Malum dinî iki bayramımız var bizi, bir arada tutan. İkisi de acısıyla tatlısıyla geride kaldı. Her iki bayram da ruhuna uygun idrak edildi mi, maksat hâsıl oldu mu; tartışılır.
Can bula cânânını / Bayram o bayram ola.
Kul bula sultanını / Bayram o bayram ola.
Alvarlı Efe’ye(Erzurum) ait o meşhur deyiş bu.
Küresel bazda Müslümanlar olarak, alnımız ak, başımız dik doya doya bir bayram yaşayamıyoruz.
Özünde sevinç günü olma özelliği taşıyan Bayramlar, başta Siyonist İsrail olmak üzere Çin, Myanmar, Hindistan gibi ülkeler yüzünden sürekli yasta, üzüntü içinde, zulüm altında geçiyor.
Osmanlı gideli, Müslümanlar sahipsiz kaldı. Sahipsiz kalan tebaaya kurt, kuş musallat oldu. Kurtların azılısı, kuşların akbabası hem de. Ormanlar kanunu geçerli bu asırda, kim diyor hak var, adalet var diye. Güçlü, haklı maalesef.
Şimdilerde (28 Şubat’tan beri) ABD/İsrail-İran anlaşmazlığı(savaş hali) ve antlaşması(sulh) durumu söz konusu. Savaşın 40.gününde 6-7 Nisan’da 45 günlük ateşkesle başlayan barış görüşmeleri düşe kalka ilerliyor, 14 Haziran 2026 itibarıyla tamamlanmış değil, hâlâ sürüyor.
***
Kendi içimizde de ibadetleri ifa esnasında Oruç, Kurban ve Hac özelinde sıkıntılarımız yüzünden bayramlar arzulanan düzeyde uhrevî ve dünyevî sevinç günleri olmuyor.
Oruç diyete çevrildiğinde, oruca rağmen nefis dizginlenemediğinde, iftarlar, fitre ve zekâtlar sâhiplerini yeterince bulmadığında hele de tatil havasıyla sıla-ı rahim yerine tatil yöresi oteller tercih edilirse Ramazan bayramı, sıradan bir gün olmanın ötesine geçmiyor.
Kurban alıp-satanları izliyoruz, hacca gidip-gelenlere bakıyoruz; niyetlerindeki ibadet/ samimiyet oranının düşük seyrettiğini görüyoruz.
Kurbanda “et kilo hesabı” çıktı düşünebiliyor musunuz?
Kurban alış-veriş pazarlığında son birkaç seneye kadar böyle bir şey yoktu.
Alıcı satıcıya güvenmiyor. Hayvanın yaşıyla oynanıyor. Aldatılma, kandırılma gırla gidiyor. Başına gelenler bilirler. Üzücü değil mi? Alan da satan da Müslüman. Bu dinin peygamberi Hz. Muhammed (sav); “bizi aldatan, bizden değildir” buyuruyor.
Diyelim ki et kilo ya da toptan(götürü) pazarlıkla kurban alındı.
Kurban kesiminde hayvanlara eziyet yapılıyor. İstemeyerek olma dışında en ufak bir eziyeti anlayabilmiş değilim.
Zira biraz sonra etinden yiyeceksiniz.
Allah rızası için kestiniz; eziyete O, razı olur mu?
Bakınız bizzat Kurban kesiminde gördüğüm alenî eziyetler:
Hayvanlar kesim yerine kaçmasınlar diye iki demir parmaklıklar arasında getirildiler bu tamam; tedbir diyelim.
?Kesim yerine getiren görevliler, ellerindeki elektrikli değneklerle hayvanları sevk ve idare ettiler. Hayvan doğal bir refleks olarak direndi mi o değneği dokunduruyorlar. Hayvan deli gibi hopluyor, tüm hücreleri titremiş olmalı, muhtemelen etine de tesir etti.
Normalin ötesinde o değneği dokundurdukları bir kurbanlık oldu. Hayvan adeta çıldırdı; böğürdü, yırttı ortalığı. Zoraki güç-bela kestiler. Ben, o kurbanın sahibi olmak istemezdim. Sahibi olsaydım eğer; o hayvancağızın gönülsüz verdiği etini gönül hoşluğuyla nasıl yerdim(?!)
?Kesim sırasına bir metre arayla peş peşe kurbanlıkların dizilmesi. Birbirlerinin üzerine biniyorlar, ileri geri hareketlerinde hayvanlar birbirlerine can havliyle eziyet veriyorlar.
?Gözlemlediğim en önemli eziyetlerden birisi de, hayvanın gözlerinin kapatılmaması. Hayvan, önünde boğazlanacağı kafese girişini, bir arka ayağından yukarıya asılacağını, sonra yere boynunun koyulup kesileceğini görüyor. Sen tutuyorsun; gözleri açık, görüp-durdukları karşısında direnen bir hayvanı, bu sona/ölüme doğru elektrikli değnekle yürütüyorsun. Bu, tam bir ne olur? Yorum size ait.
Bunlar bir durum tespitidir. Peygamberimizin ve Hz. İbrahim’in kurban konusunda hassasiyeti ortada olduğuna göre; hem bundan ekmeğini çıkaranlar hem de keserek ibadet yapanlar, kurbanı kim için kestiklerini bilmelerinde fayda var..
Bizim çocukluğumuzda büyükbaş kurban âdeti yoktu, hatırlamıyorum. 2000’li yıllardan sonra yaygınlaştı sanki. 1990’lı yıllarda koyun/koç cinsi kurban ediyorduk, keçi cinsinde kurban vardı ama azdı, hal-i hazırda keçi cinsi kurban edenler elbette var.
Büyükbaş kurban işi şehirleşmenin getirdiği bir zorunluluk olarak ortaya çıktı.
Bugün artık; kurban hissedarları ellerini sıcak sudan soğuk suya dokundurmadan parçalara ayırılmış, paketlenmiş/poşetlenmiş kurbanları sadece almaya gidiyorlar. Kesme vekâletini bile telefonla veriyorlar, zahmet edip kurban kesilirken başına gelmiyorlar. Kurbana emek sinmiyor.
Kurban bağışı, vekâlet yoluyla sağa-sola gönderme ayrı bir sorun.
Ekonomik durumu müsait olan Müslümanın evinde kurban kokusu/telaşı olmalı. Dinen ve örfen; “ben bağışlıyorum, et gerektiğinde gidip kasaptan alıyorum” anlayışı uygun değil. İki kesiliyorsa birisi bağışlanabilir. Üç kesiliyorsa ikisi bağışlanabilir ama birisi evde kalmalı.
Yurt dışı kurban fiyatları hayır kurumları arasında değişiklik gösteriyor. Ayrıntısını bilemiyoruz. Takdir bağışçıların.
Mesela 2026 itibarıyla:
Türk Kızılay’ı: Yurt içi ve Gazze/Filistin: 17.250 TL; Yurt dışı: 6.350 TL (Taksit imkânı bulunuyor.)
Türkiye Diyanet Vakfı (TDV): Yurt içi: 18.000 TL; Yurt dışı: 7.000 TL
Mehmetçik Vakfı: Kurban bedeli: 19.500 TL
Deniz Feneri Yurt İçi Kurban Bedeli: 18.000 TL; Yurt Dışı Kurban Bedeli: 5.900 TL; Gazze Özel Kurban Bedeli: 11.000 TL
İHH Yurt içi için 18.000 TL, Yurt dışı için ise 7.000 TL
Kardeşeli Derneği Yurtdışı: Kurban Bağışı 4.390TL.
**
Hâsıl-ı kelam: Modern çağda kurban kesme bir ibadet mi, adet mi, geleneksel bir zorunluluk mu, etlik mi sorgulanmalı..
Zira alıcı, satıcı, besici, bakıcı, kesici kurban hakkında neler biliyor? Suiistimal oranı ne düzeyde.
**
Sosyal medyada çokça paylaşılan Cahit Zarifoğlu imzalı bayram ve kesmek temalı şiirini buraya almazsak yazımız eksik kalır:
“Üstadım” dedim,
“Bayrama ne alayım”?
Dedi ki;
“Birkaç piri fâniden gönül al,
Birkaç çocuktan gülücük al,
Birkaç fakirden de dua al.”
"Bunlar pazarda satılmaz ki üstadım!" dedim.
Tebessüm etti: "Zaten pazarda satılanlardan bayram olmaz evlat!"
*
“Üstadım” dedim,
“Bayram’da ne keseyim”?
Dedi ki;
“Önce gıybeti/dedikoduyu kes,
Kul hakkı yemeyi kes,
Yalan söylemeyi kes,
Haram yemeyi kes,
Adam kayırmayı kes,
İsrafı kes,
Kötülükten irtibatı kes.”
“Bunları kesmezsen ne kesersen kes, beyhude.”
**
Vesselam..