Anne babaların en büyük arzularından biri, çocuklarının hayatta kendi ayakları üzerinde durabilen, haklarını koruyan ve kendilerini doğru ifade edebilen bireyler olarak yetişmesidir. Ancak günlük hayatta çocukların sosyal ilişkilerini gözlemlediğimizde, sıklıkla iki uç noktaya savrulduklarını görürüz. Ya akran zorbalığı karşısında sessiz kalan, oyuncağı elinden alındığında hakkını arayamayan çekingen bir tutumdur.Ya da isteklerini ağlayarak, vurarak, öfke nöbetleriyle kabul ettirmeye çalışan "saldırgan" bir duruştur. Oysa bu iki yıkıcı yolun tam ortasında, çocuğun hem kendi sınırlarını koruduğu hem de başkalarının haklarına saygı duyduğu atılganlık becerilerini içeren bir köprü vardır.
Atılganlık, genellikle "saldırganlık" veya "baskın olmak" ile karıştırılan bir kavramdır. Toplumda sesini yükselten, her ortamda öne atılan çocukların atılgan olduğu düşünülür. Bu büyük bir yanılgıdır.
* Çekingen çocuk, kendi duygu ve düşüncelerini yok sayarak sürekli başkalarına boyun eğer.
* Saldırgan çocuk, başkalarının haklarını ve duygularını yok sayarak sadece kendi isteklerine odaklanır.
* Atılgan çocuk ise hem kendi haklarının, duygularının ve ihtiyaçlarının farkındadır hem de karşısındaki insanın sınırlarına saygı duyar.
Atılgan bir çocuk, sırasını beklemeyi bilir ama sırası haksız yere elinden alındığında kibar ve kararlı bir dille hakkını arayabilir. Arkadaşının teklif ettiği ve canının istemediği bir oyuna, sevilmeme korkusu yaşamadan "Hayır, ben şu an resim yapmak istiyorum" diyebilir. Kısacası atılganlık, çocuğun kendi varlığına ve çevresine duyduğu özsaygının en net dışavurumudur.
Çocukluk dönemi, bireyin sınır bilincini kazandığı en kritik evredir. Yetişkinlikteki "hayır diyememe" sorununun temelleri ne yazık ki çocuklukta atılır. Çocuğun istemediği birine sarılması için zorlanması, tabağındaki yemeği doymasına rağmen hatır için bitirmesinin istenmesi, onun kendi bedensel ve ruhsal sınırlarına olan güvenini zedeler.
Çocuklara atılganlık becerisi kazandırmanın ilk adımı, onlara hayır deme hakkı tanımaktır. Arkadaşı oyuncağını izinsiz aldığında, çocuğun çığlık atmak ya da küsmek yerine; "Bu oyuncak şu an bende, isim bitince sana verebilirim" diyebilmesi öğretilmelidir. Bu duruş, çocuğun akran zorbalığına karşı geliştirebileceği en güçlü kalkandır. Kendi sınırlarını koruyabilen bir çocuk, ilerleyen yaşlarda dış dünyanın manipülasyonlarına ve zararlı alışkanlık tekliflerine karşı da çok daha dirençli olacaktır.
Çocuklar duyduklarını değil gördüklerini uygularlar. Bu nedenle çocukta atılganlık becerilerini geliştirmek, öncelikle ebeveynin kendi iletişim dilini gözden geçirmesiyle başlar. İşte çocuklara bu süper gücü kazandırmak için evde uygulanabilecek temel stratejiler bulunmakatadır.
Çocuklara, suçlayıcı veya edilgen olmak yerine duygularını "Ben" diliyle ifade etmeyi öğretin. "Sen çok kötüsün, oyuncağımı aldın." yerine, "Oyuncağımı izinsiz almandan hoşlanmıyorum, kendimi kötü hissediyorum." demesi yönünde onu cesaretlendirin. Ev içinde de eşinizle veya çocuğunuzla konuşurken bu dili kullanarak ona canlı bir model olun.
Hayatında hiç karar almamış bir çocuğun, dışarıda hakkını savunmasını bekleyemeyiz. Ona yaşına uygun alanlarda seçenekler sunun. "Bugün kırmızı kazağı mı yoksa mavi kazağı mı giymek istersin?" veya "Hafta sonu parka mı gidelim yoksa sinemaya mı?" gibi küçük seçimler, çocuğun benim tercihlerim değerli bilincini geliştirir ve içsel atılganlığını besler.
Çocuk öfkelendiğinde veya hayal kırıklığına uğradığında bunu ifade etmesine izin verin. "Öfkelenmeni anlıyorum ama arkadaşına vurmana izin veremem. Öfkeni kelimelerle anlatır mısın?" yaklaşımı, çocuğa duyguların serbest ama davranışların sınırları olduğunu öğretir. Bu da saldırganlığın atılganlığa evrilmesini sağlar.
Çocuklar deneyimleyerek öğrenir. Evde canlandırma oyunları yapın. Örneğin, "Şimdi ben senin okul arkadaşın olayım ve sıranı kapmaya çalışayım, sen bana kendini ezdirmeden ne söylersin?" gibi senaryolar üzerinde pratik yapmak, çocuğun gerçek hayattaki sosyal durumlarda donup kalmasını engeller, ona pratik bir refleks kazandırır.
Çocuklarda atılganlık becerisi, doğuştan gelen ve değişmeyen bir kişilik özelliği değildir.Üzerinde çalışıldıkça, doğru rehberlikle beslendikçe gelişen bir sosyal kastır. Çocuğuna hakkını aramayı, sınır çizmeyi ve başkalarına saygı duyarak "Ben de buradayım" diyebilmeyi öğreten bir aile, ona gelecekteki akademik başarıdan çok daha kıymetli bir miras bırakmış olur.
Unutmayalım ki bugünün duygu ve sınırlarını net ifade edebilen atılgan çocukları, yarının dünyasında adaleti, sağlıklı ilişkileri ve toplumsal huzuru inşa edecek olan özgüvenli yetişkinleri olacaktır. Onların sesini kısmak yerine, o sesin doğru ve güçlü çıkmasına rehberlik etmek bizlerin elindedir.