Ne tahsil, ne terbiye... Yetmez bunlar, illâ edep, illâ edep!
Büyüklerimizden böyle duyardıkç Öncelik edepteydi. Diploma, makam, mevki, şöhret, para kişiyi adam etmeye yetmiyor. İşin başı edepte...
Edep; bir toplumda örf, âdet ve kural halini almış iyi tutum ve davranışlardır.
Edep; terbiye, güzel ahlak, iyi davranış, incelik, kibarlık ve nazikliktir.
Edep erkan; uyulması gereken yol, usul ve âdap bilmek, terbiyeli hareket etmek, yol yordam bilmektir.
Şair öyle demiş:
Edep bir tâc imiş nûr-i Hûda’dan,
Giy ol tâcı emin ol her beladan.
Mevlana diyor ki: ‘İnsanoğlu ile hayvan arasındaki fark edeptir. Eğer insanoğlunun edepten nasibi yoksa insan değildir.’
Hasan el-Basri de edepsizi şöyle anlatır;
‘Edebi olmayanın ilmi, sabrı olmayanın dini, iffeti ve korkusu olmayanın Hakk’a bağlılığı yoktur.’
Onun içindir ki atalarımız, ‘Edepsizden ırzını satın al, koru’ demişlerdir.
İlim irfan ehli; eğitilmeseydi insan, insan olmazdı demişlerdir. Aristo ise ‘fazilete yol vermeyen bir eğitim, boş bir çaba ve aldatmacadır.’ diyor.
Hz. Peygamber (sav) ‘Beni Rabbim terbiye etti. Ne güzel terbiye etti. buyurmuştur. Onun edebi, terbiyesi ve ahlâkı bütün ümmete örnektir.
Bizler, kendimize bakmak durumundayız. Onun edebinden ve ahlâkından daha çok nasipdar olma çabasında olmalıyız.
Hz. Muhammed (sav) edebin temel ilkesinin dili korumaktan geçtiğine işaret eder: ‘İnsanların hatalarının çoğu dilindendir.’ buyurur.
Derviş Gaybi Sun’ullah, edebi şöyle dile getirir:
‘Edebdir. tâc-ı Rabbani
Komazlar he başa ânı
Olagöz Gaybi ruhani
Edeb gözle, edep gözle.’
Kaygusuz Abdal da şunları söyler:
‘Edep gerekir kula
Ta işi temiz ola.
Edepsiz girme yola
Var edep öğren edep.’
Edeb tanımayan kişilere edepsiz dendiğini bilmeyen yoktur. Hz. Lokman’a sormuşlar:
‘Edebi kimden öğrendin?’
‘Edepsizden’ cevabını vermiş. Onların yaptıklarını yapmaktan sakınarak edepsizlikten korunduğunu söyler.
Mevlana’da ‘Tesadüf etmeseydik şayet edepsizlere, utanmak hissini kim verirdi bizlere? diyor.
İmam Buhari de; ‘Eğer utanmazsan istediğini yap’ diye aynı konuya işaret ediyor.
Her şeyde bie edep gerek. Her işin ve her mekanın bir adabı vardır. Sohbetin, karşısındakine hitabın, sofranın düğün ve davetin, zikir ve çilenin, kabir ve türbe ziyaretinin de bir adabı vardır. Hatta devlet adamları için Edebü’l-Kâdi, Edebü’l-Mülük, Edebü’s Siyase... gibi kitaplar yazılmıştır.
Bir şair, edepsizi şöyle anlatır:
‘Bir yol bulur kendine, dere tepe düz gider.
Nice yüzlere bakıp, o yine yüzsüz gider.
Bir insanki umutmuş utanıp sıkılmayı;
Sığır gelmiş dünyaya, dünyadan öküz gider’
Tahsil ve terbiyenin edeple ilgisi büyüktür. Ancak herkes tahsille terbiyeden nasibini alamamış olabilir. Onun için M. Akif Ersoy şöyle der:
‘Ne ibret! Yok mu bir bilsen kızarmak bilmeyen çehren.
Bırak tahsili evladım, sen ilkin bir haya öğren.’
Ziya Paşa da aynı görüştedir.
‘Tahsil cehaleti alır.
Eşeklik baki kalır’
Necip Fazıl’da aynı görüştedir.
‘Kişide olmayınca hâyâ ile edep
Okusa âlim olsa yine merkep yine merkep’
Onun içindir ki eski âlimler, mevkiye, makama, tahsile bakmazlardı. İnsanı değerlendirirken ‘İllâ edep, illa edep’ derlerdi.
Onun için tekkelerde her yerde göze ilişecek şekilde, müritlere levhalar halinde yazılı olarak hatırlatılırdı. ‘Edep Yâ Hû’ Her şeyden önce edepli olmaları istenirdi.