Devletle terör örgütleri arasındaki en önemli fark, devletin uymak zorunda olduğu kanunlarının, kurallarının olması iken, herhangi bir kamu denetimine ya da ahlaki değere sahip olmayan terör örgütleri ise kuralsız ve tümüyle başına buyruk hareket eden, kuralsızlığın kural olduğu yapılardır.
Mesela bir devlet, işlediği suç ne kadar bağışlanmayacak kadar büyük olsa da suç işleyeni mümkünse canlı olarak yakalamaya çalışır ve yargı önüne çıkartır, yargısız infaz yapmaz, yaparsa bu eleştirilir, kınanır, hatta devletliğine gölge düşürür. Ancak terör örgütünün böyle bir derdi yoktur, kendisine karşı suç işlediğini düşündüğü kişi ya da kişileri bulduğu yerde infaz eder ki, buna örgüt jargonuda "kafasına sıkmak" denir.
Örgüt için öldürmenin belli bir şekli de yoktur, daha doğrusu öldürmenin şeklinde de sınır tanımaz. Mesela, PKK'nın geçmişte gece vakti köyleri basarak, çocuk, kadın demeden içinde kim varsa ateşe vermesi gibi. Şimdilerde "kurucu önder" diye anılan Öcalan'ın üzerine yapışıp kalan "bebek katili" unvanı, 1980'li ve 90'lı yıllarda binlerce masum sivili, hem de Kürt-Türk ayırdetmeden böyle hunharca katletmesinden dolayıdır.
Yine mesela halifelik iddiasındaki DAEŞ, yakaladığı düşmanını canlı yayında boğazını keserek vahşice öldürür, hatta canlı canlı yakar. Bu nedenle biri kendisine özgürlük savaşçısı, diğeri de İslam Devleti adını verse de kamuoyunda PKK da, DAEŞ de terör örgütü olarak bilinir.
Örgütler, kitleler üzerinde dehşet oluşturmak, kalplere korku salmak, insanların direnme iradelerini yok ederek onları teslim almak için akla gelebilecek en barbar yöntemlere başvururmaktan çekinmezler. Ama hiçbir devlet böyle bir şeyi yapmaz, yapsa da bu istisnai bir olay olur, yaptığını örtmeye, gizlemeye çalışır, eylemine hukuki bir kılıf bulma ihtiyacı duyar. Trump'ın Maduro ve karısını gece yarısı yatağından alıp kaçırdıktan sonra mahkeme önüne çıkartması gibi.
Devlet, tutuklulara işkence yapmaz, bazen bir takım sınırı aşan davranışları olsa da, mesela haklarında hüküm kesinleştikten sonra cezaevinde işkenceye devam etmez. Devlet hedef gözeterek çocuk öldürmez, 7 aylık bir bebeği öldürdükten sonra "araç hızla üzerimize geldi biz de ateş etmek zorunda kaldık" diyerek alçakça bir yalan uydurmaz, elinde silah bulunmayan sivil kadınları öldürmeyi aklından geçirmez, sadece kadını değil sivil erkeklere de bunu yapmaz. Devlet hedef gözeterek hastane, sağlık kuruluşu, ambülâns, okul, ekmek fırını bombalamaz, hangi dine ait olursa olsun ibadethanelere saldırmaz, elektrik, su, cadde, sokak gibi insani alt yapıyı hedef almaz, sivil binaları vurmaz.
Adına İsrail denilen ve devlet şeklinde teşkilatlanmış terör şebekesi, yukarıda saydığımız bütün suçları, hatta saymadığımız daha buna benzer yüzlerce, binlerce suçu işledi, işlemeye devam ediyor. Mendil kadar bir kara parçasına sıkıştırıp yıllardır abluka altında nefessiz biraktığı bir halkın üzerine yıllardır ölüm yağdıran, çocuklara bile işkence yapan, cezaevlerinde kadınlara karşı akıl alamaz cinsel suçlar işleyen, çocuk yaştaki erkelere tecavüz eden ve bunları da kameraya alan, at ve eşeklerine kadar canlıları katleden, topraklarını zehirleyerek yaşanmaz hale getiren, BM, AİHM ve UCM dahil hiçbir uluslararası kuruluşu takmayan bir katil sürüsüne hala devlet muamelesi yapanlar, sadece işbirlikçi değil, işlenen soykırımın doğrudan failidirler.
Evet, İsrail, bir devlet değil, kendisini devlet zanneden eli kanlı bir terör şebekesidir. Batının İslam dünyasına yönelik bin yıl devam eden haçlı saldırılarından sonra tam bir yenilgiye uğratılan İslam dünyasının yeniden ayağa kalkmasını önlemek için, ihtiyaç duyulan bir ileri karakol, bir askeri garnizon olarak yine Batı tarafından peydahlanmış gayri meşru piç bir yapıdır İsrail.
O yüzden onu peydahlayan güçler, ilk günden bugüne her türlü silah, cephane, istihbarat desteği vererek bölge halkları üzerinde mutlak bir üstünlük kurmasını sağladılar. Bu destek, tedarik ve tahkimat bugün de hiçbir kesintiye uğramadan bütün hızıyla devam ediyor ve bunu gizleme gereği de duymuyorlar. Başta İngiltere ve Almanya olmak üzere bütün Batı ülkelerinde Gazze için yapılan sivil eylemler acımasızca bastırılıyor ve eylemciler terör destekçisi olmaktan yargılanıyorlar. .
İsrail isimli örgütün zaman zaman Batılı ükelere kafa tutuyor olması, tümüyle Batı tarafından yönetilmediği algısını oluşturarak, bağımsız bir devlet zannedilmesine yol açmaktadır. Oysa bu durum, yasa dışı ahlaksız işlerini mafyaya yaptıranların bir süre sonra o mafyanın esiri olmalarından başka bir şey değildir. Çok fazla beslendiği için azgınlaşan köpeğin, bir gün istediği yerine getirilmediğinde sahibini de ısırmaya kalkışması gibi.
Birlikte o kadar suç işlediler ki, Almanya Başbakanı F. Metz'in deyişiyle İsrail'e kendi adlarına o kadar pis işlerini yaptırdılar ki, bu suç ortaklığı Batılı efendilerini şantaja açık hale getirdi. Kaldı ki, bu şebekenin tarihsel hafızası, kendisine bu pis işleri yaptıran Batı insanı ile ilgili çok da iyi hatıralara sahip değil. Yüzyıllarca başlarına gelen her türlü kötülüğün "bu uğursuz çıfıtlar" olan yahudilerden geldiğine inanarak, bazı ülkelere girişlerinin bile yasaklandığını unutmuş değiller.
Peki, kandan beslenen bu şebekeyi nasıl bir akibet bekleiyor? Bunu da gelecek yazıda ele alalım.