Bu makalemizde de değerli ilim ve fikir insanı Mustafa Çalışkan Hocamızın en son yazdığı, 2026 yılında yayınlanan iki eserinden birisi olan, “Kabir Hayatı” isimli eserinde gecen ‘Ölüm Gerçeği’ başlıklı yazısı hakkındaki yorumların bir kısmını sizlerle buluşturmaya devam edeceğiz inşallah.
Ebetteki eserde geçen bu konu ile ilgili tüm detayları birkaç makalede vermek mümkün olmadığı için burada gecen bilgileri, kendi bilgi birikimimiz ile birlikte, elimizde ki kaynakta gecen bilgilerle harmanlayarak özetleyeceğiz. Bir önceki makalemizde, Peygamberimiz ’in; “Bir kimse öldüğü zaman cennetlik ise onun kabri cennet bahçelerinden bir bahçeye dönüşür ve ruhen kıyameti orada bekler. Kıyamete kadarki zamanın nasıl geçtiğini bile bilemez. Ameli iyi değilse, onun kabri de cehennem çukurlarından bir çukura dönüşür ve o da ruhen kıyameti azap içerisinde orada bekler” buyurmuştur. (Tirmizî, Kıyamet, 26) Bilindiği üzere mal bulmuş mağrip gibi yıllar önce ki mutezilenin görüşlerinin bir kısmını tekrar dillendiren, bu görüşlerinin isabetli olduğunu ispatlamak içinde bazı hadisleri yok sayan veya inkâr edenler ve körü körüne, kör bir taassup içerisinde bunların söylemlerini dillendiren bir güruh türedi. Kur’an bize yeter diyenlerin önde gelenlerinden birisi otuz ciltlik tefsir yazdım diyor. Hani Kur’an sana ve senin gibi düşünenlere yetiyordu. O zaman hadislerle açıklamalı ve yorumlamalı otuz ciltlik tefsir kitabı yazmaya neden ihtiyaç duydunuz acaba? Uygulaması olmayan, yaşanmayan ilahi emirlerin Allah (cc) indinde bir anlamı olur mu? Kaldı ki Kur’an-ı Kerim de Kurtuluşa erenlerin İman ederek imanın gereklerini yerine getirenlerin olacağına dair çok sayıda ayet vardır. Aynı zat bana hadis inkârcısı diyorlar. Tefsir kitaplarıma üç bin civarında hadis aldım diyor. Kütübü Sitte de ki (Buhari, Müslim, Ebu Davut, Tirmizi, Nesai, İbn Mâce ve Müsnet’ te ki hadislerin tamamı bu kadar mı? Aynı hadis birkaç kaynakta var. Tekrarları çıktıktan sonra 9523 hadis kalıyor geriye. Mesela Buhari’ ye altı yüz bin civarında hadis diye söz geliyor. Aynı hadis yüzlerce kişi tarafından getiriliyor. Buhari Kur’an-a Entegre olan, güvenilir şahitleri olan bir tanesini alıyor. Hadis diye gelen sözlerin Kur’an’ a Entegre olayı yoksa veyahut ta yalan söylememesi konusunda insanların ittifak edecekleri iki tane şahit yoksa yine sahihine almıyor. Buhârî, “Sahih” ini altı yüz bin hadis arasından seçmiş ve?kitabını Mescid-i Haram’ da telif etmiştir.?Tekrar olunan hadisler dâhil?sahihinde 7.275 hadis vardır.?Tekrarlar çıkıldığı zaman dört bin civarında hadis?bulunmaktadır. Zira bu hadis derleyicileri (Kütübü sitte) hepsi de hafız, Arap dili ve edebiyatının inceliklerini çok iyi bilen kimselerdi. Bu Hadis derleyicilerinden Allah (cc) razı olsun. Peygamberimizin uygulamalarını ve sözlerini büyük emeklerle ve titizlikle araştırarak kayıt altına alarak geriden gelen müslümanların işlerini kolaylaştırmışlardır. Uygulanarak yaşanmayan ilahi emirler Allah (cc) indinde bir anlam ifade eder mi? Bir takım menfaat ve çıkar hesapları ile nefsi davranmak müslümana yakışır mı? Kütübü Sitte de ‘Tirmizi de veya diğer hadis kaynaklarında olan bir hadisi inkâr etmek Peygamberimizi yalanlamak anlamına gelmez mi? Kaldı ki Cenabı Hak Peygamberimize hitaben; “Ey Peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı; Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik” (Ahzap 45-46) buyurmuyor mu? “Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler” (Sebe 28)
Aynı zat cenaze defnedildikten sonra imamların verdikleri telkinde sana sorulduğunda deki rabbim Allah, dinim islam… Şeklin de ki hatırlatmalarını hem de alaycı bir tavırla kopya vermek olarak nitelendiriyor. Zavallı bilmiyor ki bu bir kopya vermek değil bir hatırlatmadır. Bu hatırlatma yapıldığı zaman, hatırlatma yapılan insanın kabirde ruhen sorgulanmayacağı ve de hesap vermeyeceği anlamına mı gelir? Ölen bir kimsenin Rabbim Allah (cc) dinim islam, Peygamberim Hz. Muhammet demesi ile işler bitiyor mu? Kur’an-ı Kerim de insanların neden yaratıldıkları, dünyaya niçin gönderildikleri, dünyada yaptıklarından veyahut ta yapması gerekipte yapmadıklarından hesaba çekilmeyeceklerimi yazıyor? Yine aynı zat şeytan taşlamanın Kur’an da olmadığını ifade ediyor. Şeytan taşlama, hac ibadetinin parçalarından birisidir. Haç, Hz. İbrahim'in Allah (cc) ın iradesine boyun eğişinin, Hz İsmail’in de teslimiyetinin bir göstergesidir. Şeytana diye atılan her taş ta nefsin vesveselerine karşı duruşun bir sembolüdür. Her taş atan o taşları kendi nefsi ve şeytanının vesveselerinden korunmak için atar. Atılan her taş, kötülüğe bilinçli bir reddiye ve imanla verilen kararlılığın bir mücadelesidir. Bizler tevatüren gelen şeyleri yapmakla mükellef müslümanlarız. “Andolsun ki, Resulüllah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir” (Ahzap 21)?“Çokluk kuruntusu sizi o derece oyaladı ki, nihayet kabirleri ziyaret ettiniz. ?Hayır! Yakında bileceksiniz! Elbette yakında bileceksiniz!” (Tekâsür 1-4) Ayeti ile ilgili olarak, Hz Ali; “Biz bu ayetler inene kadar kabir azabından tereddüt ederdik. Bu ayetler inince artık kabir azabında hiç tereddüdümüz kalmadı” demiştir. (Er- Razi, Mefâtihu’l- Gayb ‘Et-Tefsîru’l- Kebir’22/130) Aynı eserin 32/78 bölümünde Ebu Zer ayette gecen iki âlemin ve iki hayatın arasında ölümün kastedildiğini ve bu ayetlerin kabir azabına delalet ettiğini beyan etmiştir. İbn Abbas’ta, Kurtubî, El Câmiu li Ahkâmi’l Kur’an, 20/172 de aynı ifadeleri kullanmıştır.
Müslüman özüyle, sözüyle, fikriyle, fiiliyle, ticaretiyle ve ahlâkî davranışları ile örnek insan demektir. Müslüman birilerine yaranacağım veya bir takım menfaat veya çıkarlar elde edeceğim diye yamulan veya heva ve heveslerinin peşinden koşarak ayet ve hadisleri zorlama yorumlarla mecrasından saptıran kimse olamaz. İşine gelmeyen hadisleri inkâr eden kimse ise hiç olamaz. Nefsimizin heva ve heveslerinden, şeytanın şerlerinden Rabbimize sığınırız. (Devam edecek)