Otuz dört senelik bir eğitimin sonunda ayrılmışım ondan! Daha doğrusu o bizden… Babamla evde geçen otuz dört yıl. Bir adama yeter de artar bile! Adam olmak isteyen için fazla bir eğitim süresi! Yeter ki yoklamalarda bulun. Buradayım de içten… Sadece dinlemek değil, izle, anla! Davranışlar kalıtsal deyip yatar, takip etmezsen dersi, kaçar! Yakalayamaz, uzaklaşırsın özünden… Genetik baba olmak en kolayı! Bu herkes için mümkün. Ama baba olmak başka bir şey! Benim diyenin yarışamayacağı bir alan! Hatta birçoklarının yanından geçemeyeceği…
Okullar hayatta kalma sanatını öğretiyor. Toplumda yer edinmeyi, güçlü olmayı, gücünü efektif kullanmayı, galip gelmeyi, gözünü budaktan sakınmamayı, düşmemeyi, yeri geldiğinde hırçın ve savaşçı olmayı… Bu durum böyle gelmiş böyle gidiyor. Bunları yapabilen, hayatta kalma sanatını iyi icra edenler için, iyi eğitim almış deniliyor, parmakla gösteriliyor! Okul tipi ne olursa olsun hedef hepsinde aynı: Ayakta kalmak, düşmemek, yenmek, kazanmak, aşmak, başarmak…
İşte babamın otuz dört yıl süren eğitimi ile okullardaki eğitim tam da burada çelişiyor! Babamın dersleri hayatta kalmak değil hayatta durmak üzerineydi! Onunla gerçekleşen tüm derslerin sonunda yaptığımız değerlendirme, bizi bu düşünceye götürüyordu: İyi duruş sergileyebildik mi? Düşmenin, kalkmanın, kazanmanın, yenilmenin anlamlarını yitirdiği bir garip "duruş" haliydi bizimkisi!
- Baba
- Ne var?
- Yirmi yıldır Belediye'de çalışıyorsun. Hem de en kritik mevkilerde, bulunmuşsun. Zabıta müdürlüğü, özlük işleri müdürlüğü, itfaiye müdürlüğü, mezbaha müdürlüğü… Buna rağmen kooperatif usulü zar zor edindiğin bir evden başka elinde avucunda bir şeyin yok! Neden?
Soru havada kalmıştı. Ters ters baktı sadece… Böyle boş konuştuğum zamanlar hiddetle azarlar, ağzımın payını verirdi. Haddimi aştığımın farkındaydım ama bu mevzuda kendimi tutamıyordum. Belki de daha eğitimim eksikti. Sonra sofrada duran ekmeği işaret etti;
- Şu ekmeği görüyor musun?
- Evet…
- Karnın açsa ye!
Sözün nereye evirileceğini anlamış, utanmıştım. Tokat atsa daha iyiydi! Birazdan kapı zili çaldı. 847 plakalı Belediyeye ait Yeşil Toros, Sigorta Hastanesi yanında bulunan Belediye Blokları'na giriş yapmış, Su-Otobüs-Mezbaha Müdürü, Belediye Başkan Yardımcısı ve babamı almaya gelmişti. Babam kahvaltı sofrasından kalkarken ben, ceketini tutmaya koştum. Ceket ne de güzel duruyordu üzerinde! Aslında ceket değil, hayatıydı babamın üzerinde yakışmış duran! Zira iyi terzi için bir ceketi insana yakıştırmak hiç mesele değildi! Ama hayat… O herkeste güzel durmuyordu!
Evet, şu an hafızamda okuldaki derslerden kalan hiçbir şey yok ama babamın derslerini ve duruşunu hiç unutamıyorum.