ESAS DURUŞ!

Ne yazsam ki onun için? Kuşa, ağaca, ona, buna yazdım hep! Bu nasıl yazılır ki! Nasıl derim ki İhsan ölmüş!
Hayatımda tanıdığım en naif, en ağırbaşlı, en mülâyim insanlardandı. İyi huylu, uysal ve bir o kadar zekiydi. Mükemmel bir çocukluk ve oyun arkadaşıydı. Mahalledeki takım eşleşmelerinde herkesin paylaşamadığı bir karakterdi. Onunla sorun çıkmazdı. Hep pozitifti. Çok mücadeleci olmasına rağmen hiç hırçınlık yansıtmazdı. Bu anlamda otokontrolünü çocuk yaşlarda muhafaza edip geliştiren nadir bir arkadaştı. Kendisine mahsus tek problemi oyunlarda çok fazla yere düşmesiydi. Ancak yine de en şiddetli düşüşünde bile hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalkar, ağlayıp zırlamazdı. Biz, onun bu dayanaklılığına şaşırırdık.
Çok planlı ve disiplinliydi İhsan. Akşam ezanı okunmadan önce evindeydi. Bizim annelerimiz gibi pencereden İhsan gel artık diye bağırmazdı. O ne yapacağını bilen erkenden büyümüş bir çocuktu. Oyunun hakkını verir ama sorumluluklarını da hiç göz ardı etmezdi.
Maalesef arkadaşlığımız uzun sürmedi. İlk ayrılışımız ortaokul dönemi Samsun Anadolu Lisesi' ne gidişiyle başladı. Sonra çok az gördük onu. Çocukluk iyiydi güzeldi de, yerinde durmuyordu ki! Büyüdükçe, insanın başına büyük düşünceler geliyor! Ailesi onu bizden daha çok düşünüyor tabi! Onun istikbalini, geleceğini onlardan daha iyi düşünmemiz mümkün değildi! İyi bir mahalle arkadaşı bulmak da zor ama hayat bundan ibaret değildi. Eninde sonunda bu ayrılık gerçekleşecekti. İhsan gidecek, yerine Ahmet, Mehmet gelecekti…
O zamanlar, birçok akıllının tercihine mazhar olmuş olan mesleğe, askerliğe doğru sürüklendiğini bilmiyorduk. Duyunca şaşırdık! İhsan ve askerlik! Yerli yersiz, pat küt yere düşen çocuk! O zor arazi şartlarında nasıl ayakta kalacaktı ki? Bunu nasıl yapacaktı ve nasıl olurdu ki? Tek kestirebildiğim şey düşse de kesinlikle ağlamayacağıydı! Onu ağlarken hiç görmedim.
Komutan olmuş İhsan. Anadolu'nun farklı illerinde görevlerde bulunmuş. Terörün cirit attığı topraklarda, terörist peşinde! O naif, ağırbaşlı, mülâyim çocuk, memleketin dirliğine düzenine göz dikmiş alçaklara karşı! Bu çapraşık düşünceler içerisinde ve büyük de bir merak içerisinde yıllar geçti. Ben onun için sadece dua edebiliyordum ve bu, onun en ihtiyacı olan şeydi.
Yıllar sonra bir araya geldik. Emekli olmuştu. Eşi ve çocuğuyla tanıştık, onları ağırladık. Zaman içerisinde aldığı yaraların izlerini yüzünde, vücudunda görmek mümkündü. Yorulmuştu; Saklayamadığı tek şey buydu. Konuşması, üslubu, ağırbaşlılığı, mülâyimliği aynı duruyordu. Çok fazla bir şey sormadım. Alacağım cevaplardan, duyacağım hikâyeden korktuğumdan belki! Güzel, keyifli bir akşam geçirdik. Konuştuğumuz konular eski mahallemiz ve oradaki yaşantılarımız oldu. Unuttuğum birçok yaşantıyı da o hatırlattı.
Pazartesi annem aradı. Hıçkırıklar içinde, İhsan ölmüş dedi. Yirmi dakika sonra cenaze için cami avlusundaydım. Sonra İhsan'ı gördüm. Yere düşmüştü yine! Kalkar şimdi dedim! Yok… Bir manga asker ona eşlik ediyordu.
- Esas Duruş!
Cenaze namazı sonrası asker komutu ile omuzlara alındı. Avluda bekleyen diğer cenazeler ve herkes onun omuzlarda gidişini izliyordu. Onun gözü bizdeydi! Mahalleden beş arkadaşı oradaydı. Nazım, Murat, Bülent, Muzaffer, ben… Çağırsa o an, ceplerimizden bilyeleri çıkarıp oynamaya hazırlardık
İhsan yıllar önce yaptığı gibi yine sorgusuz sualsiz gidiyordu! Güle güle arkadaşım. Bizim bir hakkımız yok ama yine de adet yerini bulsun diye söyleyeyim: "Helâl olsun!"