Kur’an-ı Kerim, Allah kelamıdır. Cenab-ı Hakkın Cebrail (a.s.) ile Hz. Peygambere doğrudan bildirdiği lafızlardır. Okumak, dinlenmek sevaptır. Hadis-i Şerifte: ‘Aranızda en hayırlı kişi, Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir.’ buyuruyor. Hz. Peygamber (sav) gerçek anlamda Kur’an okuyan, ezberleyen, okuyup ezberlediği âyetlerin gereğini yerine getirenleri övmüş ve bu gibilere Allah’ın vermeyi vadettiği sevap ve yüksek derecelerden bahsetmiştir.
Bir müslümanın ibadetlerde kendisine yetecek kadar Kur’an öğrenmesi farzdır. Daha fazlasını öğrenmesi ise övgüye layıktır. Kız ve erkek çocuklarına dini bilgilerin yanı sıra Kur’an öğretmek anne ve babanın belli başlı görevleri arasındadır. Enes b. Malik’ten nakledildiğine göre Hz. Peygamber (sav) ‘Kim çocuğuna harflere ve satırlara bakarak Kur’an öğretirse, onun geçmiş ve gelecek günahları bağışlanır. Aynı işi kim ezberden yaparsa Allah onu ayın ondördü gibi parlak bir surette haşreder. Çocuğuna ‘oku’ denir. Çocuk bir âyet okuduğu zaman ebeveyni bir derece yükseltilir. Kuran’dan çocuğun bellediği en son âyete kadar bu işlem böyle tekrarlanır’ buyurmuştur.
Kur’an’ı okuyan böyle övülürken şu uyarıyıda unutmayalım. Hz. Peygamber (sav): ‘İçinde Kur’andan bir şey olmayan kişi harap eve benzer’ buyurmuştur. Hz. Peygamber (sav) içinde Kur’an okunan evle, okunmayan evi şöyle mukayese etmiştir:
‘Kur’an okunan evin hayrı artar, oturanları sıkmaz. Böyle evlere melekler toplanır, şeytanlar uzaklaşır. İçinde Kur’an okunmayan ev, oturanlara dar gelir. Böyle evlerin hayır ve bereketi az olur. Melekler uzaklaşır, şeytanlar üşüşür. İçinde Kur’an okunan, mana ve tefsiri ile meşgul olunan ev, yıldızların yeryüzünü aydınlattığı gibi, gök ehli için aydınlatılır.’
Hz. Peygamber (sav), Kur’an-ı Kerim kendisine vahiy yoluyla geldiği halde, kendisi çok iyi bildiği halde ashabından dinlemeyi de severdi. Kur’an-ı Kerim’i güzel okuyanlardan Abdullah b. Musud’dan Kur’an okumasını istedi. Onu dinlerken gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
Kur’an-ı Kerim, yüce Allah’ın kelamıdır. Kur’an okuyan kişi, okuma sevabından başka yüce tecellilerle karşılaşabilir. Okurken kendisini melekler kuşatır, bulunduğu yere rahmet yağar.
Sahabeden Üseyd b. Hudayr, başından geçen bir olayı anlatır:
Bir gece vakti Üseyd, Bakara Suresi’ni okuyordu. Atını da yanı başında münasip bir yere bağlamıştı. Kur’an okuduğu sırada at birden ürküp şahlanmaya başladı. Üseyd okumayı kesti. O susunca at da sakinleşti. Üseyd tekrar okumaya koyuldu. At yine şahlandı. Üseyd sustu, at da sakinleşti. Bundan sonra Üseyd bir daha okumaya başladı, at yine hırçınlaştı. Üseyd okumayı kesti. Zira Yahya isimli oğlu ata yakın bir yerde yatıyordu. Atın çocuğa zararı dokunur endişesiyle oğlunu geri çekti.
Bu sırada başını kaldırıp gökyüzüne baktığında, beyaz bulut gölgesine benzer bir sis içinde kandiller gibi bir takım cisimlerin parladığını gördü. Sabah olunca Hz. Peygamber (sav)’e gelip durumu anlattı. Hz. Peygamber:
‘Oku ey Hudayr oğlu, oku ey Hudayr oğlu’ diyerek okumaya devam etmesi gerektiğini bildirdi. O gördüğü şeyin Sekine melekleri olduğunu bildirdi. ‘Onlar seni dinlemeye gelmişlerdi. Okumaya devam etseydin sabaha kadar seni dinlerlerdi.’ buyurmuştur.
Kur’an-ı Kerim’de haset etmek, kınanmış ve yasaklanmıştır. Muavezetey diye bildiğimiz Felak ve Nas surelerinde onların şerrinden Allah’a sığınmamız istenmiştir. Ancak gıbta etmek, imrenmek helâldir. Hz. Peygamber (sav) ‘Haset etmek (gıbta etmek ve imrenmek) sadece iki yerde caizdir.: Biri, Allah’ın kendisine Kur’an öğrenmeyi nasip ettiği kimsedir ki, onu gece gündüz okur, kendisini işiten komşusu: ‘Keşke komşuma verilen Kur’an nimeti bana da verilseydi de gereğiyle amel ettiği gibi ben de etseydim.’ der. Diğeri de, Allah’ın kendisine mal verdiği kimsedir ki onu hak yolda sarfeder. Bun gören diğeri: ‘Keşke şu hayır seven kişiye verilen mal gibi bana da verilseydi de onun yaptığı gibi ben de hayır yapabilseydim’ diye imrenir.
Hz. Peygamber (sav) Kur’an-ı bilen, ezberleyen, onu harfiyyen uygulayan ve yaşayan kişilere Kur’an’ın şefaatçi olacağını beyan etmiştir. Onu okuduğu ve hükümlerini bildiği halde gereği ile yaşamayanları da ‘Kur’an’ın şefaatçi olacağını beyan etmiştir. Onu okuduğu ve hükümlerini bildiği halde gereği ile yaşamayanları da ‘Kur’an hançeresinden geçmeyenler’ olarak nitelemiş, onların bu okuyuşlarının kendilerine fayda sağlamayacağını beyan ederek onları şiddetle kınamıştır.