GÖRENEDİR GÖRENE …

Ramazan ayı içerisindeyiz. Geçen hafta başlayan ABD-İsrail bloğuyla İran’ın savaşı sürüyor. Garip bir mücadele. Burnumuzun dibinde; ibretle ve hayretle izliyoruz. Üzgünüz elbette.
Çok şükür bizim baktığımız pencereden gördüklerimizde camiler dopdolu, sokaklar canlı, yiyecek-içecek gani, semt pazarlarından özellikle bayan müşteriler yığın yığın evlerine sebze-meyve taşıyorlar.
Kimse aç, açıkta değil. İmkânları ölçüsünde hayatını sürdürüyor.
Varsa böyle olanlar fitre ve zekât vereceklerin mercekleri altında. Kamu ve sivil yardım kuruluşları, ihtiyaç sahiplerine ulaşmak için kapı kapı dolaşıyorlar.
İtiraz varsa bu satırlara “görenedir görene, köre nedir köre ne” deyip geçin.
Peki insan, nasıl ihtiyaç sahibi olur?
Değişik nedenlerle çalışacak adamı yoktur; zaten geçmişten gelen gelir düzeyi zayıftır. Bu bir.
İki, durumu iyi iken bir şekilde ekonomik kriz yaşamış ve zor duruma düşmüştür.
Ancak “onun var, benim niye yok”tan kaynaklanan ve “ayağını yorganına göre uzatmak” gibi bir atasözünü inadına tanımayanların ihtiyaç sahipliği tartışılır.
İçki ve kumar ile arkadaş/dost/akraba yüzünden iflas bayrağı çekenlerin ihtiyaç sahipliği hepten tartışılır.
Niye fakirlik/fakirler var, neden kötülük/kötüler var?
Bu hayatın bir gerçeği. Kâinatta her şey zıddıyla kaimdir.
Kadın varsa erkek, fakir varsa zengin, çıkış varsa iniş, kötülük varsa iyilik, şer varsa hayır, zorluk varsa kolaylık… hayat varsa ölüm kaçınılmaz bir hakikat.
İnsan yaşamını bulunduğu pozisyonu daha iyi nasıl yapabilirim çabasıyla sürdürecek. Görev ve sorumluluklarını bilecek ve yerine getirecek.
Ne yazık ki modern yaşam, bireye istekleri ihtiyaç gibi yutturdu; reklamlar ve kredi kartları devreye girdi, kişi de kısıtlı kaynaklarla sınırsız ihtiyaçları karşılamaya kalkınca olanlar oldu.
Gelir-gider dengesini kuramayanların yersiz sızlanmalarını duyuyoruz.
Mesela, faiz ve kredi kartı bataklığına saplananlar, bu dengeye riayet etmeme yüzünden orada değil midirler?
Hayatın içinde bol miktarda örnekler mevcut.
Yazının burasında “ayağını yorganına göre uzat” atasözünün anlamına ve mesajına bir göz atalım:
Genel olarak kişinin kazandığından çok hele hele gereksiz yere harcaması sonucu büyük bir çaresizlik içerisine düşebileceği anlatılmaktadır. Bu durum zillet ve keder getirir. Mutlaka harcamalar gelire göre belirlenmeli ve fazla aşılmamalıdır.
Kişi gider ve gelirlerini unutmamalıdır. Buna göre dengeli davranmalı ve bütçesine dikkat etmelidir.
Özetle gelirine, maddi durumuna göre hareket et. Harcamalarını gelirine göre ayarla uyarısı yapılmaktadır.
Yine yazının burasında “kâinatta her şey zıddıyla kaimdir” cümlesi üzerinde durmak isterim.
Enteresandır; insan beyni, zıddı olmayan şeyi kavrayamazmış. Farkında değiliz belki ama tanımlama ve kıymet biçmede zıtlara muhtacız. Beyaz, siyahtan dolayı beyazdır. İyiliğin değeri kötülük karşısında anlaşılır.
Mevlana’ya kulak verelim:
“Ey insan, dünyadan birbirine zıt iki ses gelir.
Acaba senin gönül kulağın hangisini almaya kabiliyetli?
O seslerden biri Allah’a yaklaşanların, diğeri ise aldananların hâlidir.
Bu seslerden birini kabul ettin mi, öbürünü duymazsın bile!
Çünkü seven bir kimse, sevdiğinin zıddı olan şeylere karşı âdeta kör ve sağır kesilir.”(https://www.vavtv.com.tr/vavradyo/haberler/2017/09/25)
**
Ah eski Ramazanlar dediğimizde kişilere göre özlemini duyduğu şeyler farklıdır ama en çok da saygı için ah-vah ediyoruz sanki.
Gayrı Müslimleri bile saygıda kusur etmeyen bir geçmişten, Ramazan’da sigarayı oruçlunun yüzüne/gözüne üfleyen günümüz sözde Müslüman genç ya da er kişileriyle karşı karşıyayız.
Olsun, işte bunlar, eşyada zıtlık meselesini hatırlatıyor.
Oruç tutmayanlar, tutanları görünce dikkat çekiyor.
Keza oruç tutup ahlakı kötü olanlar, tutup da ahlakı güzel olanları görünce dikkat çekiyor.
Müslüman, inandığı Yüce Varlık emretti diye Ramazanda oruç tutar. Ki bin bir sıkıntının sökün ettiği, kimsenin kimseyi tanımadığı, herkesin kendi derdine düştüğü mahşerde, orucun kendisine izni ilahi ile şefaatçi olacağını bilir. Kaygısı ahirettir. Dünyevî iş ve zevkler peşine takılarak bu kısa günlerde oruç tutmayanlara sadece acınır.
Bu mânâda Lokman Hekim'in şu sözü ne kadar manidardır:
“Âhiretin için dünyanı fedâ et, her ikisini de kazanırsın. Dünya için âhiretini fedâ etme, her ikisini de kaybedersin.”
Vesselam…