Ahirete İman Otokontrol Mekanizmalarından Birisimidir

Referans kaynaklarımız olan Kur'an ve sünnetin merkezin de Allah'a ve ahiret gününe iman vardır. Müslümanları dünya hayatlarında kontrolde tutan mekanizmaların başında bunlar gelir/gelmelidir.

Hiçbir kimse bunları göz önünde bulundurmadan ben ettim/yaptım bitti deme gibi bir lükse sahip değildir. Her gün beş vakit namazlarımızın kunut duaları kısmında okuduğumuz bakara suresi 201 ayeti kerimesinde Cenabı Hak "Rabbimiz bizlere dünyada da ahirette de hayırlısını ver ve bizleri ateşin azabına giden yollardan koru" diye dua etmemizi ister. Maun suresi dördüncü ayeti kerimesinde ise veyl (lanet) olsun o namaz kılanlara ki kıldıkları namazlarının gereklerini hayatlarına yansıtmıyorlarsa buyurulmaktadır. Bu ve benzeri ayetlere baktığımız zaman amacın sadece namaz kılmak olmadığını ve namazın da gereklerini yerine getirmemizin olmazsa olmazlardan olduğunu görürüz. Namaz Allah (cc) ın emridir. Cennete girebilmenin ön şartlarındandır. Kur'an da 99 ayrı ayette namazın öneminden ve farziyetinden bahsedilirken, namazlarımızı huşu içerisinde kılarak hayatlarımıza da yansıtmamızın gerekliliğinden bahsedilir. İş ve amellerimizin Kiramen Kâtibin melekleri tarafından kaydedildikleri, bunlarında sevap veya günah olarak mizan terazisine konulacağı bildirilmektedir. Allah (cc) her şeyi biliyor, görüyor ve meleklerde amel defterine kaydediyorlar. "Müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberler gönderdik ki, insanların mahşer günü Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın diye. Allah, mutlak güç, hüküm ve hikmet sahibidir" (Nisa 165) Bundan daha büyük bir otokontrol mekanizması olabilir mi? Ölümden ve hesaptan kurtuluş yoktur. Her şeyi bilen Allah tarafından tekrar diriltilip hesaba çekeceğinin bilincinde olan bir kimsenin, kalbindeki bu bilinçten daha büyük bir otokontrol mekanizması yoktur. Her şeyi, hiç kimse görmese bile Allah (cc) biliyor, görüyor ve mahşer günü hesabı verilmek üzere amel defterine kaydediliyor. Bilinmelidir ki temelinde Allah'a ve ahiret gününe iman etmeye sevk etmeyen bir ilim, islam nazarında anlamsızdır.

Ölüm geride kalanlar için acı dolu bir olay ise de imanlı gönüller için fânilikten ebedîliğe geçiştir. İnsanların gönül dünyalarına ufuklar açarak farklı pencerelerden bakıtan, Mevlana da; "Öldüğüm gün tabutumu omuzlar üzerinde gördüğünüz zaman, bende bu cihanın derdi var sanma, bana ağlama, yazık, tüh, vah, deme. Şeytanın tuzağına düşerek, nefsimin heva ve heveslerinin peşinden koşarsam, vah, yazık demenin vakti o zamandır. Cenazemi gördüğünde, ayrılık deme, beni mezara koyduklarında elveda deme. Mezar cennet kapısının perdesidir. Mezar hapishane gibi görünür ama aslında canın hapisten kurtuluşudur..." (Divanı Kebir. Beyt 911) Asıl hayatın ahirette başlayacağına inananlar, ölümün ebedî yokluk olmadığını bilirler.

Sorumluluk bilinci gibi sözler hep dillerimizde ama maalesef bir türlü yüreklerimize inmiyor. Peygamberleri ve onların yollarından gidenleri anlamak, onların söz ve yaşantılarını dikkate almakla mümkündür. Hayata güzel bakabilmenin yolu kalbimizin manevi açıdan doğru beslenmesine bağlıdır. Müslümanda, yaşamının her karesiyle örnek olan/olması gereken insan demektir. Müslüman; Kalp temizliği, manevi olgunluk ve güzel ahlâki davranışları ön plana çıkararak, insanların dünya ve ahiret dengesini kurmak suretiyle, dünyanın geçici maddi zevklerine dalarak kaybolup gitmemelerinin mücadelesini vermelidir. Müslüman; İnsanların özündeki iyilikleri, sevgiyi, doğruları ortaya çıkarmaya çalışan, gönüller arasında köprüler kurabilen, sevgiye, kardeşliğe giden bir yolun temellerini atarak, insanların kalplerinde ve gönüllerinde yer edinen, geriden gelen nesillere de güzel örnekler bırakan kimse demektir.

Hayatı ve yaşamı sadece bu dünyadan ibaret sananlara Kur'an-ı Kerim; "İnkâr edenler, kesinlikle diriltilmeyeceklerini ileri sürdüler. De ki: Hayır! Rabbime and olsun ki mutlaka diriltileceksiniz, sonra yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu, Allah'a göre kolaydır." (Teğâbün 7) "Ey İnsanlar! Rabbinizin emirlerine karşı gelmekten sakının. Ne babanın evlâdı, ne evlâdın babası namına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin. Bilin ki, Allah'ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allah'ın affına güvendirerek sizi kandırmasın." (Lokman 33) "Kulakları sağır eden o ses geldiğinde, İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. O gün, herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır. O gün bir takım yüzler parlak, güleç ve sevinçlidir. Yine o gün birtakım yüzleri de keder bürümüş, hüzünden kapkara kesilmiştir. İşte bunlar inkârcılar ve günahkârlardır." (Abese 33-42) "Amel defteri ortaya konduğunda: Günahkârlar, Vay halimize! Bu nasıl deftermiş! Küçük büyük hiçbir şey bırakmaksızın hepsini yazmış!' Böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez." (Kehf 49) "Cehennemlikler: 'Amel defterim keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke (dünyada) son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı' der." (Hakka 25-29)

Peygamberimiz; "İlme rağbetin azalması, cahilliğin çoğalması, Alkollü içkilerin çokça içilmesi ve zinanın açıkça yapılması kıyametin alametlerindendir." Hz. Ömer "Dünya'nın şerefi mal ve makamla, ahiretin şerefi ise salih amellerledir." Süfyan-i Sevr-i ise "Dünya ve ahiretten her biri için içinde kalacağın kadar çalış." İnsanlar inansalar da, inanmasalar da Kur'an-da bildirildiği üzere yeniden dirilme ve ahiret hayatı vardır. Solan renkler, kapanan gözler, sararıp dökülen yapraklar ve kuruyan otlar, musalla taşına konularak "er veya hatun kişi niyetine" kılınan namazlarla yapılan dualar, mezar taşlarından yükselen duymadığımız ama hissettiğimiz o sessiz çığlıklar bize ahiret hakikatini haber vermektedirler. Allah'a ve ahiret gününe inanan ve imanın gereklerini yerine getirme gayreti içerisinde olan müminler için ölüm bir son bulma değil yeni ve ebedi bir hayatın başlangıcıdır. Ölüm aynı zamanda insanları mahşerde hesap vereceği günün hazırlığını yapmaya çağıran bir kurtuluş reçetesidir. Önemli olan ölümden korkmak değil ölümden sonrası için hazırlıklı olmaktır. Hz. Ebu Bekir'e "Kendime mezar hazırladım." Diyen birine; "Kendine mezar hazırlayacağına kendini mezara hazırlasan daha iyi ederdin." Demiştir.

Peygamberimiz; "Size iki tane nasihatçi bırakıyorum bunlardan birisi susar diğeri konuşur. Susan nasihatçi ölüm konuşan ise Kur'an-ı Kerim'dir." Buyurmuştur. Müslüman'a düşen o dur ki, Kur'an ve sünneti referans alarak sorumluluklarının bilincinde anlamlı bir hayat sürdürmektir.