İyilik Yaparken Tükenenler: Merhamet Yorgunluğu

Merhamet, insanı insan yapan en temel duygulardan biridir. Özellikle sağlık çalışanları, öğretmenler ve yardım odaklı meslek grupları için ise ayrılmaz bir parçasıdır. Ancak çoğu zaman gözden kaçan bir gerçek var. Sürekli merhamet göstermek, duygusal olarak tükenmeye de yol açabilir. İşte bu noktada karşımızamerhamet yorgunluğukavramı çıkıyor.
Merhamet yorgunluğu; başkalarının yaşadığı acılara, travmalara ve zorluklara uzun süre maruz kalmanın ardından ortaya çıkan duygusal ve fiziksel tükenmişlik halini ifade eder. Bu durum çoğu zaman çok hassas olmak ya da işe alışamamak şeklinde yanlış yorumlanır. Oysa meselenin dayanıklılık eksikliğiyle ilgisi yoktur.
Merhamet yorgunluğunun en belirgin özelliklerinden biri duygusal tükenmişliktir. Sürekli empati kurmak, karşıdaki kişinin acısını anlamaya çalışmak zamanla kişiyi yorabilir. Bu yorgunluk arttıkça empati kapasitesinde azalma, duyarsızlaşma ya da duygusal uzaklaşma görülebilir. Bir diğer önemli boyut ise ikincil travmadır. Kişi, doğrudan yaşamasa bile başkalarının travmalarına tanıklık ederek benzer belirtiler gösterebilir. Bu durum özellikle travma mağdurlarıyla çalışan meslek gruplarında sıkça görülür.
Yakın zamanda yayımlanan bazı çalışmalar, merhamet yorgunluğunun belirtilerinin travma sonrası stres bozukluğuna benzerlik gösterdiğini ortaya koymaktadır. Aşırı uyarılma hali, sürekli tetikte olma, tahammülsüzlük, zorlayıcı durumlardan kaçınma ve geçmişte yaşanan vakaların zihinde tekrar tekrar canlanması bu belirtiler arasında yer alır. Başlangıçta fark edilmesi zor olan bu süreç, zamanla iş doyumunun azalmasına, hata yapma olasılığının artmasına ve kişisel ilişkilerde geri çekilmeye neden olabilir.
Merhamet yorgunluğu sıklıkla tükenmişlik sendromu ile karıştırılır. Oysa bu iki kavram her ne kadar benzer belirtiler gösterse de kökenleri farklıdır. Tükenmişlik sendromu daha çok aşırı iş yükü, sistemsel sorunlar ve işle ilgili anlam kaybı ile ilişkilidir. Merhamet yorgunluğu ise doğrudan duygusal yükle ve başkalarının acısına sürekli tanıklık etmekle bağlantılıdır. Yani kişi işini sevmeye devam ederken bile merhamet yorgunluğu yaşayabilir.
Bu noktada önemli bir gerçeğin altını çizmek gerekir. Merhamet yorgunluğu kaçınılmaz değildir. Ancak bunun için öncelikle bu kavramın varlığını kabul etmek gerekir. Yardım edenlerin de yardıma ihtiyaç duyabileceği fikri, birçok meslek grubunda konuşulması zor bir konudur. Oysa meslektaşlarla düzenli destek toplantıları yapmak, zor vakaları paylaşmak, profesyonel destek gruplarına katılmak ve güvenli konuşma alanları oluşturmak iyileştirici olabilir. Olumsuz deneyimleri paylaşmak yükü hafifletirken, olumlu deneyimler üzerine düşünmek mesleki motivasyonu güçlendirebilir.
Sonuç olarak merhamet yorgunluğu, güçsüzlük değildir.İnsan olmanın bir sonucudur. Yardım istemek için tükenmeyi beklemek zorunda değiliz. Erken fark etmek, destek almak ve sınır koymayı öğrenmek hem mesleki doyumu hem de ruh sağlığını korumanın en önemli yollarındandır. Çünkü başkalarına iyi gelebilmek için önce kendi iyilik halimizi sürdürebilmemiz gerekir.
Merhamet yorgunluğu çoğu zaman bir anda ortaya çıkmaz.Yavaş yavaş, fark edilmeden yerleşir. Kişi başlarda bunu geçici bir yorgunluk ya da yoğun bir dönemin doğal sonucu olarak yorumlayabilir. Ancak bazı duygular ve ihtiyaçlar tekrar etmeye başladığında, durup bakmak gerekir. Özellikle şu belirtiler dikkat çekicidir:
* Sürekli yorgunluk ve belirgin bir motivasyon düşüklüğü
* Sessiz bir öfke hali ve genel bir tahammülsüzlük
* Duygusal uzaklık ya da tam tersine aşırı hassasiyet
* Anlam kaybı ya da değersizlik hissi
* Geri çekilme ve insanlardan uzaklaşma ihtiyacı
* Kendine özen gösterememe, buna eşlik eden suçluluk duyguları
* Yardım etmeye karşı isteksizlik ya da içsel bir direnç
* Birilerine ya da bir şeylere sürekli "yetişmek zorundaymış" gibi hissetmek
Bu ve benzeri duyguları yoğun şekilde yaşıyorsanız, bu durum merhamet yorgunluğuna işaret ediyor olabilir. Özellikle birden fazla maddenin hayatınızda karşılık bulduğunu fark ediyorsanız, bir adım geri çekilip durumu yeniden değerlendirme ve bazı önlemler alma zamanı gelmiş olabilir.
Peki, hem merhametimizi koruyup hem de kendi merhametimiz altında ezilmemeyi nasıl başarabiliriz? Öncelikle şunu hatırlamak gerekir: Empati bir maraton değil, bir ritimdir. Durmadan koşarak varacağımız bir hedef olarak görülmemelidir.Bazen yavaşlamayı, bazen durmayı gerektiren bir denge halidir. Duygusal kaynaklarımızın sınırlı olduğunu fark etmek, sürekli güçlü görünme, hep anlayışlı kalma ve kimseyi kırmama çabasının uzun vadede bize zarar verebileceğini kabul etmekle başlar. Kendimize alan açmadığımızda, başkalarına açtığımız alan da sürdürülebilir olmaz. Bu nedenle zaman zaman durmak, sınırlarımızı yeniden tanımlamak ve kendi ihtiyaçlarımızı ertelemeden dikkate almak bir lüks değil, bir gerekliliktir. Dinlenmeye, yalnız kalmaya ve duygusal olarak toparlanmaya bilinçli şekilde yer açmak; danışma ya da besleyici sosyal ilişkiler gibi destek sistemleri kurmak bu sürecin önemli parçalarıdır. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları edinmek, bedeni ihmal etmemek ve manevi yönelimlerin şefkatli gücünden faydalanmak da merhamet yorgunluğuna karşı koruyucu etki sağlar. Özellikle mindfulness temelli farkındalık çalışmaları, kişinin duygu durumunu yargılamadan gözlemlemesine, yaşadığını daha net adlandırmasına ve zor anlarda otomatik tepkiler yerine bilinçli seçimler yapabilmesine yardımcı olur. Gün içinde birkaç dakikalık farkındalık molaları vermek bile zihne dinlenme izni tanıyabilir. Yaşamın yoğun akışı içinde herkese alan açarken kendimize ne kadar alan bıraktığımız sorusu, aslında iyilik halimizin anahtarıdır. Kendimize dönebildiğimiz, neye ihtiyacımız olduğunu duyabildiğimiz anlar yalnızca bizi değil çevremizi de besler. Çünkü kendimizi ihmal ettiğimiz yerde, başkalarına verdiğimizin anlamı da giderek eksilir. Her duyguda olduğu gibi merhamette de dengeyi bulabilmek yaşamın gereğidir.