Kur'an-ı Kerim'in Gönderiliş Amaçları -32-

Kur’an-ı Kerim de bilgi verilen konulardan birisi de “Ruyetullah” konusudur. Görmek anlamına gelen rüyet, mahşer günü cennetlik olanların orada Allah (cc) ın nurunu ve cemalini görmeleridir.
İnkârcıların bir kısmı geçmişte Allah (cc)’ı görme ve peygamberlerden Allah’ı kendilerine gösterme taleplerinde bulunarak Allah (cc) ‘ı apaçık görmedikçe inanmayacaklarını söylemişlerdir. Firavun da veziri Hâman’a Allah (cc) ı görebilmek için yüksek bir kule inşa etmesini emretmiştir. Hz Musa’nın kavmi (Yahudiler) Mısır da Firavunların kölesi durumunda idiler. Hz Musa onları bir plan dâhilinde bir gece kaçırır. Firavun ’un askerlerinin peşlerinden gelerek onları yakalama korkusundan dolayı sürekli yol giderler. Kaçan insanlar yanlarına çok fazla bir şey alamazlar. Yiyecekleri tükenince ‘Ey Musa madem bizi kaçırdın o halde rabbine dua ette bizlere yiyecek bir şeyler göndersin’ derler. Hz Musa da dua eder ve Cenabı Mevla onlara bıldırcın eti ile helva gönderir. “Ve üstünüze o bulutu gölgelik çektik ve «size kısmet ettiğimiz hoş rızıklardan yiyin» diye üzerinize hem kudret helvası, hem bıldırcın indirdik. Onlar zulmü, bize değil kendilerine ediyorlardı” (Bakara 57) Hani devamlı bal yiyen baldan bile usanır derler. Onlarda bu yiyeceklerden usanmış olmalılar ki, şükretmeleri gerekirken biz ne bu bıldırcın eti ile helvayı isteriz nede senin rabbine iman ederiz diyerek inkâr ederler. Hani, “Ey Mûsâ! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O hâlde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin” demiştiniz. O da size, “İyi olanı düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? …(Bakara 61) Hz Musa bunlara nasihat ederek kalplerini yumuşatır ve tevbe ederek yeniden iman etmelerini sağlar. Bir müddet sonra bu seferde puta tapan bir kavimle karşılaşırlar ve Hz Musa’ya; “İsrailoğullarını denizden geçirdik. Derken, kendilerine ait putlara tapan bir kavme rastladılar. İsrail oğulları, ‘Ey Mûsâ! Onların kendilerine ait ilâhları (putları) olduğu gibi sen de bize ait bir ilâh yapsan’ dediler. Musa şöyle dedi: “Şüphesiz siz cahillik eden bir kavimsiniz.” (A‘râf 138)
Hz Musa, Turi Sina’ya yakın bir yerde başlarına da kardeşi Harun (as) ı bırakarak, Cenabı Hakla görüşmek ve bir takım mesajlar almak üzere Turi Sina’ya gider. Bir takım mesajlar aldıktan sonra “Allah’ım ben seni çok merak ediyor ve görmek istiyorum” der. Cenabı Hak da “len terânî” sen beni göremezsin, görmeye tahammül edemezsin buyurur. Talebin devam etmesi üzerine, madem o kadar çok merak ediyorsun o halde karşıki dağa nurumu aksettireceğim ona bak buyrulur. “Mûsâ, tayin ettiğimiz vakitte (Tûr’a) gelip de rabbi onunla konuştuğunda o, Rabbim! Bana görün; sana bakayım’ dedi. Rabbi, Sen beni görmeye tahammül edemezsin. Fakat şu dağa bak; eğer o yerinde durabilirse sen de beni görebilirsin buyurdu. Rabbi o dağa nurunu tecelli ettirince orası paramparça oldu. Mûsâ da bayılıp düştü. Kendine gelince dedi ki: Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana tövbe ettim; ben inananların ilkiyim” (Araf 143)
Dünyamızdan 109 kat daha büyük olmasına ve 149. 6 milyon kilometre uzakta olmasına rağmen biz güneşe direkt bakabiliyor muyuz? Allah’ın nurundan bir parça olan güneşe bile doğrudan doğruya bakmaya tahammül edemeyen gözlerimiz Allah (cc) ın nurunu ve cemalini görmeye hiç tahammül edebilir mi? Dünya da iken Alla (cc) ı sadece Peygamberimiz miraç gecesinde görmüştür. Peygamberimizden gelen rivayetlerde o da, arada yetmiş bin perde olduğu halde cenabı Hakkın nurunu görmüştür. Bu Cenabı Hakkın nurunu ve cemalini hiç göremeyeceğiz anlamına gelmez. Peygamberimiz surun üflenmesi ile ikinci dirilişte Cenabı Hakkın cennetlik olan Müminlerin Gözlerini onun nurunu ve cemalini görebilecek bir dayanıklılıkta yaratacağını ve orada inşeAllah cenabı Hakkın nurunu ve cemalini cennetliklerin görebileceklerini bildirmiştir. “Oysa o gün bir kısım yüzler rablerine bakarak mutlulukla parıldayacak” (Kıyame 22-23) “(Ona, ey insanoğlu! Dünyada iken) bu günden gaflette idin. Şimdi senden (gaflet) perdeni kaldırdık; artık bugün gözün keskindir, (gerçeği görüyorsun).” (Kaf 22) buyurulur.
Peygamberimiz kutsi hadiste; “cennet ehli cennete girince, Allah’u Teâlâ onlara; ‘sizlere artırmamı istediğiniz bir nimet varmı’? Diye sorar. Onlar da ‘Ya Rabbi! Yüzümüzü ak etmedin mi? Bizi cennete koyup kurtarmadın mı, daha ne isteyelim!’ derler. İşte o zaman Allah Teâlâ perdeyi kaldırır (ve Cemâlullâh’ı seyrederler). Onlara, Rab’lerine bakmaktan daha sevimli bir nimet verilmemiştir.” (Müslim, Îmân, 297; Tirmizi, Tefsîru’l-Kur’ân, 11) Bâyezîd-i Bestâmi; Allah âşıklarının hâlini şöyle tarif etmiştir. “Cenâb-ı Hakk’ın bazı has kulları vardır ki, eğer Cennet’te onları «Cemâl-i bâ-kemâl» inden birazcık mahrum bırakacak olsa, Cehennemliklerin azaptan kurtulmak için Allah Teâlâ’ya yalvardıkları gibi, onlar da bu mahrumiyetten kurtulmak için yalvarırlar.” Ahmed b. Hanbel ise, Mekkeli müşriklerin Peygamberimiz’ den Allah’ı kendilerine göstermesini istemeleri üzerine, “Gözler O’nu göremez, O ise gözleri görür” mealindeki ayetin (En‘âm103) indiğini, ancak bunun dünya için söz konusu olduğunu söyler. (er-Red ?ale’z-zenâdı?a ve’l-Cehmiyye, s. 59). Âhireti tasvir eden ayetlerde o gün parıldayan yüzlerin rablerine bakacağı, inkârcıların ise bundan mahrum kalacağı ifade edilir. Mutaffifîn 15 de; “Hayır, şüphesiz onlar,(inkarcılar) kıyamet günü Rablerini görmekten mahrum bırakılacaklardır” Sahih birçok hadiste belirtildiğine göre müminler, bulutsuz bir günün öğle vaktinde güneşi ve bulutsuz bir gecede dolunayı gördükleri gibi Allah’ı ahirette görecektir (Müsned, III, 16; IV, 13-14; Buhârî, “Tev?îd”, 24; Müslim, “Îmân”, 299, “Zühd”, 16).
Cenabı Mevla’dan dileğimiz odur ki; Bizleri, dünyada ki iş ve amellerimizle, rızasını kazanarak cennete girebilen ve onun cemalini görebilen kullarından eylemesidir.