İlk kez dersine gireceğim öğrenciler beni hep heyecanlandırmıştır. Sanata, müziğe, hayata dair oluşturacakları çerçevede etkili bir rol üstlenmek hem büyük bir sorumluluk hem de müthiş bir haz veriyor insana. Sanat ve müzik deyip geçmeyin! Çok önemli bir mevzu bu… Bir insanı asıl kaidesine oturtan, hayattaki duruşu sağlamlaştıran, çevresine ışık saçan, güzel ve iyi insan buralardan geçiyor. İnsanı toplumda parlatacak nitelik ve davranışlar burada filizlenme imkânı buluyor. Yaratılışta kendisine verilip, zaman içerisinde çevresel faktörlerin etkisiyle unuttuğu davranışlar, incelik, hassaslık, zariflik, nezaketlilik, hoşgörülülük, insancıllık gibi yüce erdemler burada su üstüne çıkıyor. Sanat adeta insanın tüm pasını kirini alan, budaklarını, çamurunu seyrelten bir görev üstleniyor.
İlk derste onlara ilk sözüm "siz çok önemli ve değerlisiniz" oluyor. Sonra bir sınıf dolusu öğrenci hiç hazırlıksız pat diye böyle bir cümle kuran hocaya merakla bakıyorlar… Daha onlar nedenini sormadan devam ediyorum; Onlara, dünyaya gelmiş, aklını en üst seviyede kullanabilen canlı türü olduklarını hatırlatıyorum. Devamında bu sahip olduğumuz seviyenin de bir diyetinin olacağından bahsediyorum. Diğer canlılarla ortak geliştirdiğimiz, yeme, içme, barınma, korunma yeteneklerimizin ötesinde işler yapmamız gerektiğini vurguluyorum. Kısacası hayvanlarla aramızda bir fark olması gerektiğini, onların yaptıkları ile sınırlı kalmamız durumunda ise bize verilen üst düzey kabiliyetlerin hesabını veremeyeceğimizden bahsediyorum. Bu sözlerim üzerine parmaklar havaya kalkmaya ve tek tek artı kabiliyetler ortaya çıkmaya başlıyor: Ben piyano çalıyorum, ortaokulda korodaydım, resim yarışmasında birinci oldum, voleybol oynuyorum, güreşte madalya aldım… Konuştuklarım anlaşılmaya başlıyor nihayet, seviniyorum.
Sizler bu toplumun yapı taşlarısınız. Her biriniz aynı ölçüde değerlisiniz. Oluşturacağınız yapının gücü, kuvveti, etkisi tamamen iyi gelişmenize ve olgunlaşmanıza bağlı. İçinizden birisinin bu yolda göstereceği zafiyet tüm yapıyı olumsuz yönde etkiler. İşte bu yüzden hepiniz güzel ve sağlam adımlar atmak zorundasınız. Hepiniz birbirinizden sorumlusunuz. Dolayısıyla da birinizin hatası hepinizi ilgilendirmekte. En azından biz dersimizde bunu göz önünde tutacağız. Her arkadaşımızın sanat konusunda dağarcığına katacağı bilgiler, kendimize, ailemize, şehrimize, ülkemize güzel bakmamızı, güzel görmemizi ve güzel anlamamızı sağlayacak. Adımlarımızı bu dediklerime gönülden inanarak atalım. Hedefimiz belirgin olursa ona ulaşmak da kolaylaşır. Yollarında huzurla yürüyen, trafik kurallarına uyan, hoşgörülü ve iyimser olan, mesleğini sevip iyi icra eden, çalışkan ve azimli insanların oluşturduğu bir toplumun yapı taşlarından birisi olduğumuzu aklımızdan hiç çıkarmayalım.
Şimdi bazılarınız diyecek ki: "Hocam bizde yetenek yoksa ne yapacağız, bu dersi nasıl götüreceğiz?"
Sevgili çocuklar, unutmayınız ki sanatı icra etmek herkese nasip olacak bir durum değildir ama iyi bir tüketici olmak hepimizin elindedir… Üretici ve tüketici birbirini tamamlayan unsurlardır. Gelişmiş toplumları dünyada kategorize eden şey ise sözünü ettiğimiz üretici ve tüketicilerin niteliği ile doğru orantılıdır. Bir fırçayı elimize alıp resim çizemesek de Picasso'yu ve onun Guernica tablosunu tanımak, bir enstrüman çalamasak da Beethoven'in Beşinci Senfonisi'ni daha ilk vuruşundan bilmek… İbrahim Çallı, Âşık Veysel, Alaeddin Yavaşça, Dali, Van Gogh, Neşet Ertaş, Bünyamin Balamir gibi isimler geçtiğinde, onların kim olduklarını, hikâyelerini ve sanat düzlemindeki yerlerini görmek… Değer kavramının insan zihninde sağlıklı bir zemine oturmasında sanat ve sanatçı tanımlarının iyi anlaşılması ihtiyacı vardır. Nitelikli sanat ve bilinçli tüketici işte tam da burada yerini alır. Bu yolda kafa yoran, merak edip araştıran insan gerçek sanat eserine ve sanatçıya da kolayca ulaşır.
Önce sanatın uzun ve zahmetli bir yolculuk olduğunu bileceğiz. Kendimiz yapamasak da bu yola çıkanlara saygı duyacak ve destekleyeceğiz. Konserlere, sergilere katılacak, onları onurlandıracağız. İyi, güzel, sağlıklı ve sağlam bir toplum oluşturmaya ve doğuştan herkese verildiği halde zaman içerisinde unuttuğumuz hasletlerimizi bize tekrar kazandırmaya çalışan bu insanların, hiç olmazsa yanında duracağız. Bu bizim vatandaşlık görevimiz olduğu kadar aynı zamanda insanlık borcumuzdur.
Güzel Sanatlar Lisesi'nde çalıştığım yıllardı… Mayıs'ın sonları ve herkes dışarıda top oynuyordu. Ben resim sınıflarını geziyordum. Bir öğrenci elinde ufacık kurşun kalem, kendinden geçmiş, hummalı bir şekilde kâğıda bir şeyler çiziyordu. Uzaktan bir süre izledim. Yanına gittim. Resim çizmiyor, adeta boğuşuyordu. Silinti ve kazıntılardan kâğıt kullanılamaz hale gelmişti. Zaten kalem de bu mücadeleye dayanamayıp son nefesini vermek üzereydi. Ne yapıyorsun dedim. Cevap vermedi. Kafasını kaldırıp bu adam da kim bile demedi. Nice sonra öğretmen olduğumu anlayınca özür diledi, fark etmediğini söyledi. Kalemin bitmiş dedim. İdare eder dedi. Bir yandan çizmeye devam etti. Onu biraz olsun işinden uzaklaştırmaya çalışıyordum. Neden kara kalem, resimde renk olmaz mı dedim. Desen oturmazsa renge ne gerek var dedi! Karşımda dersini iyi çalışan bir öğrenci olduğunu göremedim. Ertesi gün ona bir düzine resim kalemi getirdim. Çok sevindi. Sonraları sık sık onu izlemeye gittim. Öğretmenleriyle konuştum. Onu çok beğeniyorlarmış. İyi bir öğrenciymiş. Şaşırmadım. Böylesi insanlar, bir tabloya bakar gibi izlenir! Sanatın izini sürmeye çalışan, ucundan tutmaya gayret eden… Onu o atölyede, kâğıdının, fırçasının, boyalarının yanı başında görmek… İşte öğretmenin en güzel tablosu tam da budur!