AR DAMARI ÇATLAĞI, KISKANMA PATLAĞI DAHA DA BÜYÜMEDEN

Yaz sezonundayız; tatil ve düğün-dernek mevsimi.

Ülkemizde refah seviyesi ciddi anlamda yükseldi. Modelli arabalar ve konforlu evler arttı, kafe ve restoranlar, çarşı-pazar, avm’ler tıklım tıklım.

Yurt içi ve yurt dışı tatil yerleri, tur şirketleri müşteri kaynıyor. Bütün bunlar, sadece tuzu kurular için demeyin. Tasarrufunu yapan herkes, artık her imkâna sahip.

Tatil ve düğün dernek mevsiminde kendini dindar olarak konumlayan kitleler ne durumdalar.

Sahil ve oteller... Tatil yörelerinde bay-bayan mahremiyeti rafa kalkıyor sanki..

Dindar aileler evlatlarının mürüvvetlerini göreceğiz derken özellikle gelinlik ile davetliler huzurunda dans işi, evlilik/izdivacın sünnet tarafına uygun mu? Modern hayat ile inanç arasında bir ikilem yaşıyor müslüman ve ikisinden birinin ilkelerini çiğnemiş oluyor.

Davetliler karşısında gelin ve damadın dans ve çiftetelli oynaması sünnet mantığına aykırı. Ayrıca bu haliyle şuur altından hem utanma hissine müdahale hem de kıskanma duygusuna bir saldırı söz konusu.

Normalde giyilmeyen kıyafetler, eş-dost ve akrabalar arasında ayıp sayılacak haller düğünde meşru sayılıyor.

Allah aşkına soruyorum: Hangi dindar kayınpeder, oğlu ve gelinine ya da kızı ve damadına “haydi karşımda bir dans edin, oynayın; bende seyredeyim” der ve seyreder.

Peygamberimiz o meşhur hadisinde: “Utanmadıktan sonra dilediğini yap” buyurur.

Hayâ denilen ar/utanma duygusu, bütün peygamberlerin, ümmetlerine öğretip tavsiye ettiği ilâhî kaynaklı bir özelliktir.

Ne yazık ki bu gün utanmayanların alkışlandığı bir çağdayız. Eskiden utanmak bir erdemdi şimdi utanmazlar alkışlanıyor.

Tıp ne kadar ileri giderse gitsin, insanların ar damarındaki çatlağı hiçbir zaman kapatamayacaktır.

Yukarıdaki iki cümle alıntı ama kadın ve erkeklerde sınır konulmazsa gelinebilecek noktalara dikkat çekiyor.

Sağlıklı bir toplum için utanma ve eşini kıskanma duygusuna sahip insanlar yetiştirme gereği vardır.

Ne hazindir ki; batılılaşma/modernleşme/sekülerleşme sevdasına düşene kadar dans diye, dekolte, frak diye bir örfü yoktu bu toplumun. Belki oynama ve halay diye bir adet vardı ama o da erkekler kendi aralarında, kadınlar da kendi aralarında yani haremlik-selamlık olurdu.

Hadi, Bayrak şairi Arif Nihat Asya’ya hak verme:

Bize bir nazar oldu Cumamız Pazar oldu,

Ne olduysa hep bize, azar, azar oldu.

*

Ne şöhretten hastayız, ne de candan hastayız,

Ne ruhça, ne vücutça, ne de kandan hastayız.

*

Avrupa’ya bir değil iki pencere açtık,

Uzun yıllardan beri cereyandan hastayız.

Modern hayatın yaşam modelimizi ve pratiğimizi özellikle hayâ ve kıskanma

noktasında dejenere etmesine ve sosyal alanı daraltma hatta sıfırlama kastına çareler aramak zorundayız.

Zira “Türk milleti, kadını utanan, erkeği kıskanandır.”

Hayati İnanç’tan alıntı yapıp altına imza attığım bu söz ne kadar doğru bir tespit değil mi?

Hayati hoca, kıskanma var mı, yok mu diyenlere Bozkırın Tezenesi Neşet Ertaş’ın “Mühür Gözlüm” şiirini örnek verir.

Modern psikologlar günümüzde kıskançlıkla kıskanmayı karıştırıyor, direkt kıskanmayı hedef alıp “bu devirde kıskanma ha(!)” hafif meşrepliğine mi yelteniyorlar anlamak zor. Bakın özetle ne diyorlar:

“Aşırı kıskançlık; genellikle düşük özgüven, terk edilme korkusu, yetersizlik hissi, kontrol etme arzusu ve mülkiyet(sahiplenme)den beslenir. Bu psikolojiye sahip erkekler, partnerlerinin hayatını kısıtlayarak veya sürekli sorgulayarak aslında kendi içlerindeki güvensizlikleri ve kaybetme korkularını bastırmaya çalışırlar.” (Bk. https://www.ntv.com.tr/ saglik/kiskancligin-nedeni-ozguven-eksikligi,kwp6T8N5LEqHUtQ6pdCbsw)

Bozkırın Tezenesi, “Mühür Gözlüm”de diyor ki:

Mühür gözlüm seni elden,

Sakınırım, kıskanırım.

Uçan kuştan esen yelden,

Sakınırım, kıskanırım.

*

Havadaki turnalardan,

Su içtiğin kurnalardan,

Yerdeki karıncalardan,

Sakınırım, kıskanırım.

**

Daha da ötesi var mı?

Kıskanma, sözüm ona eşine güven duymayanların sorunu olarak lanse ediliyor.

Geçmişine bağlı dindar bir çift izdivacı, pazara kadar değil mezara kadar yapar. Onlarda zaten güven sorunu olmaz. Ama yine de kadını hayâ sahibi, erkeği kıskançtır.

Ar damarı çatlağı, kıskanma patlağı daha da büyümeden kendi öz değerlerimize dönmeli, kadın-erkek bulunduğumuz yerin hakkını vermeli, sınırlarımızı aşmamalıyız..

Vesselam..

msaktas63@hotmail.com