Allah’ın (cc) yaratıklarına ilişkin planını ve tabiatın işleyişini gerçekleştirmesini ifade etmek üzere kader ve kazâ kelimeleri kullanılmıştır. Bu iki terim sözlükte “gücü yetmek; planlamak, ölçü ile yapmak, bir şeyin şeklini ve niteliğini belirlemek, zamanı gelince de gereğini yapması gibi anlamlara gelen kaza ve kader, Allah’ın bütün nesne ve olayları ezelî ilmiyle bilmesi takdir etmesi ve gerçekleştirmesidir.
Yerine getirmek” anlamlarındaki kazâ “Allah’ın nesne ve olaylara ilişkin ezelî planını gerçekleştirmesidir. Buna göre kazâ Allah’ın ezelî hükmü, yani bütün nesne ve olayların levh-i mahfuz da var kılması, kader ise bütün nesne ve olayların kazaya uygun olarak yaratılması ve dış âlemde gerçeklik kazanmasıdır. Bir şeyin mahiyet ve niteliklerinin yanı sıra var oluş zamanı demek olan takdir de kaderle eş anlamlı olarak kullanılmıştır. Kader kelimesi Kur’an-ı Kerim de “ölçü, miktar ve güç” anlamlarında da kullanılmıştır. “Allah'ın, kendisine helâl kıldığı şeyde Peygamber'e herhangi bir vebal yoktur. Önce gelip geçenler arasında da Allah'ın âdeti böyle idi. Allah'ın emri mutlaka yerine gelecek, yazılmış bir kaderdir. (Ahzap 38), “Allah, her dişinin neye gebe olduğunu, rahimlerin artırdığı şeyi ve eksilttiği şeyi bilir. Her şey O’nun katında bir ölçü iledir” (Ra‘d 8). “Her şeyin hazineleri yalnız bizim yanımızdadır. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz” (Hicr 21) “Biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık” (Kamer 49 “Yaratıp düzene koyan, takdir edip yol gösteren, (topraktan) yeşil otu çıkarıp sonra da onu kapkara bir sel artığına çeviren yüce Rabbinin adını tesbih et” (A,lâ1 2, 3, 4, 5) Yine Allah (cc) yılların hesap edilebilmesi için aya evreler koymuştur. (Yunus 5), “Gece karanlığını yarıp sabahı ortaya çıkaran O’dur. O, geceyi bir dinlenme zamanı, güneş ve ayı da vakitlerin tespiti için birer hesap ölçüsü olarak yaratmıştır. Bütün bunlar, kudreti dâimâ üstün gelen, her şeyi hakkıyla bilen Allah’ın takdiridir” (En‘âm 96) Cenabı hak Fussilet 10-12 de de, insanların yaratılışını, rızıklarını, yaşayacakları zaman dilimini ve ölüm vakitlerini tayin etniğini bildirmektedir. “Âlemlere uyarıcı olsun diye kulu Muhammed'e Furkan'ı indiren, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan, hiç çocuk edinmeyen, mülkünde ortağı bulunmayan, her şeyi yaratıp ona bir nizam veren ve mukadderatını tayin eden Allah, yücelerin yücesidir” (Furkan1,2) Bu ve benzeri ayetlerde hem evrenin yaratılışına dair kanunların hem de insanların yaratılış, yaşayış ve ölümüne ilişkin yasaların Allah (cc) tarafından düzenlendiği ve takdir edildiği bildirilmiştir.
Kur’an- Kerim de bütün nesne ve olayların belli bir düzen içinde gerçekleşmesi ilâhî sıfatlarla irtibatlandırılmıştır. Bunlar ilim, irade ve kudret gibi zâtî; yaratma, yaşatma, öldürme, hidayete erdirme, sapmak isteyenleri saptırma gibi fiilî sıfatlardır. Kaderle yakından ilgili olan ayetlerin başında ilim sıfatı gelir. Allah gaybı bilir, ilmi her şeyi kuşatmıştır, göklerde ve yerde olanlara, gizli açık her şeye vâkıftır. “Onlar bilmezler mi ki, gizlediklerini de açıkça yaptıklarını da Allah bilmektedir” (Bakara 77) “Onlar Allah’ın, içlerinde gizlediklerini ve fısıltılarını bildiğini ve Allah’ın gaybleri çok iyi bilen olduğunu bilmediler mi? (Tevbe 78) “Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gizliliklerini bilir. Allah yaptıklarınızı görendir” (Hucurat 18) Kur’an-ı Kerîm’de, âhiret hayatında cennet ve cehennem ehlinin talep ve temennileriyle yapacakları konuşmaların Allah’ın (cc) sonsuz ilmi ile bildiğini ifade eden ayetler de mevcuttur. Fâtır 33-37; Sâd 62-64). A’raf 44-51 gibi.
Yine kaderin ilâhî ilimle olan münasebeti konusunda göz önünde bulundurulması gereken âyetlerin bir grubunun Allah’ın her şeyi önceden kayda geçirdiğini beyan eden ayetlerde vardır. Hadîd 22, Hûd 6, Sebe 3; Gibi. Kader konusuyla bağlantılı görülen ilâhî sıfatlardan irade hakkında Kur’an-ı Kerîm’de verilen bilgilere göre Allah (cc) dilediğini yapar ve dilediği şekilde yaratır. O dileyenin iman, dileyenin inkâr edebileceğini bildirmiş, iman edeceklere hidayet vermeyi, inkâr edenlerin de sapıklıklarını sürdürmelerine musade etmiştir. Eğer isteseydi herkes iman ederdi, ancak insanların kendi irade ve tercihleri olmadan iman etmelerini dilememiş, onları serbest bırakmıştır. Herkes Hz Ebubekir olsalar idi Cenabı Hakkın “Hanginizin daha iyi amel işleyip işlemediğiniz hususunda sizi imtihan etmek için hayatı ve ölümü yarattım” (mülk 2) demezdi. Kim neyi murat eder ise onu veririm buyuruyor Allah (cc). Kur’an-ı Kerim de Kader kavramının genel muhtevası içinde tabiatın yaratılması ve yönetilmesi, ayrıca tabiat içinde özel bir konuma sahip bulunan insanın yaratılması ve mükemmel yeteneklere sahip olarak gönderilmeleri de yer almaktadır.
Kaderin odak noktasını oluşturan insanların fiilleri konusunda, Allah (cc) dileyenin iman, dileyenin inkâr edebileceğini, itaat ve isyanın insanın iradesine bağlı kılındığını, kişilerin işledikleri ameller karşılığında cennete veya cehenneme gireceklerini, iyi işlerinin kendi lehlerine, kötü işlerinin ise yine kendi aleyhlerine olduğu ve Allah’ın asla kullarına zulmetmediği bildirilmiştir.
De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir durak yeridir. (Kehf 29)