, ücret karşılığı da olsa yıllarca kendisine bakan
sütannesi Halime’yi, sütkardeşi Şeyma’yı, çocukluğunu yanında geçirdiği Ebu talibin hanımı Fatma’yı, ömrü
boyunca unutmamış, saygıda kusur etmemiş, her fırsatta onlarla ilgilenmiş ve yardım etmiştir. Peygamberimiz
Mekke müşriklerinin zulmünden kaçarak Habeşistan’a sığınan Müslümanlara kucak açan, onlara destek olan,
Habeş Necaşi’sini daima hayırla yâd etmiş, öldüğünde de kıyabî cenaze namazını kıldırarak onun için dua etmiştir.
Yıllar sonra Necaşinin oğlu Medine’ye geldiğinde, babasına hürmeten bizzat kendi eliyle hizmet etmiştir.
Arkadaş çoktur ama dost azdır. Vefa olmayınca arkadaşlığın, cömertlik olmayınca da malın hayrı olmaz. Hz Ali
“Nice kimselere vefa gösterdim ama onlardan hiçbir vefa görmedim buna rağmen yine de vefakârlıktan
vazgeçmedim” diyor. İmanı, inancı zayıf, ahiret gibi bir derdi olmayanlardan vefa olmaz. Cahil kişilerden ibretlik
güzel sözler, müflisten de nasihat beklenmez. Peygamberimiz “İnsanların en hayırlısı vefalı, insanlara faydalı ve
yararlı olanıdır” Buyurmuştur. Güzel meziyetleri ve başarıları ön plana çıkararak takdir ve taltif etmek, insanların
çalışma azmini ve gayretlerini artırarak aynı zamanda gönüller arasında köprüler kurulmasına da vesile olacağı
gibi bizlere de bir şey kaybettirmez. İnsanlar arası ilişkilerde güven unsurunun hâkim olabilmesi için ahde vefa
olmazsa olmazlardandır. Ahde vefa müslümanların karakteristik özelliklerinden birisi olduğu için gerek insanlar
arası ve gerekse uluslararası ilişkilerde de önemli bir yeri vardır.
İmanın gereklerinden birisi vefakarlıktır. Kur’an da, vefalı kullara ahirette cömertçe muamele edileceği bildirir.
Yüce Rabbimizden dileğimiz odur ki; Kendisine, Resulüne, vatanına, milletine vefakâr kullardan olabilmemizdir.