Kur'an-ı Kerim de İnsan ve Ruhani varlıklar

İnsanlar, varlıkların sırlarına araştırarak, düşünerek ve anlamaya çalışarak ulaşabilirler. Okuduklarımızı sağlıklı bir şekilde sentez yapmak, yaratılışta hedeflenen istikameti bulabilmede önemli bir mihenk taşıdır.
Akıllı insan düşünür, düşünürken de bir şeyleri fark eder. Neden, niçin, nasıl yaratıldığını, yaratılış amacının ve gayesinin ne olduğu sorularını sorar ve onlara cevaplar aramaya çalışır. Kur'an-ı okuyan, bu soruların net cevaplarını bulan bir insan da, Yüce Yaratanımızı sevecek, ona bağlanacak ve bağlılığın gereklerini de yerine getirecektir. Ruhlarını Kur'an ile süsleyenler, nefislerine ve nesillerine islâmın mesajlarını hayat düsturu olarak alanlar için korku yoktur. Çünkü onlar Allah'ın iradesine tam teslim olmuşlardır. Malik Bin Dinar "Yağmurun yeryüzüne hayat verdiği gibi Kur'an da müminlerin kalplerine hayat verir, gönüllere ve hayata can katar" der. Kur'an-ı Kerim'i okumadaki ana gaye, onu anlamak ve hayatın vazgeçilmezi haline getirmektir.
Kur'an-ın amaçlarından birisi de RUHANİ VARLIKLAR VE GÖREVLERİ hakkında sağlıklı bir bilgiye sahip olmamızdır. Biz insanlar hem bedenî hem de ruhani varlıklarız. Melekler ise sadece ruhani varlıklardır. Bedenimiz cismani olduğundan dolayı elle tutar, gözümüzle de görürüz ama ruhumuzu göremeyiz, inkâr de edemeyiz. Meleklerde ruhani varlıklar olduklarından dolayı göremeyiz. Bir şeyi yok saymak gerçekleri de değiştirmez. Yüce Rabbimiz insanı yaratmaya karar verdiği zaman meleklere hitaben, ben bir halife (temsilci) var etmek (yaratmak) üzereyim. Buyurduğunda (konuyla ilgili ayetlerin geneline baktığımız zaman): melekler "Biz sana ibadet ve itaat edip dururken, kan dökecek, kin güdecek, sana asi gelecek, isyan edecek, ibadetlerini yapmayacak, haram, helak mefhumu gözetmeyecek varlıklar mı yaratmak istiyorsun" demişlerdi. Yüce Rabbimiz ise "Elbette sizin bilemeyeceğiniz şeyleri ben bilirim", "Allah Âdem'e bütün isimleri, öğretti. Sonra onları önce meleklere arz edip: Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin, dedi." "Melekler: Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur, şüphesiz her şeyi bilen ve her şeye hâkim olan ancak sensin dediler." (Bakara 30-32) "Hani biz meleklere (ve cinlere) Âdem'e itaat edin, demiştik. İblis hariç hepsi itaat ettiler. O, yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kâfirlerden oldu", "Biz: Ey Âdem! Sen ve eşin (Havva) beraberce cennete yerleşin; orada kolaylıkla istediğiniz zaman her yerde cennet nimetlerinden yiyin; sadece şu ağaca yaklaşmayın, eğer bu ağaçtan (meyvesinden) yerseniz her ikiniz de kendine kötülük eden zalimlerden olursunuz dedik." (Bakara 34-35) " Bunun üzerine ey Âdem! Dedik, bu (şeytan) hem senin için hem de eşin için büyük bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra yorulur, sıkıntı çekersin!" " Şimdi burada (cennette) senin için ne acıkmak vardır ne de çıplak kalmak vardır." " burada sen susuzlukta çekmeyecek, sıcaktan da bunalmayacaksın" (Ta'ha 117-119) "Şeytan onların ayaklarını kaydırıp haddi tecavüz ettirdi ve içinde bulundukları (cennetten) onları çıkardı. Bunun üzerine; Bir kısmınız diğerine düşman olarak (dünyaya) ininiz, sizin için yeryüzünde barınak ve belli bir zamana dek yaşamak vardır, dedik" (Bakara 36)
Dua ederek "(Âdem ile eşi) Dediler ki: Ey Rabbimiz biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz", "Allah: Birbirinize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde bir süreye kadar yerleşme ve faydalanma vardır." Buyurdu. "Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan (diriltilip) çıkarılacaksınız" dedi. "Ey Âdemoğulları size ayıp yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise yarattık. Takva elbisesi daha hayırlıdır" (A'raf 23-26) Araf 17'de ise şeytan madem ben insanların yüzünden cennetten mahrum edildim, o halde benim işim de onlarla olacak, onların sağlarından, sollarından, önlerinden ve arkalarından geleceğim. Sen onların çoğunu sana şükreder bulamayacaksın sözlerine, Yüce Rabbimiz, benim öyle muttaki (takva sahibi) kullarım vardır ki, sen onların yanına bile yaklaşamazsın, kandırdıkların da senin olsun, buyurur. "Hanginizin daha iyi amel işleyip işlemediği hususunda sizi imtihan etmek için hayatı ve ölümü yarattık" (Mülk 2) "Ey iman edenler! Sakın şeytanın peşinden gitmeyin. Çünkü o, apaçık düşmanınızdır." (Bakara 208) "Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler. Sonra şeytan aralarını bozar. O insanın apaçık düşmanıdır." (İsra 53) "De ki: İnsanların kalplerine vesvese sokan, pusuya çekilen cin ve insan şeytanının şerrinden insanların Rabbine, İnsanların Melik'ine, insanların İlahına sığınırım." (Nas sur) "O, (inkârcılar veya Kuran'ın mesajına kulak tıkayanlar) geceleyin secde ederek, kıyama durarak itaat eden, hesabı düşünerek Rabbinin rahmetini dileyen kimseler gibi midirler? De ki: hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri öğüt alıp düşünür." (Zümer 9)
Peygamberimiz; "Ey Ebu zer, insan ve cin şeytanlarından Allah'a sığın." "Ya Resulüllah insanlardan da şeytanlar olur mu?", "Evet, o insan şeytanları, cin şeytanlarından daha şerlidir." İlahi mesajlarda da belirtildiği üzere şeytan insanları kandıramadığı zaman kontrolü altına aldığı insanlarla kandırmaya çalışır. İbnül Cevzi (Kitâbu Ruh)'da " Her kim içinde hayra, hakka, iyiliğe çağıran bir ses hissederse bilsin ki o, melektir. O hakkın yönlendirdiği bir mesajdır. Bundan dolayı Allah'a şükretsin. Her kimde içinde kötülüğe çağıran, haksızlığa teşvik eden bir sızıltı sezerse, bilsinler ki o da şeytanın sesidir. Bundan uzaklaşsın da, Allah'a sığınsın" Fahrettin Attar; "Şeytandan uzak olan, Allah'a yakın olur. Allah'ı unuttuğun an, şeytan yoldaşın olur."
Allah'ım nefsimizin şerrinden, şeytanın şerrinden, şeytanın kontrolü altına aldığı şeytanlaşmış insanların şerlerinden, her türlü kaza, bela ve musibetlerden sana sığınırız.