ÇOK GÜZEL HAREKETLER BUNLAR

Televizyonlarda son zamanda Yılmaz Erdoğan tarafından yazılıp oynanan bir yeni zaman tiyatrosunun adı bu. Tiyatro'nun etik unsurlarından yoksun, sadece eğlence amaçlı kısa skeçlerden oluşuyor. Program, isminin güzel çağrışımlarından çok uzakta maalesef. İçerisinde çok güzel olacak hareket bulmak zor! Bulmaya zorluyorum kendimi izlerken, bulamıyorum... Sadece bir hareketten bahsedebiliriz ama o da güzel değil! Hele çok güzel, hiç değil! Özellikle meslek liseli profili tam bir facia! Büyük umutlarla hayata geçirilen meslek liselerinin gelmiş olduğu durumu hicveden skeçler en çok beğenilenler oluyor. Bir salon dolusu insan gülme krizine tutuluyor. Neye gülüyoruz, nedir komik olan? İnsan faciaya, afete ya da bir garabete oturup güler mi? Meslek Liseli profili ülkenin, geleceğidir umududur, hayalidir. Hal böyleyken bu figür üzerinden kokuşmuşluğa dikkat çekiyorsanız oturup gülünmez, ağlanır!

Meslek Liseli... Kendisini ilgi ve yeteneklerine göre bir hedefe odaklayıp, yola koyulan kişinin adıdır. Tanıdığım bir uzman doktor var. Bundan kırk sene önce kazandığı meslek lisesi programına kaydını yaptıracakken son anda karar değiştirip düz liseye giden. Bu ülkede bir zamanlar, yüzde birlik puan dilimi ile meslek lisesini tercih eden insanlar vardı. Evet, yanlış duymadınız, yüzde birlik puan dilimiyle.... Şimdi olsa kafayı mı yedin derler! Şu an LGS sınavında dip yapanların, mecburen yöneldikleri okullar durumunda meslek liseleri. Ben yine de Çok Güzel Hareketler Programı' nda meslek lisesi skeci çıktığında zap kumandasına sarılıyor, şu halleri görmek istemiyorum. Gözden ırak olsun. Her sene gelişen, şekil değiştiren eğitim sistemlerimizle meslek liselerinin, tekrar kırk sene önceki favori okullar listesine gireceği günleri bekliyorum.

Dün Uludağ Yolu'nda Sinem Cafe olarak bilinen yere gittik. Burası daha önceden de aşina olduğumuz bir mekan. Vefakar bir çalışanı var. Çoğu zaman tek başına hizmet veren çileli bir kadın. Mürüvvet... Kendisi dışında herkesi mürüvvet sahibi yapmış, mekanın işçisi, patronu, garsonu, aşçısı, temizlikçisi, her şeyi... Yolun üst tarafında kocaman bir bahçesi var. Kiraz, kayısı, çilek, ceviz... Kendin topla kilo elli lira diye bir kampanya yapmış. Kimse oralı olmuyormuş. Kirazlar çok güzel, olgun ve toplanmazsa bozulmak üzere. Kampanyaya rağmen kimse toplamak istemiyor. Bir naylon torba aldım. On dönüm içerisinde toplam on tane kiraz ağacı saydım. Dallar dolu. Herkes alt dalları toplamış. Orta ve üst kısımlar duruyor. Uladağ kirazı. Çok güzel... Napolyon'un rütbeleri bile az gelir. O kadar güzel! Ama toplamak... Tane tane, tek tek... Ziyan etmeden, düşürmeden, incitmeden toplamak... Eğile büküle takıla zar zor bir torbayı doldurdum. Terledim. Vereceğim elli liranın az olduğunu düşünmeye başladım. Piyasada bu kiraz yüz liradan satılıyor. Alın terim, zahmetim, özenle seçimim de katılınca bu kiraz yüz elli lira eder.

Topladığım kirazı kasanın yanına koydum. Giderken bunu da hesaba ekleyelim dedim. Mürüvvet abla tebessümle cevap verdi: Olur mu abi, doldur sen, o senin! Tamam dedim. Ben de kampanyaya katıldım işte! Bunun üzerine Mürüvvet üzerinde biriken çilelerinden birkaç tanesini anlattı: Kilosuna yüz lira diyorum, adam "ne sanki karşı bahçeden toplamıyor musun" diyor. Toplamaya zaman bulamadığım için geçenlerde adam tuttum. O gün de bir kilo satıldı sadece!

O sırada müşteri seçilmiş kirazlardan istedi. İki kiloya yakın gelen kiraz için Mürüvvet yüz lira istedi. Adam da memnun gitti. Ne yaptın dedim. Abi, vermesem çürüyecek dedi.

Hayat böyle işte! Çok Güzel Hareketlerin bir önemi yok! Kimse görmez Mürüvveti! Ama geçen gün yolu kapatan aracın vatandaşlar tarafından kenara çekilmesi görülür. Hatta Yılmaz Erdoğan'ın haberi olsa programına skeç yapar.