BİR EVLADIN ANNEYE DUASI

Kıymetli okurlarım,
Selâmın serinliği üzerinize olsun. Günlerinizin omzuna bereket konsun, gönlünüzün kapıları huzura aralansın. Evlatlarınızın yüzü size itaatin ve vefanın en güzel tarifini yazsın. İnsan bazen "Cennet bu olsa gerek" diye mırıldanır ya, işte öyle bir yerden sesleniyorum bugün.
Geçenlerde, bir kahvenin buğusunda çözülen bir hikâyeye misafir oldum. Bir esnaf kardeşimizin dilinden dökülen bu hatırayı, isimleri saklı tutarak ama hissini çoğaltarak sizlerle paylaşmak istedim. Çünkü kötülükler kulaktan kulağa hızla yürürken, güzellikler çoğu zaman utangaçtır; oysa bilinmeli ki, güzellik paylaşıldıkça büyür, kötülük paylaşıldıkça sıradanlaşır.
Bu hikâye, annesinin gözlerinde hac hasretini gören bir evladın hikâyesidir.
Annesi… O mübarek beldelere varmadan ömrünün eksik kalacağını hisseden bir yürek.
Babası… Daha sükûnetli ama yine de içten içe o çağrıya kulak veren bir adam.
Ve evlat… İkisinin arasında, dua ile kaderin kesiştiği yerde duran bir köprü.
Evlat, eşiyle birlikte hacca yazılır. Anne babasını da kaydettirmiştir, lakin kura bir türlü onların kapısını çalmaz. Özellikle annesi için bu bekleyiş, içten içe yanan bir ateştir. Bunu gören evlat, annesini -yasal olmayan yoldan- üç aylık umreye gönderir. Belki orada tamamlanır eksik kalan, -haccını da yapar- belki hasret biraz diner diye…
Ama kader, sabrın sınırlarını genişletmeyi sever. Üç ay dolmadan yakalanırlar ve apar topar yurda gönderilirler. Hasret yine yarım, gözyaşı yine tazedir.
Derken evlada hac çıkar.
Ama o gitmez.
Çünkü annesi yoktur.
Bir yıl daha çıkar.
Yine gitmez.
Çünkü annesi yine yoktur.
Üçüncü yılın sabahı…
Çorum Ulucami'nin loşluğunda, secdeye kapanmış bir evlat vardır. Yüreğini açar, kelimelerini gözyaşına emanet eder:
"Ey Rabbim… Bana iki kez nasip ettin, ben annem babam yok diye gitmedim. Eğer bu kez de çıkarsa ve ben yine vazgeçersem, 'Sana üç fırsat verdim, gelmedin' dersen, ben sana ne cevap veririm? Ne olur… Bu kez onları da çağır. Ben de geri durmayayım."
Dua bazen kelimelerle değil, kırılmış bir kalbin sessizliğiyle yükselir.
Günler geçer. Sonuçlar açıklanır.
Evlat ve eşi listede vardır. Ardından annesi… sonra babası…
Ayrı ayrı yazıldıkları halde, ardı ardına, sanki görünmeyen bir iplikle bağlanmış gibi.
Bu bir tesadüf değil, bir tevafuktur.
Ve her tevafukun arkasında, bir kapıyı ısrarla çalan dua vardır.
Anneye haber verilir.
"Bize çıkmaz ki yavrum," der.
Ama o ses, "Çıktı anne! Çıktı!" diye sevinci göğe savurunca, gözyaşları secdeye dönüşür. Aile, şükürle aynı safta buluşur.
Ve nihayet yollar onları Kâbe'ye çıkarır.
Tavaf tamamlanır.
Kalpler biraz daha hafiflemiştir.
Derken…
Anne bir anda yere yığılır.
Zaman donar.
Sesler susar.
Bir evlat, ölümle hayat arasındaki o ince çizgide, annesinin yüzüne zemzem serper. Dudaklarına kelime-i şehadeti değdirmeye çalışır. Babası çaresizliğin dilini -sen getirdin de sebep oldun- bedduaya çevirir; evlat ise sevgisini savunur:
"Sen eş olarak seviyorsun, ben evlat olarak…"
Kalabalık suskun bir halka olur.
Ve o halkadan bir nur yüzlü ihtiyar çıkar. Sakin bir sesle aynı şeyi söyler:
"Zemzemle yüzünü yıka evlat… Bir şeyi kalmaz."
Zaten yapılmaktadır ama bazen bir söz, yapılanı mühürler.
Dakikalar geçer.
Anne gözlerini açar.
Hayat, yeniden içine dolmaya başlar.
Sonra hastane…
Doktorun şaşkın ama sade cümlesi:
"Her şey normal."
Evlat, kalabalıkta o ihtiyarı arar.
Ama bazı insanlar bulunmak için değil, hatırlanmak için gelir.
Dönüş yolunda üç duygu yan yanadır:
Bir annenin yeniden hayata tutunuşu,
Bir babanın hatırlamadığı bir beddua,
Ve bir evladın zihninde yankılanan o cümle:
"Bir şeyi kalmaz…"
Bu hikâyenin özü şudur:
Hac, paranın değil, kalbin yolculuğudur. Kimi varlığıyla gidemez, kimi yokluğuyla varır. Bazen bir dua, yılların kapısını açar. Anne babanın duası kıymetlidir ama bir evladın onlar için ettiği dua, belki de göğe daha farklı yükselir.
Yeter ki insan, o kapının ziline basmayı bilsin.
Rabbim; dua eden ve dua alan evlatlardan eylesin.
Gönlünde hac hasreti taşıyanlara yol açsın, vardıklarında da o yolun hakkını verebilmeyi nasip etsin.
NOT: Kitaplarımı benden veya ayakkabıcılar arastasında dar sokakta Ciltçi Hoca’nın dükkândan alabilirsiniz.