Derviş Yunus

Tasavvufi halk edebiyatının anutulmaz siması, şüphesiz ki Yunus Emre’dir. 1240-1320 yılları arasında yaşamış, Taptuk Emre dergahında yetişmiş, ilmi mevhibe yani Allah vergisi bir ilimle donatılmış, gönül adamı, Hak aşığı, kamil bir derviş...
Derviş Yunus, ilmini yetiştiği tekke ve çevresinden almıştır. Herhangi bir medreseden icazeti/siploması yok ama çeviri yapacak kadar Farsça bilmektedir. Oğuz Türkçesini kusursuz kullanmaktadır. Onun için kendisine Tanrı mektebinde okumuş bir irfan eri diyenler de vardır.
Günümüzde de daha çok ilahileriyle tanınır. Herkes en az bir veya bir kaç ilahisini bilir ve adı geçince hemen söyleyiverir.
Bilindiği üzere ilahi, tekke edebiyatında dini, ahlaki, sofiyâne duygular ve heyecanlarla söylenen, ayrıca bestelenip terennüm edilen şiirlerdir.
Yunus Emre, iyi bir tekke eğitiminden geçmiş, kendisini sürekli yenilemiş bir derviştir. Sivrihisar’da doğmuş olmasına rağmen Anadolu’yu baştan başa dolaşmıştır. Kafkaslar’da özellikle Azerbeycan’da etkisi büyük olmuştur.
Balkanlar’da özellikle Bosna’da etkileri bilinmektedir. O zamanlar da gönül coğrafyamıza dahil olan Şam, Halep onun uğrak yerlerindendi. O kadar geniş coğrafyada dolaşırken elbette her dervişten, her âlimden birer nasip alacaktır. Böylelikle ilim halkası ve etki çemberi genişleyecek, tanınırlığı artacaktır.
Onun içindir ki kimisi Türkiye sınırları dışında olmak üzere on beş yerde türbesi veya makamı vardır. Herkes onu ‘Bizim Yunus’ diye anar.
Yunus Emre’nin tasavvuf şairi olduğundan şüphe yoktur. Düşüncesini ve inancını halk diliyle aktarmış bir derviştir. Halkın her kesimi onu anlar. Eğitim düzeyi ne olursa olsun onun şiirlerinden feyz alır.
Anadolu’nun neresinde doğmuş, ne iş görmüş, kimlerle görüşmüş ve nerede ölmüş olursa olsun, Yunus Emre, Türk Dili ile eserler veren tasavvuf edebiyanında ilk büyük şairidir. Yunusi gerek geniş halk kitlelerine seslenen Türkçe söyleyişleri, gerek halk içinde yarattığı derin ve devamlı tesir dolayısıyla bir halk şairidir. Halk onun bunları ancak Allah’ın söyletmesiyle söyleyebileceğine gönülden inanmaktadır.
Yunus’un duygu ve düşünce âlemini hazırlayan kültürün kaynağında İslam imanı vardır. Onu tekke irfanıyla dile getirir, mısralara döker. Bu esnada hep sadelik ve kolaylığı yansıtmıştır şiirlerine. İlahi aşkı terennüm edişine bakınız:
Ne varlığa sevinirim,
Ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum
Bana seni gerek seni.
O, halkın koca âşıkıdır, miskin dervişidir, bilge şairidir. Ama o, kendini hiç yücelerde görmeyen bir gönül eridir.
Acep şu yerde var mola
Şöyle garip bencileyin.
Bağrı başlu gözi yaşlu
Şöyle garip bencileyin.

Bir Garib ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar,
Şöyle garib bencileyin.
Yunus Emre’nin asıl güzel ve büyük eseri, onu ölümsüzleştiren şiirlerinin, ilahilerinin, nutuk ve nefeslerinin toplandığı Divan’dır. Ancak bu divan Yunus Emre’nin bizzat kaleme aldığı bir kitap değildir. Onun şiirlerinin bir araya getirildiği bir divandır. Ancak hepsi Yunus Emre’ye mi aittir. Yoksa diğer Yunus’ların şiirleri de karışmış mıdır?
Bu konu hâla tartışılmaktadır. Araştırmacılar, Yunus Emre şiirlerine Yunus tarzı şiirlerinde karışmış olduğunda şüphe yoktur, diyorlar.
Biz, Yunus Emre’yi tasavvufi halk şairi olarak biliyoruz. Dolayısıyla bütün şiirlerini hece vezniyle yazdığını sanıyoruz. Oysaki Yunus’un 417 şiirinden 138’i aruz, diğerleri hece vezniyle yazılmıştır. Çoğunluğu beyit esasındadır. Fakat ilahi şeklinde okunan şiirleri, genellikle dörtlüktür.
Sarı çiçek ilahisi, Dertli Dolap ilahisi hemen her evde okunan, ezberlenen ilahilerdir. ‘Şol cennetin ırmakları’ önceki dönemlerde ana okullarında okutulur, ezberletilirdi.
Bizim neslimiz Yunus Emre gibi şairlerin şiirleriyle yetişti. Şiiri onda tanıdı, ilahi aşkı ondan öğrendi. Hakikati de, şeriatı da, tarikatı da ondan duydu. Allah’a varmak gaye ise bunda yol kavgası yapılmayacağını onlardan öğrendi. Gidebilen için, Allah’a medrese yoluyla da tekke yoluyla da gidibileceğini onlarda gördü. O dönemdeki tekke - medrese kavgasının yersizliğini böylece kavradı.
Yunus, nefsini öldürecek canının da içinde bir can saklı olduğunu farkeden bir dervişti. Bütün ömür, çaba ve çilenin O’na kavuşmaktan ibaret olduğunu ifade eden bir veli idi. Yunus’tan seçmek çok zor, farkındayım. Ama sizleri onun şu beyitleriyle başbaşa bırakıyorum:
Severim ben seni candan içerü
Yolum vardır bu erkandan içerü

Şeriat, tarikat yoldur varana
Hakikat meyvası ondan içerü

Beni bende demen bende değilim
Bir ben vardır bende benden içerü

Süleyman kuş dilin bilür dediler
Süleyman var Süleyman’dan içerü

Senin aşkın beni benden alupdur
Ne şirin derd bu dermandan içerü

Miskin Yunus gözü tuş oldu sana
Kapunda bir kuldur senden içerü.