Bu makalemizde de değerli ilim ve fikir insanı Mustafa Çalışkan Hocamızın en son yazdığı, 2026 yılında yayınlanan iki eserinden birisi olan, “Kabir Hayatı” isimli eserinde gecen ‘Ölüm Gerçeği’ başlıklı yazısı hakkındaki yorumların bir kısmını sizlerle buluşturmaya devam edeceğiz inşallah.
Ebetteki eserde geçen bu konu ile ilgili tüm detayları birkaç makalede vermek mümkün olmadığı için burada gecen bilgileri, bilgi birikimimiz ile birlikte, elimizde ki kaynakta gecen bilgilerle harmanlayarak özetleyeceğiz. Kabir hayatı, ahiretin giriş kapısı ve başlangıcı sayılır. Kabir hayatına, ”Berzah Hayatı” da denilmiştir. Berzah, iki şey arasında ki perde anlamına gelir. Istılah olarak ise, ölümden sonra başlayan ve mahşer günündeki ruh ile bedenin tekrar bir bütün haline getirilinceye kadar ki devam edecek olan kabir hayatıdır. İmamı Bursevi, ulemanın bu konuda ki görüşlerini; “Kabir azabı Berzah azabıdır. Berzah azabının kabre nispet edilmesi bu azabın çoğunlukla kabirde olmasından dolayıdır. Yoksa her ölü kabre konulsun veya konulmasın mutlaka karşılığını görür. Kişinin asılması, denizde boğulması, hatta yanıp kül olması ve küllerinin havaya savrulması durumu değiştirmez” (İsmail Hakkı Bursevi, Muhtasar Ruhul Beyan Tefsiri 7/359) Ayeti kerimede; “Nihayet onlardan birine ölüm gelince, “Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, dünyada terk etmiş olduğum salih ameller yapayım” der. Hayır! Bu, sadece onun söylediği (boş) bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar (devam edecek, dönmelerine engel) bir perde (berzah) vardır” (Müminun 99-100) Bu ayette de belirtildiği üzere ruhlar ölmemektedir. Bedenlerden ayrıldıktan sonra berzah âleminde yaşamaktadırlar. Yine “Onlar sabah akşam o ateşe sokulurlar. Kıyametin kopacağı gün de: Firavun ailesini azabın en çetinine sokun (denilecek)!” (Mü’min 46) “Çevrenizdeki bedevîler arasında münafıklar var. Medine ahalisi içinde de nifakta uzmanlaşmış öyle münafıklar var ki, biz bildirmediğimiz takdirde sen onları bilemezsin. Onların tamamını ve ne derece münafık olduklarını ancak biz biliriz. Onları çifte cezaya çarptıracağız. Sonra da çok daha büyük bir azaba itileceklerdir” (Tevbe 101) Kabir azabı yoktur diyerek birçok şeyi yok sayan veya inkâr edenlere bu tur ayetler ve konu ile ilgili çok sayıda ki hadisler ithaf olunur.
“Bilindiği gibi ruhlar birer emri ilahidir. Asıl mahiyetleri insanlar tarafından pek bilinmez. İnsan ölünce ruhu geçici olarak başka bir âleme gider. Orada ameline göre ya rahat yaşar veya azap görür. O âleme “Berzah” denir ki dünya ile ahiretten başka bir âlemdir. Yaşayışla ölüm arasındaki uyku âlemi nasılsa dünya ile ahiret arasındaki berzah âlemi de o gibi bir varlıktır. Bunun mahiyetini ancak Allah (cc) bilir” (Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali s.32-33) İslam âlimlerine göre, “Kabirde karşılaşılacak olan azap aslında berzah azabıdır. İnsanlar genellikle kabre konulduğu için berzah azabına kabir azabı denilmiştir. Ölen kimse, ister kabre defnedilsin, ister kabre defnedilmesin, ister yırtıcı hayvanlarca parçalansın, ister ateşte yanıp külleri savrulsun veya denizde kaybolsun onun için kabir hayatı başlamış olur. Bu konuda ehlisünnetin ittifakı vardır. Nimette bunun gibidir” (İbn Kayyim’il Cevziyye, Er Ruh, Dâru İbn Kesir s. 168). Zeyd b. Erkamdan rivayet edilen hadis de Peygamberimiz; “Kabir azabı haktır, gerçektir. Artık buna inanmayan kimseye azap olunacaktır” buyurmuştur.
“Kabir hayatı ahiret hayatının bir başlangıcıdır. Ölen insanların bir kısmı kabirde değişik nimetlerle taltif edilirken, bir kısmı da azap göreceklerdir. Bu inkârı mümkün olmayan bir gerçektir. Bunu inkâr edenlerde bu yüzden kabirde azaba uğrayacaklardır. Bu nedenle Kelam ilmini ilgilendiren, islam mezheplerini hayli uğraştıran ve bir takım tartışmalara sebep olan ‘kabir azabı’ nın mutlaka gerçekleşeceği konusunda ‘Ehli Sünnet’ ulemasının fikir birliği içerisinde olduğunu söylersek hissî bir davranış sergilemiş olmayız. (Kabir Hayatı, Mustafa Çalışkan s. 61) Bu konuda ki Ayet ve hadisleri geçmişte Hariciler, Mutezilenin büyük bir kısmı ve Mûrcia’ nın yine büyük bir kısmı yok sayarak kabir azabını inkâr etmişlerdir. Günümüzde de san ki mal bulmuş mağrip gibi naslarımızı değilde geçmişteki sapkın fikirleri dillendirenler ve körü körüne kör bir taassup içerisinde onları taklit edenlerimiz yok değildir. “Kabir azabını mülhitlerle, feylesofların yolunu tutanlar dahi inkâr ederler. Hâlbuki ona muhbiri sadık Peygamber efendimizin haber verdiği şekilde inanmak Farz; Allah’ın kullarını dirilteceğine, onlara hayat ve akıllarını iade edeceğine îmân lazımdır…” (El Ayni, Umdetü’l Kârî 3/118) Maturidilerden ve Eşarilerden hiç birisi kabir hayatında ki azap veya nimetleri inkâr etmemişlerdir. İmamı Eş’ari, El- İbane’sinde Mutezilenin kabir azabı konusunda ki inkârını reddettikten sonra, Peygamberimizden nakledilen pek çok hadisi şerifin bunu ispat ettiğini, bunu nefyeden bir tek hadisin de bulunmadığını belirtirken “Kabir azabından Allah’a sığın” (Müslim, Cennet 67), Mü’min 46, Tevbe 101 gibi birçok ayetten de örnekler vermiştir.
“Allah'a karşı yalan uydurandan yahut kendisine hiçbir şey vahyedilmemişken «Bana da vahyolundu» diyenden ve «Ben de Allah'ın indirdiği âyetlerin benzerini indireceğim» diyenden daha zalim kim vardır! O zalimler, ölümün (boğucu) dalgaları içinde, melekler de pençelerini uzatmış, onlara: «Haydi canlarınızı kurtarın! Allah'a karşı gerçek olmayanı söylemenizden ve O'nun ayetlerine karşı kibirlilik taslamış olmanızdan ötürü, bugün alçaklık azabı ile cezalandırılacaksınız!» derken onların halini bir görsen!” (Enam 93) (Devam edecek)