Cihad İlânı

Cihad, Allah rızasını kazanmak için din/İslam düşmanlarıyla yapılan savaştır. Bu yönden cihad, islami bir kavramdır. İki taraf arasında ya da iki devlet veya devletler arasında meydana gelen silahlı çatışma anlamındaki savaştan çok farklıdır. En önemli fark Allah rızası ve İslam savunma idealidir.
Müslümanlar, savaşı istmezler. Dinine, İslam yurduna, müslümanlara karşı bir saldırı olursa sabır ve sebatla savaşırlar. Zira Hz. Peygamber (sav) ‘Düşmanla savaşmayı temenni etmeyiz. Savaşmak zorunda kalırsanız sabrediniz ve direniniz.’ buyurmaktadır.
İslamiyete göre cihad, müslümanlara karşı savaş açanlara, dinimize ve yurdumuza saldıranlara karşı yapılır. Bu durumda cihad farzdır. Zira Yüce Allah şöyle buyuruyor; ‘Hoşumuza gitmese de cihad size farz kılındı.’ (Bakara 216) Hadis-i Şerifte de aynı hüküm, tekrar edilmektedir. ‘Cihad, kıyamete kadar devam edecek bir farzdır.’
İslama ve İslam yurduna saldırı halinde dini ve ülkeyi karumak için İslam ülkesinin reisi/hükümdarı cihad ilan eder. Ancak bu durumda cihad, meşru olabilir. Yoksa ferdi hareketle olmaz. Bu durumda müslümanlar için cihad etmek farzdır. Ancak müslümanlardan bir grup, günümüzdeki haliyle ordu; müslümanların yurtlarını, canlarını, mallarını, namus ve haysiyetlerini koruyabilecek güçte ise cihad, onlar için farz-ı ayn, diğerleri için farz-ı kifaye olur.
Cihadın gayesi, yeryüzünden fitneyi kaldırmak ve hakkı yüceltmektir. İslamda intikam, öldürme, yağma, baskı ve zulüm için yapılan savaşı asla kabul etmez. Cihaddan maksad; insanları baskılardan kurtarmak, islamın yüce gerçeklerini onlara duyurmak ve kendi rızalarıyla müslüman olabilecekleri ortamı hazırlamaktır.
Cihadı sadece İslam düşmanlarıyla savaşmak diye tanımlamak eksik olur. Zira İslam’da en önemli cihad; nefsimiz ve onun arzularıyla savaşmaktır. Hz. Peygamber (sav) Tebük Seferinden dönerken ‘Şimdi Küçük Cihaddan, Büyük Cihada gidiyoruz.’ buyurarak nefisle mücadelenin daha zorlu bir savaş olduğuna işaret etmiştir.
İslam dünyasına yönelik misyonerlik ve oryantalist faaliyet karşısında silahlı mücadele yapılamaz. Onlara ilim ve hikmetle karşı konulabilir. Bunun yolunu Yüce Allah, bizlere bildirmiştir. ‘(Ey Muhammed! insanları Rabbi’nin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır. Onlarla en güzel şekilde tartış.’ (Nahl-125) Burada sorumluluğun ağırlığı, islam âlimlerindedir.
Müslüman zenginler, elbette zekat vermekle yükümlüdürler. Ayrıca gerektiğinde bu mal ve serveti Allah yolunda harcamakla da mükelleftir. Zira dünyada her iş, parayla maddi güçle gerçekleşebiliyor. İslami duyarlılığı geliştirmek, İslama saldıran zihniyetlerle mücadele edebilmek için gerekli mali imkanları hazırlamak konusunda da müslümanlara görev düşmektedir. Zira Cenab-ı Hak, bu konuda açık hükümler koymuştur:
‘Allah, mallarıyla canlarıyla mücadele edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kılmıştır.’ (Nisa-95)
‘(Ey müminler!) mallarınız ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.’ (Tevbe 41)
‘Müminler, ancak o kimselerdir ki Allah ile peygamberine iman ettiler, sonra şüpheye düşmediler. Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla mücadele ettiler. İşte imanında sadık olanlar onlardır.’ (Hucurat 15)
Bütün bunlar, gerçek imanı bulmak içindir. Bundan sonra sıra Allah yolunda canını ortaya koymaya gelmektedir. Zira islamı yaşama konusunda isteksiz, evladu iyaline ve malına düşkün, din uğruna hiç bir fedakarlığa yaklaşmayan kimse, acaba Allah yolunda canını feda etmeye, şehit olmayı göze almaya ne kadar istekli olur?
Cenab-ı Hak, İslam uğrunda savaşmanın ve islam yurdunu düşmana karşı korumanın cihad olduğunu bize bildirmektedir.
‘Sizinle savaşanlarla; Allah yolunda siz de savaşın. Fakat haksız yere saldırmayın’ (Bakara 190)
Allah yolunda, İslam yurdunu savunmak, müslümanların can mal ve namusları korumak için yapılan cihadda canını ortaya koymak ve şehit olmayı göze almak gerek. Müslüman, zaferden değil, seferden sorumludur. Savaşa giden mücahid, ‘Ya şehit olurum, ya gazi.’ diyerek yola çıkar. Zaten şehit olmayı göze alamayan, gazide olamaz.
Ama savaştan önce savaşa hazırlanmak gerekir. Silahların en az düşmanın silahına denk veya daha üstün olmalıdır. ‘Hazır ol cenge istersen sulh u salah’ düsturuyla savaştan önce iyi hazırlanmak gerek. Bu, İslamın emri, Kur’anın emri.
Bazı ülkeler gibi, ‘Falan devlet bizi korur, onların silahları da bizim için’ düşüncesine kapılmadan kendi silahlarımızı kendimiz üretmek zorundayız. Cihada düşmanla karşılaşmadan önce tedbir almak, hazırlık yapmak gerek.
Son savaştan bu konuda çıkarılacak çok ders var. Keşke İslam âlemi, bunu önce farkedebilseydi.