İnternet Çocukları

Anne çalışıyor, baba çalışıyor. Çocuk ise okulda. Akşam bir araya gelince şaka eğlence, sohbet, muhabbet kırıla.... Öyle sanarsınız, değil mi? Durum hiç de öyle değil. Anne çıkarıp kürkünü asıyor. Oturup internetini açıyor. Gelen mesajları kontrol ediyor; Sosyal medyada epeyce dolaşıyor. Babadan da gelişinden belli ki çık yorulmuş. Çeketini bir köşeye asıyor, eve şöyle bir göz atıyor. O da telefonunu açıp sosyal medyaya dalıyor. O da telefonunu açıp sosyal medyaya dalıyor. Ulusal konular, dünya olayları, magazin, asayiş derken nerdeyse yatma vakti gelmiş.
Sahi bir de çocuk vardı. Acaba nerede, ne yapıyor? Başlarını telefondan kaldırdıklarında çocuklarının da internete veya oyunlara daldığını farkediyorlar. Ama memnunlar; zira onlara sorun çıkartmadan kendi kendisini oyalayabiliyorlar.
Evde üç kişi var ama kimse yok gibi. Işıklar da yanmasa ‘evde yokuz’ dense inanılacak vaziyet. Sözde bu evde bir aile kalıyor. Ama aile değil de birbirini pek de tanımayan üç kişi yaşıyor.
Anne-baba eve geldiklerinde bir selâmlaşma, hal hatır sorma olmaz mı? Günün nasıl geçtiğine dair bir sohbet, dertleşme olmaz mı? Çocuğuna sarılıp sevgi ve şefkatle yakınlaşma olmaz mı? Dersten, öğretmeninden, arkadaşlarından hiç söz edilmez mi? Gün içinde dikkatini çeken onu çok üzen veya sevindiren şeylerden söz edilmez mi? Velhasıl çocuğun dertleriyle dertlenmeyi ön plana almak gerekmez mi?
O yaşlarda çocuğun anne babasına sarılmaya ihtiyacı vardır. Başını göğsüne yaslanmaya ihtiyacı vardır. Ondan sevgi ve şefkat dolu sözler duymaya ihtiyacı vardır. Anne-baba, çocuğunu sevmiyor mu yoksa dedirtecek kadar soğuk ve ilgisiz davranmak çocuğu içe kapanık hale getirir.
Bazı ailelerde görüyorum; anne-baba çalışıyor. Akşama kadar yoruluyor. İş hayatının sitresiyle eve dönerken en pahale bir çikolata alıp geliyor. Çocuk, işin farkında. Çikolatayı alıp odasına gidiyor. Dalıyor dijital dünyaya, yemek bile aklına gelmiyor. Sofraya çağırıldığı zaman ‘ben tokum’ diyor.
Sorarsanız anne-babasına, ebeveyn olarak görevimizi yaptık, yapıyoruz derler; Öyleya...Çocuğun kılık kıyafeti iyi, beslenme çantası dolu, cep harçlığı da var. Zaten kitap, defter, kırtasiye ihtiyacı yok. Öyleyse her şeyi olan dört dörtlük bir öğrenci.
Sınıfa giriyor, yalnız. Öğretmen sorarsa cevap veriyor. Yoksa sessiz, sakin bir öğrenci. Teneffüste de yapayalnız. Bu defa akranlarıyla kaynaşamazsa akran zorbalığına maruz kalacak. Bu durumda ne yapmalı? Hiç düşünmemiş ki...
Sınıfta öğretmen, bu konulara hiç girmiyor. Dersini anlatıyor, anlamayan var mı diye usulen soruyor. Bir cesaretli çıkarsa lütfen konuyu bir daha tekrar ediyor. Ödevlerini gösteriyor, çıkıyor.
Öğretmen, öğrencinin sorunlarını araştırmak istemiyor. Önce öğrenci, ardından da veli tepkisinden korkuyor. Veli duyarsa ‘Bizim sorunumuz seni ne ilgilendiriyor? Sen, dersini anlat çık’ diyebilir. Ya da bir hatalı davranışından dolayı öğretmen öğrenciyi uyaracak olsa ertesi gün veli, okula damlayabilir. ‘Benim çocuğuma terbiye vermek sana mı kaldı?’ diyebilir. En ufak fiske vurmuşsa ifade için önce karakola, ardından da mahkemeye çağrılabilir.
Zaten sokakta komşu çocuğunu uyarmak, yanlışını görünce azarlamak büyük suç haline geldi.
Eskiden biz, anne-babamızın, hatta dede ve ninemizin dizinin dibinde, aile büyüklerimizin gözetiminde büyürdük.
Mahallede herkesin üzerimizde söz hakkı vardı. Yanlışımızı görünce uyarmak, gerektiğinde kulağımızı çekmek onların sadece hakkı değil, komşuluk ve dostluk göreviydi.
Ondan sonra en büyük eğitim merkezimiz okullardı. Özellikle ilköğretimde öğretmen, bizim her şeyimizdi. Her derdimizle, her sorunumuzla ilgilenirdi. Orası dört duvardan ibaret bir toplama kampı değil, eğitim yuvasıydı. Öğretmen keyfi uyarmaz, kulak çekmezdi.
Şimdi sistem allak bullak oldu. Öğretmen sınıfta insansı bir robot. Sadece ders anlatıp çıkan mekanik bir varlık. Yönetmelikler, öğretmen ve idarecilerin elini kolunu bağlamış. Etkisiz elemana çevirmiş. Hani derler ya sokaklarda taşları bağlamış, başı boş köpekleri salıvermişler. Eğitim sitemimiz, bir günde bu hale gelmedi. Bunda uzun yılların sorumluluğu ve sorumluları var.
Çocauklar çareyi internette bulmuşlar. Yeni nesili bugün anne-babaları değil dijital medya yetiştiriyor. Buna polisiye tedbirlerle değil pedogojik ilkelerle, toplumun sosyal değerleriyle uyumlu çözümler üretmek ve derhal uygulamaya geçmek gerek.