EVLENSEN DE PİŞMAN OLURSUN EVLENMESEN DE!

Toplumsal düzenin ve sağlamlığın en önemli yapı taşlarından birisi olan aile kavramının resmi karşılığını kanıtlaması evlilik kurumu sayesinde gerçekleşmektedir. Son yıllarda artan boşanma oranlarına rağmen evlilik kurumuna olan talebin de halen devam ettiği bilinen bir gerçektir. Bu noktada evlilik kurumunun çatışmalara ev sahipliği yapmasıyla birlikte ihtişamlı bir çekiciliği olduğunu da söylemek yanlış olmayacaktır. Özellikle günümüz saadetini büyük bir açlıkla arzulayan bekarların evlenmek istediği, evlilerin de boşanmanın yörüngesindeki uydulardan çekim sağladığı bu çağda akıllara evlenenlerin mi evlenmeyenlerin mi pişman olduğu sorusu gelmektedir. Bu kompleks ve düşündürücü soruyu ünlü düşünür Sokrates’in mizahıyla açıklamak gerekirse; evlensen de pişman olursun evlenmesen de! Ancak bu pişmanlığın erken teşhisi de en az pişmanlığın kendi varlığı kadar büyük bir ehemmiyet arz etmektedir. Pekala, bu noktada erken teşhis nasıl anlaşılacaktır?
Tıpkı toplumsal refah gibi bir ailenin refahı da karşılıklı uyum ve anlayıştan geçmektedir. Özellikle bireyler kendilerine bir hayat arkadaşı seçerken psikolojik, biyolojik ve sosyal anlamda kendiriyle en çok uyumu gösteren kişileri seçmeleri yapacakları evlilikteki uyum oranını artıracaktır. Evlilik uyumu, özellikle evliliğin ilk yıllarında keşfedilen ve keşfedilirken de en çok hasara maruz kalan durumdur. Evlilik uyumunun aldığı hasar evlilik dengesinin bulunmasında etkin rol oynamaktadır. Evliliğin içerisindeki dengeyi oluşturmak deneme-yanılma yöntemi gibi ilkel ama oldukça etkili bir yoldan geçmektedir. Ancak bu yol çiftleri her zaman cennet bahçelerine götürmemektedir. Kurt Lewin her ne kadar en etkili yolun pratikten geçtiğini savunsa da evli çiftlerin deneme-yanılma yönteminden galip çıkması oldukça düşük bir ihtimali oluşturmaktadır. Çünkü pratiğe bırakılan bu yöntem evli çiftlerin sıklıkla çatışma yaşamasına sebep olmaktadır.
Evlilik çatışması her evlilikte olduğu kadar her evliliğin kendi içerisinde biriciktir. Çünkü bu çatışmaların deseni evli bireylerin ailelerinden izler taşımaktadır. İşte, bu bağlamda evlenenlerin de evlenmeyenlerin de sahip olmaktan kaçamadığı o pişmanlık hissinin erken teşhisi, evlenilecek kişinin köken ailesine uzun ve derin bir ziyaret yapmaktan geçmektedir. Ziyaretin kısası makbul olsa da bu ziyareti olabildiğince uzun tutmak bireylerin yapacakları evliliklerdeki çatışma örüntüsünü ön görmesine zemin hazırlayacaktır. Bu mecazi ziyaret, bireylerin evlenecekleri partnerlerinin hayatlarında şahit oldukları en yakın ve en uzun evlilikten öğrendiklerini görmelerine yardımcı olacaktır. Çünkü bir bireyin şahit olduğu en uzun soluklu ve en yakın mesafeli evlilik ilişkisi o kişinin anne ve babasının evliliği olmaktadır. Çocukluktan itibaren öğrenilen diğer tüm davranış biçimleri gibi evlilik içerisindeki davranışları da birey köken ailesinden almaktadır. Bu durumda bireylerin evlenecekleri insanların ailelerine daha dikkatli bir inceleme yapmaları gerekmektedir. Kendi evlilik çatışmasını yaşamadan görmek isteyen birisinin evleneceği kişinin anne ve babasının evliliğindeki tartışmalara, odaklanması ayna görevi görecektir. Çünkü bireyler neredeyse ezbere bildikleri bir evliliğin yansımalarını mutlak surette kendi evliliklerine de aktaracaklardır.
Dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta da evlilik çatışmalarının beraberinde bireylerde bıraktığı etkidir. Eğer kişi evlenmeden önce ileride hangi hastalık ve rahatsızlıklarla mücadele edeceğini merak ediyorsa tekrardan partnerinin anne ve babasının sahip olduğu hastalık ve rahatsızlıklara bakması fayda sağlayacaktır. Bu her durum için geçerli olmamakla birlikte bireyin yapacağı evlilik için büyük bir ipucu sağlayacaktır. Çünkü evlilik çatışmaları sıklıkla yeme bozuklukları, depresyon ve anksiyete gibi rahatsızlıkları da çağırmaktadır. Bunlarla bağlantılı olarak fizyolojik hastalıklar da kişilerin hayatlarını zorlaştırabilmektedir. Örneğin evliliğiindeki çatışmalardan dolayı depresyon tanısı almış bir erkek alkol tüketimini artırarak karaciğer hastalığından da muzdarip olabilmektedir. Bunun gibi birçok örnek çoğaltılarak durumun netleşmesi sağlanabilir ancak özetlemek gerekirse evlilikteki pişmanlıkları en aza indirgemek bireylerin partnerlerinin köken ailelerinden geçmektedir.
Sonuç olarak; evlenmeyi düşünen erişkin bireylerin sağlıklı bir evlilik hayatı yaşamaları için sağlıklı bir tartışma süreci geçireceklerini düşündükleri kişileri tercih etmeleri büyük fayda sağlayacaktır. İlişkideki pürüzlerin konuşulması, kavranması, anlaşılması ve çözüme kavuşturulması her iki tarafından da süzgecinden geçerek gerçekleşmektedir. Bu süzgeç işlemi ne kadar sağlıklı olursa evliliğin dinamiği de o kadar sağlam olacaktır. Evlilik çatışmalarının sağlıklı bir iletişimle yürütülmesinde bu süzgecin önemi büyüktür. Bireylerin köken ailelerinden genetik bir aktarımmışçasına gelen bu süzgeçler evlilikteki çatışmaların seyrini belirlemektedir. Bu noktada; evlenilecek kişinin süzgeci köken ailenin süzgecinin bir minyatürüdür. Aslını aratmayan bu minyatür size evliliğinizin geleceği hakkında çok şey söylecektir. Lütfen kulak vermeyi unutmayın…