Karı koca, üst kademede bir birimde çalışıyor ve lüks bir apartman dairesinde oturuyorlardı. Maddi durumları iyiydi. Tek kız çocukları vardı. Üzerine fazlasıyla düşüyor, çocuklarının arkadaş çevresini de kendileri gibi üst tabaka ailelerin çocuklarından seçmesine özen gösteriyorlardı. Hatta bunun için, yıllarca aynı bahçeyi paylaşmalarına rağmen kapıcının çocuğuyla bir defa bile oynamasına müsaade etmemişlerdi.
Geç kaldığı için o sabah çocukları kahvaltı yapmadan okula gitmişti. Annesinin eline tutuşturduğu sandviç ekmeğini ayakkabılıkta bırakmış, aynı zamanda yanına para almayı da unutmuştu. Bunu fark eden annesi, işe geç kalacağı için sandviçi alıp hemen kapıcının ziline bastı. Kapıcının hanımına durumu anlatıp bu sandviçi okula götürüp çocuğuna vermesini istedi. Kapıcının eşi,
"- Ama hanımefendi, ben kızınızı tanımıyorum ki." deyince,
"- Okula git, teneffüsü bekle. Kolayca tanırsın. Kapıdan çıkanlar arasında en güzel kıza ver. O benim kızımdır." dedi.
Kapıcının eşi okula gitti. Sandviç ekmeği elinde teneffüsü beklemeye başladı. Zil çalıp çocuklar dışarı çıkarken en güzel kız çocuğunu aramaya koyuldu. "Herhâlde şu olmalı…" derken kendi kızını görünce, elindeki sandviç ekmeğini götürüp ona verdi.
Akşam eve gelip çocuğuna sandviç ekmeğinin ulaşmadığını öğrenince sinirle kapıcının hanımının ziline bastı. Neden götürmediğini sordu. Kapıcının eşi şöyle dedi:
"- Hanımefendi, ben sandviç ekmeğini götürdüm. Siz 'en güzel kız çocuğuna verin' dediniz. Ben de teneffüste en güzel kız çocuğunu aramaya başladım. Herhâlde sizin kızınız şu olmalı derken kendi kızımı görünce gözüme en güzel o göründü, dolayısıyla sandviç ekmeğini çocuğuma verdim. Benim bir suçum yok."
Tabii bu arada hanımefendi de gerekli dersi alır.
Vesselam… "Kuzguna yavrusu (anka) görünür." misali; her çocuk kişiye göre değil, annesine, babasına ve ailesine göre özeldir, en güzeldir. Bu noktada arşivinde epey örnek bulunan biri olarak, özellikle okulların açılacağı, öğretmenlerin seçileceği, sınıfların oluşacağı günlerde bu öykünün çok yerinde olduğunu düşünüyorum. Bazen en tatlı meyveler çöplükte biter. Bir zamanlar babasına, "Bu sümüklüden bir şey olmaz." denilen çocuk, şu anda Ankara Tıp Fakültesinde okuyor…
Yeter ki o meyve ağaçlarının bakımını usulüne uygun yapalım. 30-40 sene önceki hatıralarıma dayanarak söylüyorum: Bilinçli ilgisizlik vebaldir… Ne dersiniz efendim? Haksızsam lütfen söyleyin. Kızmam.
TAVSİYE: 50 yıllık birikimimle hazırladığım ve içinde 660 farklı nükteli nasihat barındıran Mahirane Söylemler, Susamak, Depremle Yaşamak, Kazalar Geliyorum Demez, Hayallerin Peşinde-1, Bir Ömrün Sessiz Notları isimli kitaplarımı okumanızı ve evlatlarınıza da okutturmanızı gönülden tavsiye ederim. Bu eserleri, 536 568 11 41 numaralı telefondan bana ulaşarak (her biri 250 TL) imzalı olarak temin edebilirsiniz.