Milli Eğitim Müdürlüğü Akreditasyonu marifeti ile yine yurt dışındaydım. Bu Avrupa'ya beşinci gidişim. Her gittiğimde değişen bir şey yok! Avrupa aynı Avrupa… İspanya'nın Cartegena'sı. Köklü, tarihi geçmişi olan bir şehir. Geçmişte çetin mücadelelere sahne olmuş topraklara sahip. Eski Kartaca Krallığı'nın devamı niteliğini muhafaza ediyorlar. Avrupa'nın tamamının yaptığı gibi tarihi mirasın onlara bıraktığı nimetleri ziyadesi ile yiyorlar. Turizmi bu kadar etkin kullanan bir kıta daha olamaz! Neresine giderseniz gidin geçmiş, en çok muhafaza edilen, üzerine titrenen bir olgu durumunda. Adamların tek derdi, bunu sağlıklı bir şekilde yansıtabilmek! Ucundan, azıcık bir parçası kalmış kalıntıyı gün yüzüne nasıl çıkarır, yaşatır, parlatırız? Tüm mücadele bunun için sanki! Kentsel Dönüşüm'ün yerini Aslına Dönüşüm'e bıraktığı topraklar… İnsan gezerken işte bu diyor! Bizde de olması gereken… Onca insan neden gider, gezer? Gezmek görmek iyi de, neden bir çıkarımda bulunmaz gördüklerinden, edindiklerinden? Özellikle çirkin bir sokak, kötü dizayn edilmiş bir yol, çarpık yapılaşma aradım. Yok! Görsel kirlilik sıfır. Yollarda vızır vızır dolanan motosiklet çılgınları yok. Işık olmayan yaya geçitlerinde yayalar çok rahat yola atlıyor korkmadan! Burada duran araçlara yürüsene kardeşim ağzıyla kızan bağıran yok! Kızan bağıran hiç yok zaten. Sessizlik… Trafiğe kapalı alanlar Cafe'lerin masa sandalyeleri ile dolu.
Mehmet Bingöl ile aynı oteldeydik. Yanınızda onun gibi birisi varsa seyahat ve hayat sigortanız yapılmış demektir! Proje bütçeleri son yıllarda kısıtlandı ve bu yüzden hostel tarzı, hesaplı bir yer bulduk. Odanın bireysel olması, banyo tuvaletinin ayrı olması bizim için yeterliydi. Ortak mutfak bölümünde kahvaltımızı kendimiz yaptık. Mutfakta, bir evin mutfağında bulabileceğimiz her şey vardı. İşini bitiren herkes kabını kaşığını yıkayıp yerine kaldırıyordu. Orada kendimi biraz asker biraz da öğrenci gibi hissettim. Bir yandan da hoşuma giden şeylerle de karşılaştım. İnsanlar arasındaki nezaketin, hoşgörünün evrenselliğini gördüm. Bulaşıklarını yıkayan anne kız, benim de elimdekileri getirdiğimi görünce müdahale ettiler. Elimden tabağı ve kaşıkları alıp yıkadılar. Bunları yaparken lisan denen şey lüzumsuz bir ayrıntı olarak kaldı. İyiliğin dili ortaktı. Tercüman da istemiyordu! Gelmeye yakın mutfakta bir kısım dikkatimi çekti. En üst mutfak rafına bir yazı yazılmış ve üzerine bir sürü yarım kalmış, artan gıda ürünleri konulmuştu. Yazıda, ihtiyacı olan kullanabilir yazıyordu. Yine o yarım kalmış paketlerin birisinin üzerinde kırmızı tükenmez kalemle ve büyükçe bir tarih yazılmıştı. Onu oraya bırakan kişi, küçük yazılmış son kullanma tarihi daha iyi görünsün diye üşenmemiş, aman boş ver, benden sonra kullanandan bana ne dememiş, büyük bir hassasiyetle bu notu belirgin hale getirmişti! Mutfakta Hollandalı, İngiliz ve Polonyalı dostlarımız oldu.
Sonra akreditasyon arayışımıza olumlu yanıt veren Cartegena Saleslanes Okulu'na gittik. Hepsi Melike'nin dostları… Onu, yıllardır tanıdıkları birisi gibi karşıladılar. Hizmetli bile onu görünce elindeki paspası atıp kucaklaştı! Müdür, haşmetli müdür profilinden çok uzak, mütevazı, halim selim, işinde gücünde bir adamdı. Koltuğunda otururken gören olmamış! Bir öğretmen elinde kocaman bir anahtarlık ile üç bin kişilik, ilk orta lise dengi farklı yaş gruplarının okuduğu okulu gezdirmeye başladı. O önümüzde yürürken bir gardiyan nezaretinde hissettim kendimi. Her geçtiğimiz kısım kilitle açılıyor, geçiş işlemi bitince ardımızdan kilitleniyordu. Okul gezisi boyunca kırk kapıdan kırk kilitle geçtik! Bu sıkı emniyet tedbirleri onların rutiniymiş. Bize özel bir uygulama değilmiş. İlk gördüğümüz yer, okulun hemen girişine inşa edilmiş olan ve öğrencilerin kendi elleriyle inşa ettikleri kilise oldu. Öğrenciler, özellikle ilkokul çocukları sabah okula ilk geldiğinde orada günün ilk duasıyla eğitimine başlıyormuş. Bu vaziyeti görünce aldıkları din derslerini hiç merak etmedim! Yaparak yaşayarak eğitim… Sonra akreditasyon projesi konusu olan dijital öğretiler, eğitimde 3D lazer kullanımı konusunu masaya yatırmak için mesleki bölüme geçtik. Okul avlusu, bahçesi çok geniş faaliyet alanlarına sahipti. Her çocuk bir şeyle meşguldü.
Sonra döndük. Henüz İspanya rüzgârı dinmemişken Siverek ve Kahramanmaraş'tan o kara haberleri duyduk… Sonra konuşmalar, tahliller, uzmanlar… Birçok eleştirinin başında elini kolunu sallayarak cümlesi vardı! Elini kolunu sallamak rahatlık ifadesidir. Bize İspanya'da sallatmadılar. Ve bu bize mahsus bir durum değildi. Okullarının bir rutiniydi. Emniyet bir alışkanlık olmalıdır. Sonra aklıma Cartagena'daki Okulu gezdiren gardiyan görünümlü öğretmen geldi!
Alacağımız örnek bize fayda verecekse alalım! Utanmayalım! Hepi topu bir kilit bir anahtar… Hele bunu bir alalım, sonrasında araştırırız on dört yaşında bir çocuk ne olmuş da topla tüfekle okula gelmiş?