Kaza ve Kaderi Nasıl Anlamalıyız (6)

Allah (cc) insana cüzi irade vermiştir. Bu iradesini de nerede nasıl kullanacağını, dünya ve ahiret’ te bunların karşılıkların olacağını da bildirerek, sorumluluklarının olduğunu, iradesini de istediği yönde kullanması konusunda serbest bırakıldığını bildirmiştir.

Özgürlük ile sorumluluk arasında doğrudan doğruya bağlantı kurulurken, akıl sahibi insanların özgür iradeleri ile gerçekleştirdikleri eylemlerin ahirette mutlaka karşılığının olacağı bildirilmiştir. Geçmişte Cebriye mezhebindekiler aklı ve iradeyi tamamen devre dışı bırakarak ifrata düşerken, mutezile mezhebine tabi olanlar ise bu gün birilerinin yaptığı gibi yalın olarak aklı öne çıkararak tefrit durumuna düşmüşlerdir. İkisinin de savunucusu parmakla gösterilecek kadar az kalmamışken son zamanlarda birileri Ali İmran 8. Ayetinde de buyurulduğu gibi sırf müslümanlar arasında fitne çıkarmak için mutezilenin görüşlerini yeniden ısıtarak piyasaya sürmeye çalışıyorlar. Kader konusunun odak noktasını oluşturan insanların fiilleri konusunda, Kur’an’da dileyenin iman, dileyenin inkâr edebileceği, itaat ve isyanın insanın iradesine bağlı kılındığı, kişilerin işledikleri ameller karşılığında cennete veya cehenneme girecekleri, iyi işlerinin lehlerine, kötü işlerinin aleyhlerine olduğu ve Allah’ın kullarına asla zulmetmeyeceği bildirilmiştir.

Kur’an-ı Kerimde ki konu ile ilgili ayetlerin geneline baktığımız zaman; Allah’ ın (cc), iman edip salih ameller işleyenlerin kalplerini huzura kavuşturup onları takva mertebesine çıkaracağını, kendilerine imanı sevdireceğini, inkâr ve günahı çirkin göstereceğini dolayısıyla da onları kimsenin saptıramayacağı mesajını vermiştir. Yüce Yaratanımızın takdir ettiği şeylerde, bizlere bıraktığı şeylerde vardır. Mesela insanların ne zaman, nerede, hangi ülkede, hangi anne, babadan dünyaya gelecekleri, ne kadar yaşayacakları, ne zaman, nerede, nasıl ölecekleri Allah (cc) takdirindedir. Bunlar insanların kendi iradeleri ile karar verdiği veya verebileceği şeyler değildir. İşte bu ve benzeri konular da bizim kaderimiz kapsamındadır. Yüce Rabbimiz dünya da çalışıp kazanmamızı, kazanılanları da emeğimize, çalışmamıza bağlı kıldığını bildirirken, yine ahiretteki yerimizi, yurdumuzu belirleme konusunu ki iyi işlerin ve salih amellerin kararını da bizlere bıraktığını bildirmiştir. “Dinde zorlama yoktur. Hak ile batıl birbirinden ayrılmıştır. O halde, kim şeytani güçleri tanımayıp Allah'a iman ederse, onlar kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmış olurlar. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla her şeyi bilendir. (Bakara 256) Eğer cebriyecilerin iddia ettikleri gibi Allah (cc) bizleri yaratmadan önce cennetlik veya cehennemlik olduğumuzu önceden belirlemiş olsa idi, “Hanginizin daha iyi amel işleyip işlemediğiniz hususunda sizleri imtihan etmek için hayatı ve ölümü yarattım” (Mülk 2). Yine “Siz başıboş ve sorumsuz olarak yaratıldığınızı ve tekrar yeniden diriltilip hesaba çekilmeyeceğinizi mi zannediyorsunuz” (Mümin ün 115). “Siz iman ettik demekle, imanın gereklerini yerine getirmeden ve imtihana çekilmeden cennete gireceğinizi mi zannediyorsunuz” (Ankebut 2) Buyurmazdı. Günümüzde mutezile gibi düşünerek hatta bir adım daha ileri geçerek alaycı bir üslup ve toptancı bir anlayışla, Kur’an da ki kader inancını saptırarak inkâr etmek son derece yanlıştır. İnsana düşen Allah (cc) ın her şeyi bir nedene ve hikmete göre yarattığını bilmesi, kendisini iyiliklere yönlendirmesi ve elinden gelen her şeyi yaptıktan sonra Yüce Mevla’nın kendisine en güzel akıbeti yaşatacağına inanıp güvenmesidir. Kaza ve kadere iman, Yüce Allah’ın ilim, irade, kudret ve tekvin sıfatlarına inanmak demektir. Yüce Allah’ın evreni ve evrendekileri yaratması ile ilgili olarak kullanılan bir kavramdır. Allah (cc) evreni ve içindeki varlıkları yaratırken onlara belirli özellikler vermiştir. Bu özellikler sayesinde varlıklar Yüce Mevla’nın kendisine gösterdiği şekilde hareket etmekte ve kâinatta mükemmel bir uyum ve düzen hüküm sürmektedir. “Biz her şeyi bir hesaba göre yarattık” (Kamer 49) Ölçü, düzen ve uyum anlamlarına gelen kader, tüm varlıkları, gezegenleri, güneş sistemini, dünyadaki doğal hayatı, hayvanları, insanları vb. her şeyi kapsamı içine alır. Zira bu varlıkların tamamı Allah’ın (cc) yattığı ve biçim verdiği şekilde varlıklarını sürdürmektedirler.

Allah (cc) hem varlıkların mutlak yaratıcısıdır hem de yarattığı varlıkları en ince ayrıntılarına kadar bilendir. “Yaratan hiç bilmez mi? Şüphesiz o, en gizli şeyleri bilir. Her şeyden (hakkıyla)

haberdardır.(Mülk 14) Kur’an-ı Kerim de insanın iradesini iman ve itaat yahut ta inkâr ve isyan doğrultusunda kullanmasına bağlı olarak müminlerle inkârcıların hakkında farklı ilâhî fiillerin gerçekleşeceği belirtilmiştir. Hiç şüphe yok ki Allah, iman edip salih ameller işleyenlerin kalplerini huzura kavuşturup onları takva mertebesine çıkarır. Kendilerine imanı sevdirir, inkâr ve günahı çirkin gösterir, dolayısıyla onları asla kimse saptıramaz. Buna karşılık Allah, inkârcılarında yüreklerini katılaştırıp daraltır, onlara şeytanları dost yapar, günahlarının artması için mühlet verir. İsyanlarından ötürü inkârı güzel gösterir. Cehennemin de yolunu kolaylaştırır. Bunlarla birlikte onlara zulmetmiş de olmaz. Kul neyi diler ve murat eder ise Allah (cc) da onu yaratır. Aksine bu durum kendi karar ve eylemlerinin sonucu olduğundan kendi kendilerine zulmetmiş olurlar.

İnsana düşen Allah (cc) ın her şeyi bir nedene ve hikmete göre yarattığını bilmesi, kendisini iyiliklere yönlendirmesi ve elinden gelen her şeyi yaptıktan sonra Yüce Mevla’nın kendisine en güzel akıbeti yaşatacağına inanıp güvenmesidir.